Halas

Gece Gündüz
A A

Halas

Ellerinde çivilerle geldiler.
Alınlarınıza aydınlık çakacağız dediler.
Taşlar yuvarlandı kafalarına sonra.
Defolup gittiler.

***

Kaşı açılmış, yüzü kanlar içinde kalmıştı. Dudağından, kafasından, diş etinden kanlar akıyordu. Acı dolu iniltiler yükseliyordu zavallıdan. Defalarca tekmelenen bacakları, artık zavallının ayakta durmasını sağlamıyordu. M’nin takım elbiseli, kaslı ve gözlüklü adamları, yerlerde sürüyerek götürüyorlardı onu. En başta çok direndi. Fakat takati kalmayıncaya kadar mücadele ettikten sonra artık uslu bir çocuktan farkı kalmamıştı.Yine de ara sıra varlık ile yokluk arasında bir yerde duran cümleler çıkıyordu ağzından.

“Ne yaptım ben size?”

“Nereye götürüyorsunuz beni?”

“Çoluk çocuk sahibiyim ben.”

“Milletvekili tanıdığım var benim.”

M’nin takım elbiseli, gözlüklü ve kaslı adamlarından bir tanesi, zavallının kendisine sertçe bakarak bir şeyler mırıldandığını fark edince bir tekme daha savurdu zavallının karnına. “Ah.” diye inledi ve yerde sürüklenmeye devam etti.

Çok da iyi çalışmayan kafasında bir yığın ihtimal dolanıyordu. Ne olmuştu? Bu adamlar onu nereye götürüyordu? Bir kız meselesi miydi acaba? Farkında olmadan bir aşiretin kızına falan mı ters bakmıştı yoksa? Belki de mahallede kavga ettiği çocuklardan biri yüzünden şu an bu haldeydi.

Gayret etti ve kafasını kaldırdı.

“Siz kimsiniz?”

Bir kahkaha patlattı uzun boylu olanı. Kafasına hafifçe vurdu zavallının. Alay ediyordu onunla.

“Biz akıllı ve aydın insanlarız. Senin gibi aptal değiliz yani.”

Anlamadı zavallı. Bu adam onu nereden tanıyordu? Neden “Aptal,” demişti şimdi ona? Üstünden tır geçen bir köpeğin veterinere götürülüşünü andıran şekilde, bir kapıdan içeri soktular zavallıyı. İzbe ve karanlık bir yerdi. Soğuktu. Yeni taşınılmış ev kokuyordu. Odanın ortasında elinde kitabıyla sağa sola yürüyen, gözlüklü, sakallı ve uzun boylu bir adam… Namı diğer M… Adamları, zavallıyı sürükleyerek M’nin hemen yanındaki sandalyeye oturttular. Ellerini bağladılar; ayaklarını da. Zavallı, olan bitene anlam veremiyordu. Ne suç işlediğini bilmediği gibi bir suç işleyip işlemediği konusunda da fikri yoktu.

“Neden bağladınız beni?” dedi ağlamaklı bir ses tonuyla.

M, masasındaki kadehinden bir yudum daha aldı. Alaycı bir gülümseme takındı sonra. Türk filmlerindeki kötü adam tiplemesini andırıyordu hareketleri.

“Korkma.” dedi.

“Bir şey yapmayacağız sana. Küçük bir işimiz var sadece, onu halledip göndereceğiz.”

“Ne yapacaksanız yapın.” dedi.

Korkusunu belli etmemek için çok uğraşsa da beceremiyordu zavallı.

“Sadece bir çivi çakacağız alnına, aydınlık çivisi… Ondan sonra da göndereceğiz.” dedi M ciddi bir tavırla.

Zavallının kanlar içindeki yüzüne baktı. Keyif alır gibi uzun süre seyretti onu. Elindeki kitaba çevirdi sonra kafasını. İlk sayfayı açtı.

“Önsöz.” dedi.

İçi titredi zavallının.

“Hayır, yapma. Lütfen yapma!” diye haykırdı.

Yankı yaptı sesi. Acısı odanın içinde döndü, dolaştı. M’nin kulağına değdi, yüreğine değmedi. “Ne kadar sessiz kalırsan işin o kadar çabuk biter. Aydınlığa kavuşursun.” diye ikaz etti M, zavallıyı. Okumaya devam etti.

“Gerçek şudur ki…”

Bir gürültü koptu. Dağlar birbirine mi kavuşuyordu? Gök maden işçiliğine mi soyunmuştu? Nereden geliyordu bu ses? M, korkuyla sesin kaynağını aradı. Zavallının yüreği ağzından dışarı fırladı.

Taşlar yuvarlanıyordu merdivenlerden. Çığ gibi birbirlerine karışıyor, daha da büyüyorlardı. Zavallıya gülümseyerek göz kırptılar. Duvar da yardım ve yataklık yaptı doğruya. M ve adamları kaçışmaya başladı sonra sağa sola. Çığlıklar, bağırmalar yükseldi. Taşlar kovaladı. Onlar kaçtı. Taşlar kovalamayı bıraktı bir süre sonra.

Bir tanesi gülümseyerek zavallıya döndü.

“Defolup gittiler.” dedi.

Zavallı, M’nin kaçarken önüne attığı kitaba baktı. Yüzünden akan kanlar kitaba damlamıştı. Güldü.

Taşlar yavaş yavaş yerine oturuyordu.

Mustafa Aplay

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...