Obsesyon

Gece Gündüz
A A

Obsesyon

Sabah… Yağmur çiseliyor. Her gün gördüğüm mide bulandırıcı yolda, düşük tempoda yürüyorum. Hep düşük tempoda yürürüm ben. Çünkü rivayet odur ki: Yazarlar, yavaş yürürler. Ve ben, söylemesi ayıp mıdır bilmem ama… Yazarım. Önceden daha büyük bir yazardım. Hatta bir ara dünyanın sayılı öykücüleri arasına falan girmiştim. Ne günlerdi ama… Herkes beni konuşurdu. Gazetelere manşet olurdum. Fotoğraf çektirelim diye yalvarırlardı garipler. Delirmişti millet kısacası.

Düşündüm, içim ferahladı.

Yürüyorum. Yağmur çiseliyor. Kendimi bir film karakteri gibi hissediyorum. İyi bir film izledikten sonra böyle olur hep. Dün, Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı “Bir Zamanlar Anadolu’da” filmini izledim. Tadı damağımda kaldı. Hele o sofraya oturdukları sahne; film bittikten sonra bir daha izledim o bölümü. Doğrusu, sinemadan fazla anlamam ama bilmediğim konularda da yorum yapan bir insanım. Bana kalırsa bu filmi beğenmeyen…

Düşündüm, içim ferahladı.

Yürüyorum. Yağmur çiselemiyor. Yağıyor. Ve ben, az da olsa artırıyorum hızımı. Tekel bayisinin yanından da geçtim. Fırın geride kaldı zaten. Nasar Kırtasiye… Bu ne lan? Yeni mi açıldı acaba burası?

“Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün…”

Marquez enteresan bir adam. Gerçi kesin konuşmamak lazım. Belki de sadece yazdıkları enteresandır. Böyleleri de var çünkü. Ben mesela. Günlük hayatta aklım ne kadar da başımdadır oysa. Ama böyle abuk sabuk şeyler yazıyorum işte. O değil de… Bu Marquez nereliydi? Kolombiyalı mı, Meksikalı mı?

Düşündüm, içim ferahladı.

Yürüyorum. Islandım ama sorun değil. Akıllı insanlar ıslanmayı hiç sorun etmezler. Su nihayetinde. Kezzap değil ki bu. Ölümden öte köy de yoktur ayrıca. Bir gün hepimiz öleceğiz. Bir gün öleceğim. Belki de ölmüşümdür. Git yaz bakayım Google’a, ben ölmüş müyüm? -Muhtemelen “Bunu mu demek istediniz: ‘Mustafa Alpay’ sorusu çıkacak karşına. “Hayır.” de. Israr et. Sonra varsa biyografime bak, yoksa Facebook’a falan gir. Bak bakayım, ölmüş müyüm?-

Bugün sınav mı vardı? Hiç çalışmadım. Hayır, hasta değilim ben. Sadece tembelim. Hayır, deli de değilim. “Tembelim.” diyorum, “Tembel.”

Düşündüm, içim ferahladı.

Düşünmek istemiyorum. Artık düşünmek istemiyorum. Herkes gibi olmak istiyorum. Onlar takmıyorlar kafalarına. Bazıları kel. Bazıları kambur. Aynı kelimeyi 35 defa okumuyorlar. Göz kırptıklarını fark etmiyorlar bile.

Yürüyorum. Giriyorum sınıfa. Yağmur damlaları cama vuruyor. Çıkan ses çok güzel. “Günaydın.” diyorum. “Günaydın.” diyorlar. Her gün tekrar ediyorlar bunu. Ne güzel insanlar.

Takıntılı değilim ki ben. Hasta da değilim. Deli de değilim.

Sadece yineliyorum. Her gün “Günaydın.” diyorum mesela. Her gün “İyi akşamlar.” diyerek çıkıyorum kapıdan.

Düşündüm, içim ferahladı.

Yağmur yağıyor. Dışarıyı seyrediyorum. Yüzüme bakıp bir şeyler söylüyorlar. Ciddi meselelerden bahsediyormuş gibi bir hâlleri var. “Ulan Marquez…” diyorum, “Marquez… Kolombiyalı mıydı, Meksikalı mı?” Kafam çok karışık. Demek ki bir kafam var.

Düşündüm, içim ferahladı.

Yağmur yağıyor. Deli değilim. Hasta da değilim. “Günaydın.” diyorum sadece her sabah. “İyi akşamlar.” diyorum akşamları. Bazen kafam karışıyor. Öğlenleri de “İyi akşamlar.” diyorum.

Gülmeyin. Bu kadar çok düşünseniz… Bu kadar çok düşünseniz belki siz de… “Günaydın.” dersiniz hiç tanımadığınız insanlara; hem de hangi zamanda okunduğu bilinmeyen abuk sabuk bir öykünün sonunda…

İyi geceler.

Mustafa Aplay

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...