Dino Buzzati – Tanrı’yı Gören Köpek

Gece Gündüz
A A

Dino Buzzati – Tanrı’yı Gören Köpek

Bu yazımın bahsi, beni en çok etkileyen yazarlardan biri olan Buzzati’nin birbirinden ilginç ve okunmaya değer öykülerinden oluşan Tanrıyı Gören Köpek kitabıdır. Sürekli elimin altında olan ve defalarca okuduğum bu etkileyici öykülerde belli ki sihirli bir yan var. Bir şekilde kendini anımsatmayı başarıyor. Bazen yazmaya hazırlanmak için, bazen iyi bir öykü okumak için, bazen de sadece canım sıkıldığı için sürekli dönüyorum Tanrı’yı Gören Köpek’e. Okumakta olduğunuz yazıyı da bu hayranlığımı anlamlandırmak dışında bir amaç gütmeden yazıyorum. Böylelikle sanıyorum ki kitap hakkında eleştirel bir gözle objektif değerlendirmeler yapmaya niyetimin olmadığını işin başından belli etmiş oldum.

Bana kalırsa kitabın en can alıcı öyküsü Yedi Kat. Kaç defa okuduğumu bilmiyorum. Hayranlık uyandırıcı. Öylesine büyülü bir kurgu ki okurun yakasını asla bırakmıyor ve her okumada aynı lezzeti veriyor. Öyküde ilginç bir hastaneden bahsediliyor. Yedi katlı bir hastaneden… En hafif hastalar yedinci kattan giriş yapıyor hastaneye. Altıncı kat biraz daha ağır hastalar için. Aşağı inildikçe görülen rahatsızlıkların şiddeti artıyor ve artık birinci katta ölmek üzere olduğu düşünülen hastalar var. Giuseppe Corte yedinci kattan giriyor hastaneye ve çok hafif bir rahatsızlığı var. Ve aşağı katlara inmekten çok korkuyor. Sonra korktuğu yavaş yavaş başına gelmeye başlıyor Corte’nin. Doktor her seferinde onun durumunun farklı olduğunu ve hastalığının ciddi bir hastalık olmadığını yineleyerek bir aşağı kata inmesi konusunda ikna ediyor onu.

“İneceğim kadar indim aşağıya. Gebereceğimi de bilsem dördüncü kata gitmem.”

Öyle bir noktaya geliyor ki ölmekten daha çok aşağı katlara inmekten korkuyor Corte. Bu durum aslında hayatta da çok sık gördüğümüz bir şey. Birtakım zaafları olan insanlar bu zaaflardan ziyade toplum piramidinde aldıkları yerden rahatsız oluyorlar. Bizim karakterimiz için de aynı şey söz konusu. Buzzati bunu düşünmüş müdür bilmem ama ben her okuyuşumda düşünüyorum. Ne kadar ağır hasta olduğumuzu mu önemseriz yoksa kaçıncı katta olduğumuzu mu?

Buzzati’nin bir başka öyküsü de uzaylıların dünyaya gelişi hakkında. “Uçan Daire” adlı öykü bize yazarın hayal ve zihin dünyasıyla ilgili ipuçları veriyor.

“İnsan, ne yapıyorsun?” diye sordu, ikilinin hep soru soranı.
“Ne mi yapıyorum? Dua ediyorum. Siz etmez misiniz? Dua etmez misiniz?”
“Biz dua etmeyiz mi? Niye edelim ki?”
“Tanrı’ya bile dua etmez misiniz?”
“Etmeyiz.” dedi garip yaratık ve aynı anda, kim bilir niye, canlı tacı birden titremez oldu, gevşedi, rengi soldu.
“Zavallılar.” diye mırıldandı Don Pietro.

Hata yapan, hatalarından pişman olan ve dua eden insan; kuşkusuz hiçbir şey hissetmeyen, pişman olmayan ve dua etmeyen uzaylılardan makbuldür değil mi? Şöyle devam ediyor Don Pietro:

“Demek ilk günahı işlemediniz, sonuçlarına katlanmadınız. Soylusunuz, bilgilisiniz, geçmişiniz temiz. Şeytanla karşılaşmadınız hiç. Akşam karanlığı bastırdığında neler oluyor içinize kim bilir! Kahrolası bir yalnızlık, bir işe yaramamanın ölümcül sıkıntısı.” “Hiç kuşkum yok.” diye mırıldanmayı sürdürdü papaz. “Tanrı bizi yeğler. Kendisiyle tek söz etmeyen bu çalışkan öğrencilerdense bizim gibi kıskanç, alçak, yalancı domuzlar daha iyidir. Tanrı onlardan ne zevk alabilir ki? Sonra kötülük, pişmanlık, gözyaşı olmadıktan sonra yaşamanın ne anlamı kalır?”

İnsan gerçeğine, dünyaya, Tanrı inancına, din kavramına temas eden tek öyküsü de bu değil Buzzati’nin. Bir başka öyküsünde kıyamet kopuyor ve papazlar keyifli şekilde “Size söylemiştik.” edasıyla dolaşıp insanların günahlarını dinliyor. Hikâyenin sonunda ise bir papaz “Benim günahlarımı kim çıkaracak?” diye düşünerek kaygılanıyor.

