Gerçek ve Inception

Gece Gündüz
A A

Gerçek ve Inception

Bu yazı kapsamlı bir film analizi değildir. Sadece Jacques Lacan’ın psikanaliz okumasının sinemadaki izlerine biraz değineceğim ve bunun için en uygun örnek Inception filmi olacaktır. Öncelikle Lacan’ın kullandığı terminolojiyi açıklamakta fayda var.

Lacan insanı ele alırken imgesel, simgesel ve gerçek kavramlarını kullanır. Gerçek, insanın kültürel düzene girmeden önceki saf halidir. Bu, çocukluğun ilk dönemlerine denk düşmektedir. Simgesel düzene geçtiğimizde toplumun oluşturduğu birtakım kuralları, ailede başlayan ve daha sonra toplumda devam eden bir süreçte öğreniriz.

İşte bu noktada gerçek kaybedilir. Zira biz kendi gerçeğimizi ararken, daha önceden kurulmuş hazır bir sistemde bunu bulmaya çalışırız. Bu yüzden gerçeği sembolik sistemde bulmak mümkün değildir. Bu da bizim bilinç dışı dediğimiz kavramı yaratmamızın sebebidir. Bilinç dışını, bilinçaltı yerine kullanıyorum. Bunun sebebi bilinçaltı dediğimizde akla bastırılmış duyguların gelmesi. Fakat bu tamamı ile doğru bir tanım olmaz, zira bilinç dışı mekanizma kendi edimine sahiptir. Her gün okulda çıktığınız basamakları saymazsınız ancak bilinç dışı, bu basamak sayısının bilgisine sahiptir.

Tekrar gerçek kavramına dönelim. Biz gerçeği simgesel düzenin içinde arayıp ona ulaşamayız. İşte bu noktada, bilinç dışı öznel fantezi alanı yaratılır. Bu fantezi alanı bizim belki de asla sahip olamayacağımız gerçeğe bir nebze olsun bağlar.

İkinci kavram ise ayna evresi. Bebek dünyaya geldiğinde, bakıcısına bağımlıdır. Bu yüzden kendisini, annesinden (bakıcısı) ayrı bir varlık olarak göremez, zira benlik kavramı henüz ortada yoktur. İşte ayna evresi, benlik kavramının oluştuğu evredir. Çocuk kendini aynada görürse veya başka insanlarla ilişki içerisinde olursa, kendi benliğinin farkına varır. O annesi ile bütünleşmiş bir nesne değil, ayrı bir insandır. Bu süreçlerin hepsi bilinç dışı bağlantılı süreçlerdir. Eğer çocuk yeterli gelişim düzeyine sahip değilse, aynanın arkasında başka birini aradığı görülebilir.

Rüyaları konu alan Inception filminde birçok ayna görüyoruz. Bazı sahnelerde aynalar kırılıyor; işte bu ayna evresi dediğimiz evreyi sembolize ediyor. Ayna evresi bebeğin gerçek ile bağlantısını kopardığı, sembolik düzene geçmeye başladığı dönemdir. Çocuk kendini aynada görünce kafasındaki “ben” imajını yıkar. Filmdeki bir sahnede bunun örneğini bulabilirsiniz.

Bir diğer dikkat çekici nokta da Leonardo DiCaprio’nun canlandırdığı Cobb karakterinin düşleri. Karısını kaybeden Cobb, onu düşlerinde yaşatmaktadır. Ve filmde sürekli gerçek ile düş arasında ikircikli bir durum söz konusudur.

Lacanian teoriye göre bunu ele alırsak, şunu söyleyebiliriz; Cobb, eşinin öldüğü gerçeğini kabul etmemektedir. Simgesel düzlemde olan bu ifade edemeyiş durumu, onu bilinç dışı bir fanteziye itmiştir. İşte bu fantezi sürekli olarak karısının hayalini ve evlerini görmesi, gerçek ve simgesel düzen arasındaki geçişi anlatır bize.

Bu filmin, Lacan’cı bakışla incelenmesiydi. Rüyalar söz konusu olduğunda anlam bize karışık gelse de aslında buna sebep olan bilinç dışı öncüller basittir. Jacques Lacan, okunması ve ifade edilmesi oldukça zor bir filozof-psikolog; bu yüzden kendi anladığım kadarıyla aktardım size de. Ancak sırrı hala çözülmemiş bu filozof merak edilip araştırılırsa, bizi gerçeğe yakınlaştıracağını düşünüyorum.

Mustafa İnce

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...