Ben, Dedem ve Kinetik Motoru

Gece Gündüz
A A

Ben, Dedem ve Kinetik Motoru

Aynı adı taşıdığında dede ile bazen aynı sorumlulukları da üstlenirsin. İsim ve soyisim gereken yerlerde özellikle, söylersin, hele küçük yerde büyüdüysen; ‘aa sen bilmem kimin torunu musun ?’ derler. Anlarsın ki o küçük yerde sen sadece ‘sen’ değilsin, o adamın torunusun. Selam ben Sibel Mustafa’nın torunu.

Dedesiyle zaman geçirmeye ne kadar ihtiyacı olduğunu anlamıyor insan küçükken. Oysa her yaşta insanı mutlu kılabilecek bir durum. Yaş 7-12 arasıyken oyun gibi tabi her şey. Hayat, sonu olmayan bir rol oyunu, umurumuzda mı dünya? Nereden bilelim büyüyünce, tek bir günün sırası gelsin diye ömür boyu bekleyeceğimizi, diyerek rahmetle analım Vedat Türkali’yi.

Biz her zamanki yerde buluştuk dedemle yine, saat üç çeyrek. Bir anda biterdi orada. Adam öyle işlemiş ki zihnime, kahraman desem değil, kurtarıcı hiç değil. Sanırım biraz spiritüel bir yeri var. Beslediği güvercinler için yem alacaktık, ben de çuvalları taşımasında yardımcı olmak için oradayım. Bir iki ufak da ayak işimiz var, sonra açıp bir litre rakıyı karşılıklı dertlenme ümidindeyiz. Girdik yemciye, dedemin istediklerini saydım adama. Nedense dedem hiç açmaz ağzını alışverişteyken, insanlardan kaçmak için beni kullandığını düşünürüm bazen. İnat gibi Mesut amca da takmaz dedemi ben varken. ‘Hayret!’ , derim hep içimden, rakı masasına otursalar çocukluk arkadaşları, alışveriş yaparken sanki kanlı bıçaklı. İş başka, arkadaşlık başka dedikleri bu olsa gerek sanırım.

İlk tanışmamız da yine bu yemcide olmuştu Mesut amcayla. Soyadımı duyunca direk; ‘aa sen Sibel Mustafa’nın torunu musun? Çok selam söyle dedeye’ demişti. Yem çuvallarını alıyoruz dükkandan, dede bir el at diyorum, sesini çıkarmıyor adam. Bir çuvalı dahi ellemiyor. Ben arabaya kadar taşıyorum bütün çuvalları tek tek. Gelip oturuyor o da ön koltuğa; ‘Haydi gidelim!’. Sesi bile var ile yok arası dedemin. Öyle böyle derken tüm işlerimizi bitiriyoruz, masada rakı, dedem gözümün içine bakıyor doldurayım diye.

Ama ben; onun kırmızı kinetik motorunu, yıllarca bana verdiği beş yüz bin liraları, babaannemle olan ilişkisini, neden lakabının Sibel olduğunu, elinin dokunduğu yerin neden çok güzel bir şey haline geldiğini, ne zaman bu kadar yaşlandığını ve ne zaman öldüğünü düşünüyorum…

Sonra günüme bakıyorum;

Her zamanki yerde buluştuk yine dedemle, saat üç çeyrek. Ben toprağını ıslatıyorum, yine çiçekler koyuyorum üstüne. Bu ara ihmal de ettim zaten, özür diliyorum.

Sonra dededen babama kalan güvercinlere yem almak için dükkana giriyorum, farklı bir amca, o da beni tanıyor;

‘Yoksa sen Sibel Mustafa’nın torunu musun?’

Mustafa Öven

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...