Papaz tam anlamıyla titriyordu, ayakları, huysuz çocuklarınki gibi mermere vuruyordu. “Ben ne olacağım? Ben ne olacağım?” diye yakınmaya başladı, umutsuzluk içinde. Ruhunun kurtuluşunu engelliyordu, bu reziller; hepsini şeytan alsındı. Peki nasıl kurtaracaktı? Kendi başının çaresine nasıl bakacaktı. Neredeyse ağlayacaktı. “Ben ne olacağım? Ben ne olacağım?” diye soruyordu, cennet açgözlüsü binlerce adaya. Ama hiçbiri aldırmıyordu ona.

Aslında sözün burasında kitaba ismini veren Tanrı’yı Gören Köpek öyküsünden bahsetmem de uygun olacak ama hem kitabın gizemini korumak hem de lafı fazla uzatmamak adına bu öyküden söz etmeyeceğim. Sanıyorum ki sadece bu öykü üzerine uzun bir değerlendirme yazısı, hatta bir sosyoloji tezi dahi yazılabilir.

Buzzati’nin bahsedeceğim son öyküsü; Boşuna Çağrı. Aslında bir öykü bile denemez bu metne. Daha çok bir aşk mektubu. Bu kadar iyi kurgulanmış öykülerin arasına sıkıştırılmış bir aşk mektubu eğreti durmaz mı? Durmuyor. Sevdiği kadınla beraber olma isteğinin yanında onu eleştiren, hatta onu değersizleştiren bir tutum var öyküde. Sürekli gidip geliyor, bir karar veremiyor gibi. Yazılmış onca güzel cümleden, onunla yan yana olmayı arzuladığını defalarca yinelemesinden sonra şöyle diyor mesela:

Ama sen -şimdi düşünüyorum da- korkarım ki sen anlamadan etrafa bakardın, durup çorabını inceler, bir an önce dönme isteğinin sabırsızlığıyla, benden bir sigara daha isterdin. Ve, “Ne güzel!” demez, benim için hiçbir değeri olmayan sıradan başka bir şey derdin. Çünkü ne yazık ki yapın böyle senin. Bir anlığına bile mutlu olamayacağız biz.
Bunun hemen ardına ise arzu dolu cümleler ekleniyor.

Seninle -bırak da söyleyeyim- bir kasım gün batımında, gökyüzü tam billur gibiyken, kol kola kentin büyük caddelerinde yürüyebilsem. Yaşamın hayaletleri kubbelerin üstünden koşmaya, sokakların çukurunun dibindeki, tasa yüklü mutsuz insanları sıyırmaya başladıklarında. Mutlu dönemlerin anıları, yeni belirtiler, arkalarında bir tür müzik bırakarak, başların üstünden geçtiklerinde. Çocuksu, saf bir gururla, başkalarının, yanımızdan sel gibi geçen binlerce, binlerce kişinin yüzlerine bakarız. Bilmeksizin sevinç ışıkları göndeririz onlara, hepsi bize bakmak zorunda kalır ama kıskanarak, kötü niyetle değil; tersine biraz gülümseyerek, akşamın aracılığıyla insanın zayıflıklarını iyileştiren iyilik duygusuyla.

Bu arzu dolu cümlelerin sonrasındaysa sevdiği kadına olan bakışı aniden tekrar değişiyor.

Ama sen -çok iyi anlıyorum- billur gökyüzüne, son güneşin vurduğu dizi dizi uçaklara bakacak yerde vitrinlere, altınlara, zenginliklere, ipeklere, aşağılık şeylere bakacaksın. Bu nedenle hayaletleri de fark etmeyeceksin, ne geçip giden önsezileri hissedeceksin ne de benim gibi, övülesi bir yazgının seni çağırdığını. Ne o müzik türünü işiteceksin ne de insanların bize niye iyi gözle baktıklarını anlayacaksın. Anlamsız yarınını düşüneceksin ve çan kulelerinin altın yontuları boş yere kılıçlarını kaldıracak güneşin son ışınlarına, senin üstünden. Ve ben tek başıma olacağım. Çaresi yok.

Çok sevdiği o kadının aslında hayata çok farklı baktığı gerçeğini gizleyemiyor kendinden. Üstelik o bakış açısını aşağılık buluyor. “Ama hiç olmazsa, evet hiç olmazsa seni görmek isterdim” demekten de kendini alamayacak kadar seviyor sevgilisini. Gerçekçi, vurucu bir öykü. Belki de öykü değil, sadece bir mektup. Ama bu metin bir öykü değil de bir aşk mektubuysa dahi -Buzzati’nin yazdığı birçok şey gibi- “Defalarca okunmaya değer.” diyebileceğimiz bir mektup.

Kitapta 22 öykü var ve hemen hepsi üzerine çok şey yazılabilecek öyküler. Bir başka yazıda size “Savaş Türküsü” adlı zaferden zafere koşan askerlerin sürekli acıklı türküler söylemesini ve generalin bunu anlamlandıramamasını hikâye eden öyküden, “Hastane Sorunları” adlı vicdansız ve umarsız bir düzenin nasıl belirli kurallara bağlanıp meşrulaştırıldığını anlatan öyküden ve Buzzati’yle ilgili daha birçok şeyden bahsetmek isterim. Hem de eğer okumadıysanız belki o zamana kadar siz de okumuş olursunuz Tanrı’yı Gören Köpek’i. Tavsiye olunur demeye gerek yok sanırım, zaten başka yollarla söylemiş oldum bunu. Hayranlığımı yeterince iyi ifade ettiğimi umuyorum. Eğer bunu başardıysam yazı amacına ulaşmış demektir.

Okumak -eğer elinizde duvara fırlatma isteği duymadığınız iyi bir kitap varsa- güzeldir, efendim.

İyi günler, iyi okumalar dilerim.

Mustafa Aplay

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...