Esrarengiz Bir Fotoğraf

Gece Gündüz
A A

Esrarengiz Bir Fotoğraf

Spor yorumcularının kavramlarıyla konuşan; öğretmenlerin, cumhurbaşkanlarından daha önemli insanlar olduğunu düşünen bir çocuğun fotoğrafı bu. Rakip Türk takımlarının Avrupa’daki maçlarında daima yabancı takımı tutuşu, hiçbir sınava yeteri kadar çalışmayışı falan filan. Bunlar bir kenara da bu fotoğraftaki çocuk benim lan. Bildiğiniz benim yani. Bu düşünce beni ürpertiyor. İçinde yaşanılan ve terk edilmesi imkânsız olan bir memleket: “Ben…” Asla diğerleri gibi göremeyeceğim onu, duyamayacağım da. Siz bunların kafa yorulmaya değmeyen şeyler olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bilmiyorum. Haklı olabilirsiniz.

“Bak oğlum, burada da 7-8 yaşlarında falansın. İlkokul önlüğünlesin.”

Birkaç şey var aklımda o yıllardan. Sınıfın en güzel kızını sevdiğim yönündeki asılsız iddiaları hatırlıyorum. Birazcık güçlü biri olsaydım benimle dalga geçen o şerefsizleri döverdim. Sana ne ulan seviyorsam. Kaldı ki öyle bir şey de yoktu. Ağlayıp zırlamıştım. Öğretmen, gülerek teskin etmişti beni.

“Gülerlerse gülsünler oğlum, bakma sen onlara. Sevmek suç değil ki; ne var bunda?”

“Yeminlen sevmiyorum örtmenim, yeminlen…” diyerek ağlamaya devam etmiştim.

O kızı sevmiyordum gerçekten. Zaten kızlardan genel olarak hoşlanmazdım ben. O yaşlardaki bir erkek çocuğu için doğal bir durum sanırım. Kızlar benim oynadığım oyunları oynamazdı. Futbolu da sevmezlerdi. Barbie’leri falan vardı onların. Dizilerdeki yakışıklı erkekleri kahraman seçmişlerdi kendilerine. Benim kahramanım ise Alex’ti o yıllarda.

“Bak, burada da annen ayağında sallıyor seni.” diyor babaannem, işaret parmağı albümde.

Bebekken çok şirinmişim. Bütün bebekler şirindir. Biliyorum.

“Ayakta sallamak iyi değilmiş, öyle diyorlar babaanne.”

“Kim diyor?”

“Avrupalı bilim adamları.”

Gülüyor. Niye gülüyor? Sonra gözlerini albümden kaldırıp bana çeviriyor.

“Gâvurun aklı olsa Müslüman olurdu oğlum.”

Harbiden lan. Doğru söylüyor kadın. Babaannem çok acayip bir insan, çok seviyorum onu. Hele şu yakın gözlüklerini taktı mı var ya; bir babaanne bu kadar mı tatlı olur?

“Annen ile babanın düğününden bu fotoğraf da. Ne kadar genciz o zaman.” diyor babaannem kendisini ve dedemi işaret ederek.

Çok da genç değiller aslında. Ama dedem, hakikatten yakışıklı adammış. Onu fark ediyorum. Ve fotoğrafı babaannemin elinden alıp derinlemesine inceliyorum. Anneannem takılıyor gözüme. Gözleri şişmiş, kızarmış. Eee, senelerce didinip yetiştirdiği kızı yuvadan uçup elin adamına gidiyor nihayetinde. Elin adamı mı? Oğlum baban o senin, ne biçim konuşuyorsun? Doğru, elin adamı değil, babam. Babam iyi adamdır. O da oldukça ciddi çıkmış fotoğrafta. Normal. Kim bilir kaç gündür düğün işleriyle uğraşıyor adam? Arkada halam var. Gülüyor. Hep güler. Teyzem de orada, henüz bekâr. Amcam, yengem, Sedat Abi… İki geniş aile aynı fotoğrafta birleşmiş. Dayılarım, babamın amcaları, annemin halaları falan. Kadro geniş. Şu, babamın eniştesiydi herhalde. Bir defa görmüştüm bir düğünde. Bu da… Bu kim lan?

“Bu adam kim babaanne?”

Gözlerini kısıyor. Fotoğrafı uzaklaştırıyor. Uzun süre bakıyor.

“Bilmem ki; tanımıyorum.”

“Aile fotoğrafı değil mi bu babaanne, nasıl tanımıyorsun?”

Tekrar alıyor fotoğrafı, bir daha bakıyor.

“Yok, tanımıyorum. Babanın arkadaşı falan olabilir belki.”

Babamın arkadaşının ne işi var aile fotoğrafında. Arkadaşı olacağını pek zannetmiyorum. Ama aileden olsa bilirdi herhâlde babaannem.

