Beşinci Gün Dördüncü Saat

Gece Gündüz
A A

Beşinci Gün Dördüncü Saat

…Uyuyamıyorum. Aslında bir şekilde uyuyorum fakat bedenimin yorgunluktan uykuya muhtaç olması gerekiyor uyuyabilmem için. Evet, çok haklısınız; o videodaki adamı kapatırsam belki uyuyabilirim. Sorun şu ki o adam susunca kafamdaki adam alıyor sazı eline. Onu da kontrol etmek çok zor. İnsanın kafasındaki seslerin susması cidden zaman alıyor. Bazen Feyyaz oluyor, bazen Fikret; Vedat, Cemal, bazen Kemal. Hem insanlara şart koşulmuş uyuma ve çalışma saatleri bence çok saçma, sizce de öyle değil mi? Evet, çok haklısınız. Güneşten faydalanmak vesaire. Zira güneş, bir ütopya için bile altın değerindedir. Fakat beni bir dinleyin; size tarımcı olmayan bir ütopya öneriyorum. On iki saat ayakta kalıp sekiz saat uyuyacağınız. Böylece her güne aynı saatte başlamak zorunda olmayacağınız ve yaptığınız işin de pek önemi olmayacağı bir ütopya. Ah evet, çok haklısınız. Babası, ülkeyi işgalden kurtardıktan hemen sonra rotayı Batı’ya çevirmişken; kış saatini iptal ederek Doğu ile aradaki saat farkını ortadan kaldıran çocukların ülkesinde yaşıyor olmamıza rağmen, hayal gücüm hayli yüksektir benim. Durum bu şekilde sergileniyorken mütevazı bir ada olan ütopyamın limanına gururla yazabilirim: Fetonya. Altına da küçük harflerle Thélème Manastırı’ndan aşina olduğumuz “Dilediğini Yap!” sloganını yerleştireceğim. Evet, çok haklısınız. Fakat benim bahsettiğim sloganın, sizin bahsettiğiniz Celine Dion şarkısıyla bir ilgisi yok.

Kahve konusuna değindiğiniz de iyi oldu. Zira çok haklı olabilirsiniz fakat emin değilim. Uyumamı engelleyen, günde içtiğim yaklaşık yirmi fincan kahve olabilir. Lakin kahve içmediğim zaman yaşamak istemediğim gerçeği, gün içerisinde ilerlememi engelliyor. Kahve içtiğimde ise bu gerçekle yaşamak o kadar da koymuyor. Evet, haklısınız; sade ve şekersiz tercih ediyorum ve dişimdeki lekenin sebebini de çok kahve içmeme bağlıyor dişçim. Evet, yine çok haklısınız, denize bayılıyorum. Bu konuya tam şu noktada değinmiş olmanıza da sevindim, zira kahve ile deniz… Dinleyin. İşim gereği çok seviyorum sanırım denizi. Yahut belki de denizi çok sevdiğim için bu işi yapıyorum. Alın size bir paradoks. Daha önce denizi, bir tahammül kaynağı olarak gördüğümden bahsetmiş miydim? Aslında bu, bir iş arkadaşımla tartışırken geldiğimiz son noktaydı. Denizden tahammül toplayıp günlük hayattaki insanlara tahammül ettiğimi düşünüyorum. Yani bir nevi yakıt takviyesi, kahve gibi. Alkol ve sigara gibi. Bunlar benzer şeyler yani benim için. Evet, çok haklısınız; bunların arasında tek zararı olmayanı deniz…

Velâkin hayır, bu sefer pek haklı değilsiniz. Gözümdeki kanın, uyku durumumla bir ilgisi yok. Herhangi bir uyuşturucu ile de sorunum yok. Normal bir bireyin ihtiyacı olduğu kadar muhtacım ecza dolaplarına. Hoş, kimliğimde yer alan din ibaresini, ağrı kesiciler ve sakinleştiriciler olarak değiştirmeyi düşündüğüm dönemlerden geçmişliğim var. Benim gözümdeki kan, vücudumdaki yüz yirmi altı adet benden bir tanesi. Bir keresinde insanların vücutlarında bulunan benlere, bulundukları bölüme göre anlam verdiklerini okumuştum. Çok sallıyorum; yanaktaki ben yalnızlığı, koldaki asiliği temsil edermiş mesela. Yüz yirmi altı adet benden hangisinin beni temsil ettiğini merak etmiyor değilim. Zira sadece sağ kolumda yirmi altı adet var. Evet, çok haklı ve komiksiniz; benden çok var…

Mustafa Öven

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...