Isaac Leib Peretz – Sessiz Bonthsa

Gece Gündüz
A A

Isaac Leib Peretz – Sessiz Bonthsa

Isaac Leib Peretz’in Sessiz Bonthsa adlı öyküsüyle Yahudi Öyküleri adlı bir antoloji vesilesiyle tanıştım. Din kavramına, inançlara olan ilgim ve aynı zamanda öykü severliğim hasebiyle kitabı almakta tereddüt etmemiştim. Fakat doğrusu bu kadar iyi bir kitapla karşılaşmayı hiç beklemiyordum. Kitap tahmin ettiğiniz üzere Yahudi yazarların öykülerinden oluşuyor ve eğer Yahudi yaşamına, tarihine yahut Musevilik inancına ilgi duyuyorsanız kitabı okumanız durumunda on altı iyi okumaktan daha anlamlı bir öykü yolculuğuna çıkmış olacağınız kesin. Ben bu yazıda tek bir öykü üzerine eğileceğim ama siz kitabı okursanız Yahudi Öyküleri’nin Sessiz Bonthsa haricinde de çok iyi öyküler barındırdığı konusunda sanıyorum ki benimle aynı fikirde olacaksınız.

Sessiz Bonhthsa, 9 sayfadan müteşekkil, kısa sayılabilecek bir öykü. Şöyle başlıyor:

“Sessiz Bonthsa’nın ölümü şu yeryüzünde neredeyse hiçbir etki uyandırmadı.”

Bu basit gibi görünen ama oldukça sarsıcı başlangıç cümlesinin ardından sağlam bir giriş yapıyor Peretz öyküye:

“Herhangi birine sorun: Bonthsa kimdi, nasıl yaşadı ve nasıl öldü? Ağır ağır mı düştü takatten, kalbi yavaşça mı durdu, yoksa bedeninin en ücra köşesine değin taşıdığı yüklerin altında ezilmiş miydi? Kim bilir? Belki de sadece bir şey yememekten, açlık denen şeyden ölmüştü.

“Eğer caddelerden geçen koşulu bir at düşseydi insanlar bloklar öteden olayı izlemeye gelir, gazeteler bu büyüleyici olay hakkında yazar, tam atın düştüğü noktaya da bir anıt kondurulurdu. Sayısız insanoğlunun da içinde bulunduğu bir yarışta bu at böyle bir paye için hiçbir bedel ödememiştir. Hem kaç tane böylesi at vardır ki zaten? Ya insanoğulları; onlardan yüz milyonlarcası olmalı.”

Peretz, Bonthsa’yı anlatmaya devam ederken bir yandan da Bonthsa’yı araç olarak kullanıp birçok insan tekinin bir okyanusun kıyısında, “tıpatıp benzerlerinin arasında var olan bir kum tanesi”nden başka bir şey olmadığını söylemek istiyor sanki. İnsanlar doğuyor, ölüyor ve her insanın aynı zamanda bir alem olduğunu düşünürsek bir alemin doğup sonra da nefessiz kalması, bir başka ifadeyle küçük kıyamet, nasıl oluyor da bu kadar kayıtsızca karşılanabiliyor.

“Bonthsa bir insanoğluydu; bilinmeden yaşadı sessizce ve sessizce de öldü. Dünyamızdan bir gölge gibi geçiverdi.”
Dünyadan gölge gibi geçen insan yığınlarının temsilcisi Bonthsa. Fakat Peretz bunu aşağılayarak değil, tersine yücelterek anlatıyor.

“Bonthsa hastaneye kaldırıldığında on kişi onun ölmesini ve küçük, dar tahta karyolasının kendilerine kalmasını bekliyordu; hastaneden morga götürüldüğünde yirmi kişi onun tabut örtüsünün boşalmasını bekliyordu; morgdan çıkartılıp dışarıya götürüldüğünde ise kırk kişi onun sonsuza değin uzanacağı yerde uzanmak için bekliyordu. Kim bilir şu anda da kaç kişi ondan bir parça dünya toprağı koparmak için bekliyordur?

Sessizlik içinde doğdu, sessizce yaşadı ve sessizlik içinde de öldü. Ve neredeyse daha büyük bir sessizlikle de toprağa verildi.”

Batı Medeniyeti’nin ve din olarak kabul edilse muhtemelen kutsal kitapları olacak kişisel gelişim kitaplarının öğretisine göre bu insanlar için kötü bir şey. Sessizce yaşamak ve sessizce ölmek. Hatta hayatımızın her saniyesini keyif alarak geçirmemiz, sürekli konuşmamız ve daima en yükseği için çabalamamız gerektiğini düşünen insanlar için Sessiz Bonthsa, tedaviye ihtiyacı olan bir akıl hastası olarak bile görülebilir. Ama Peretz için öyle değil. Peretz öykü boyunca bu sessizliği yüceltiyor ve Bonthsa’nın ölümünden sonrasını da belki Musevi öğretisine göre belki biraz da kendi kurgusuna göre şöyle tasvir ediyor:

“Cennette Bonthsa’nın ölümü müthiş bir olaydı. Mesih’in ulu borusundan Arş’ın yedi katına duyuruldu: Sessiz Bonthsa öldü! En yüce melekler en muhteşem kanatlarıyla haberi birbirlerine ulaştırmak için koşturup uçtular: ‘Kimin öldüğünü biliyor musunuz? Bonthsa, Sessiz Bonthsa!”

Peretz’in tasvirinin devamında iki melek Bonthsa’ya bir taç ve bir taht getiriyorlar. İki aziz Bonthsa’nın niçin ilahi adalet divanında sorgulanmadığını soruyor, kıskançlık taşıyan seslerle.

Dünyada hiç değer görmeyen, önemsenmeyen Bonthsa ölümünün ardından bambaşka bir konuma geliyor. Hikâyeyi okumak konusunda şevkinizi kırmamak adına daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Yazıyı, bu etkileyici öyküden aldığım bir bölümle sonlandırıyorum. Umarım Sessiz Bonthsa’nın ve Yahudi Öyküleri’nin bende uyandırdığı etkiyi tarif edebilmiş ve anlamlandırabilmişimdir.

“‘Ne istersen onu. Aldığın her şey senindir.’ ‘Gerçekten mi?’ diye tekrar sordu Bonthsa, bu kez sesi daha güçlü ve emindi. Ve yargıç ve tüm ilahi ulular yanıtladılar: ‘Gerçekten.’, ‘Gerçekten.’, ‘Gerçekten.’.
‘İyi o zaman.’ dedi Bonthsa -ilk defa gülümsüyordu- ‘İyi, istediğim şey, ekselansları; her sabah bir dilim sıcak ekmek ve taze tereyağı ile bir kahvaltı etmek.”

Mustafa Aplay

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...