“Allah Allah, kim bu acaba?”

“Baban gelince sorarsın.”

Babam gelene kadar fotoğrafı inceliyorum. Tanımadığım başka bir sima yok. Sadece o şapkalı adamı tanımıyorum. Elinde poşet var. Gülüyor. Ben onu ve fotoğrafı incelerken babam giriyor içeri. Elimde fotoğrafla onun yanında alıyorum soluğu.

“Bu kim baba?”

“Oğlum, dur. Soluklanayım biraz.” diyor ve bir yandan da fotoğrafa bakıyor. Dikkatini çekmiş olacak alıyor elimden. O fotoğrafa bakıyor, ben ona. Gülümsüyor sonra.

“Ne kadar gençmişiz ya…”

“Boş ver şimdi onu baba, bu adam kim; sen onu söyle.”

Gözlerini gözlerime çeviriyor.

“Hangi adam?” diyor.

Parmağımla gösteriyorum. Bakıyor. Uzun süre bakıyor.

“Hakikaten kim lan bu?” diyor.

“Ulan adam aile fotoğrafına girmiş, tanımadığınız adamın ne işi var aile fotoğrafında…” diye düşünüyorum ama bir şey söylemiyorum. Anneme gösteriyorum fotoğrafı, o da tanımıyor. Kafayı takıyorum bu olaya. O fotoğrafta olan herkese soruyorum. Yok, kimse tanımıyor. Bu adam kim ulan? İçim içimi kemiriyor. Facebook’a koyuyorum fotoğrafı. “Bu adamın kim olduğunu bulamadık.” yazıyorum. Gerçekten aileden biri olsa rezillik… Oradan da bir sonuç çıkmıyor. Kafamda bir yığın ihtimal var. Acaba o adam gerçekten bizim aileden biri mi? Zamanında yüz kızartıcı bir suç işlediği için hapse mi girdi? Ve bu olay benden saklanıyor mu? Olabilir. Kafayı taktım. Üzerine gitmekte kararlıyım.

Bir sürü insanla konuşuyorum. Düğün fotoğraflarını inceliyorum. Adam başka bir fotoğrafta da yok. Sadece o aile fotoğrafında yer alıyor.

“Bu fotoğraf ne zaman çekildi?” diyorum babama.

“Oğlum, bu kadar abartma şu olayı. Adamın biri gelip girmiş işte aile fotoğrafına. Kimse de fark etmemiş herhâlde. Fark eden olduysa da çık git diyememiştir.”

Benden bir şey sakladıkları yönündeki şüphem artıyor.

“Ne zaman çekildi bu fotoğraf baba, söyleyiver işte.”

“Düğünden hemen sonra.” diyor bıkkın bir ifadeyle.

“Düğünün videosu falan var mı?”

“Bir tane var galiba ama çok kalitesiz. Öyle düğünü falan da çekmedik zaten. Sadece takı töreni var.”

Babamın da yardımıyla videoyu buluyorum. Bir CD’ye aktarmışlar zamanında. Aklımda ihtimaller dolanıyor. Videoyu açıyorum ve pür dikkat bir şekilde izlemeye koyuluyorum.

***

“ŞOK GERÇEK 15 YIL SONRA ORTAYA ÇIKTI!”

“İzmir’de fıkra gibi bir olay yaşandı. Düğünde yaşanan ilginç olay, 15 yıl sonra düğün fotoğrafındaki esrarengiz adamın fark edilmesiyle ortaya çıktı. Aileden kimsenin tanımadığı adamın, aile fotoğrafına girmesi ve 15 yıl boyunca hiç kimse tarafından fark edilmemesi dikkat çekti. Gerçek ise takı töreni videosunun izlenmesiyle ortaya çıktı. Videonun yavaşlatılmış hâlinde adamın, el çabukluğuyla takılan altınlardan birkaçını kendi poşetine attığı görülebiliyor. Daha enteresan olanı ise adamın, gayet soğukkanlı şekilde, adeta dalga geçercesine aile fotoğrafına girmesi… Aile üyeleri şok içinde olduklarını söylerken altınların eksik olduğunu daha önce fark etmediklerini de ifade ettiler. Yapılan ilk incelemelere göre şahsın, daha önce birçok kez akıl hastanesinden kaçan ve hâlihazırda Bakırköy Akıl Hastanesinde tedavi gören Deli Hamdi namlı H.K. olabileceği belirtiliyor.”

Mustafa Aplay

Bunu neden başkaları da okumasın ki?
Paylaşmak güzeldir...

Bak bir de bu var...
Ortak Yalnızlık
Ortak Yalnızlık

Kusursuz bir şiirin, aynı mısralarında karşılaştık Zeytin Gözlü Yalnızlığın gerçek sahibiyle. Yabancılığımızı yadırgamadan kendinden bir parça serdi önüme o gece.

Kapat