Tedai

Gece Gündüz
A A

-Bir bebek bağırtısı-

En arkada oturuyordu, dikenli elleriyle insanlara dokunmaktan tuhaf bir zevk duyan adam. Bu bir zevk olduğu kadar, bir vazifeydi de onun için. Kendini bunu yapmak zorunda hissediyordu. Fakat üstlendiği görev, onu fazlasıyla yoruyordu artık. Güçlükle tutunduğu hayat, parmaklarını kanatıyor; kolu, feci bir acı eşliğinde uzuyordu. Ölmek istiyordu. Fiyakalı ölümler görüyordu düşünde. Yaşama ancak ölüm fikriyle tutunabiliyordu belki de. Adı sanı duyulmamış şeylere ilgisinden midir nedir? Ölümü ciddiye alıyordu. Ve bu yüzden… Çağın uyuşuk insanları, yapayalnız bıraktı onu. Bir bebek bağırtısının, ölüm ile bir alakası olduğunu anlatamadı insanlara. Yalnızlık, ne dediği anlaşılmayan kirpi sürüleri doğurdu. Yağmur, göğsünde birikti. Ateşe büründü yüreği. “Yolculuk nereye?” diye kimse sormadı. Anladı. “Ölüyorum.” demenin bir sarsıcılığı kalmamıştı kimse üzerinde.

-Bir bardak su-

Bir çiçek almıştı sevdiğine, cam kenarında annesine el sallayan adam. Ve şimdi sevgilisinin yanına gitmek üzere binmişti otobüse. Dolayısıyla ölüm, onun için en fazla dedesinden kalma bir saatti. Mutlu insanlar, biraz inanırlardı ölüme. Bu fikri mümkün olduğunca uzak tutarlardı kendilerinden. Eli çiçekli adam, su istedi muavinden. Bir bardak suyun, ölüm ile nasıl bir ilişkisi olduğunu anlayamadı. Aşka yordu iliklerine kadar hissettiği iç titremesini.

-Bir dilim kuru kek-

Üniversiteli bir tanrıtanımazdı gözlüklü kız. Felsefe okuyordu. Ölüm üzerine çok düşünmüştü. Ölümün varlığının, onu onurlu bir yaşama zorladığına inanıyordu. Bu düşünce, ölümün ürpertici soğukluğundan kısa süreliğine de olsa sıyırabiliyordu onu. Bir film açtı. Kafasını biraz olsun rahatlatacağını umarak. Ve yeşil saçlı kız, çantasından çıkardığı kuru keki yerken kuru kekin, ölüm ile bir ilgisi olduğunu aklına bile getirmedi.

-Bir tutam ışık-

Her şeye olduğu gibi ölüme de safiyane bakan çocuğun gözleri, güneşin esrarengiz aydınlığından kamaştı. Bu ara sadece âşık olduğu kızı ve okuldaki futbol turnuvası fikstürünü gezdiriyordu aklında. Kafasındaki kavramlar, tam olarak yerlerine oturmuş değildi. Ölüm ile ilgili de çok düşünmemişti. Yalnızca dedesinin cenazesinde ölüm hakkında kafa yorma ihtiyacı hissetmiş, bu süreç de annesinin rahatlatıcı açıklamalarının ardından son bulmuştu. Perdeyi çeken ve gözlerini güneşten kurtaran çocuk, elbette ki insan yüzlerinde biriken bir tutam ışığın ölüm ile bir ilgisi olduğunu bilmiyordu.

-Acı bir fren sesi-

Olağan dışı hiçbir şey barındırmayan yolculuk şekil aldı. Ağaçların kesilmesini protesto eden bir grupla karşılaşıldı önce. Sonra bir koyun sürüsüyle… Futboldan bahis açıldı. Şoför hararetle bir şeyler anlatırken yanındaki adama, fark etmedi karşıdan gelmekte olan tırı. Tecrübeli şoförün bir anlık dikkatsizliği, acı bir fren sesine dönüştü. Taklalar atmaya başladı otobüs. Çok kısa sürdü her şey. Çığlıklar koptu. Kan aktı.

Bir menekşe duruyordu adamın göğsünde. Ve bir gül, çocuğun boynunda.

-Bir haber-

“4 kişi öldü.” denildi haber bülteninde. 1 dakika sürdü haber. Kimse söylemedi, arzusuna kavuştuğunu en arkada oturan adamın. Kimse bahsetmedi, âşıktı o çocuk ve maçı vardı 2 gün sonra okulda. Kimse söylemedi; yeşil saçlı kızın son yediği şeyin, ölüm ile arasında bir ilişki kuramadığı kuru kek olduğunu. Ve anlatmadı bir kişi bile; sevgilisine aldığı gülü, ölüme hediye eden adamın hikâyesini.

Bir menekşe duruyordu adamın göğsünde. Ve bir gül, çocuğun boynunda.

Ne tuhaf ki bunu gören insanlar; menekşenin ve gülün, ölümle nasıl bir ilişkisi olduğunu anlayamadı. Ve hikâye, hiçbir şey olmamış gibi yeniden başladı.

Mustafa Aplay

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...