Başka Bir Şey Bu

Gece Gündüz
A A

Merhabalar; geç kalınmış günlerimin ilk sabahından. Bugünün hikâyesine gözlerimi kapatmışım ben vakti zamanında.

“Kendimi tutucam, çok sabırlı olucam, napıp edip sonunda… Çıldırmıcam, çıldırmıcam…” diye devam eden bir şarkı var. Bu şarkıyla başlıyorum birkaç haftadır günlerime. Kaçırdığım hikâyelerin suçlusu hep kenafir gözlerim.

Bu, hep acelem varken geç kaldığım bir hikâye. Acelemden göremedim belki; geç kalmaktan ziyade. Ev diye kendime tanıttığım kalelerden kaçacak yerim yoktu o zamanlar. Sorarsan da çok mutluydum kale sanılan kutularda. Ama nereden bilirdim ben o kalelerdeyken dışarıdaki savaşta şehitler verdiğimi? Bugünlerde ziyaret ediyorum tek tek o şehitlikleri.

Hatırlar mısınız; tenha mahallelerdeki evlerin boş pencerelerini doldurma oyununu? İşte o pencerelerin en üstüne yerleştirmeye çalıştım geçtiğimiz günlerde bir yakınımı. Bir zamanlar kendisinin de beni o pencerelere yerleştirdiğinden bahsetti, hatta en üste; dördüncü kata. Beni görmek için iner, çıkarmış merdivenleri; dışarının havasını teneffüs etmek adına, aralıklarla her kırk beş dakika. Gözlerimi görmekten bahsetti biraz; aramızda kalsın, sanırım bir kadından duyduğum en heyecan verici cümleydi. Bir keresinde bir kadın da ne kadar güzel sevdiğimden bahsetmişti. Lakin bu bahsi açan kadın ile bahsi geçen sevdiğim kadın farklı insanlardı. Ara katlardaki pencerelerden konuştuğu için kadının sözleri kayda geçmedi, yazık…

Tüm gücünü toplayıp son kurşununu sıkınca insanlar, önlerinde “geç kalmak” gibi bir engel kalmamalı. Zira her doğan güneş, yeni ve tertemiz bir sayfa. Ama bazen, özellikle yalnızken bu sayfalar ne kadar kalabalık?

Ben, doğan güneşle bir başak tarlasına bırakıyorum kendimi deniz kenarından sonra. Üstümdeki tüm ağırlıkları atıyorum etrafıma ve gözlerimi kapatıyorum eski bir dost selamıyla. Söyleyeceklerim içimde kalıyor hep bulunduğum yerin güzelliğinden. Yine de bırakıyorum burayı ve yürüyorum; gözüm kalıyor arkamda. Aklımda, değil bugünün, önümüzdeki yüz doksan sekiz yılın geç olmayacağı var; biraz da benim böyle düşünmemin, hiçbir şeyi değiştirmeyeceği gerçeği.

Başkaları ve onların ne düşündükleri, ne kadar önüne geçebilir bir insanın mutlu olmasının? Yapmadıklarımız için yaşayacağımız pişmanlıklar adına içimizde bolca sızı.

Merhaba hanımefendi. Bugün ne kadar da polarizesiniz! Çok yakışmış. İzin verirseniz türlü zahmetlere girmek istiyorum elinizi tutmak adına; hem gözlerimi kocaman açarım her istediğinizde. Geç mi kaldık diyorsunuz? Boş verin, sonraki otobüse birlikte binelim. “Çok geç olmadan gelmez.” derler yarınlar için; hem kul sıkışmadan Hızır da yetişmezmiş. Bakmayın siz bana; ben saçmalıyorum, saçlarınız yüzünden. Yetişmeniz gereken bir yer var sanırım. Bu yüzden arkada bırakmak istediğiniz her şeye geç kaldığınızı sanıyorsunuz. Açık konuşmak gerekirse; ortak bir tanıdığımızı öldürme hissi uyanıyor içimde size her baktığımda. Yemyeşil sağlıklı bir ağacı baltalayasım ve siz gelene kadar kendimi parçalayasım var ağlamaktan. Anlamsız yerli aksiyon filmlerinin, duygudan ve oyunculuktan yoksun sahnelerinde bile ağlamaklı oluyorken bu durum, pek de zor değil sanırım. Yine de madem gelmeyecektiniz; gözlerim hakkında böyle konuşmamalıydınız hanımefendi! Konuşamazsınız konuşturmam!

Mustafa Öven

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...