Yeni Bir Sayfa, Zaman ve Bahaneler

Gece Gündüz
A A

Yeni Bir Sayfa, Zaman ve Bahaneler

Yeni bir sayfa açarak başlıyorum yazıma. Yeni kelimeler, yeni hikâyeler, yeni özlemler, yeni aşklar… İlk karşılaşmam ilkokul sıralarında oldu bu cümleyle. Hayatta yeni bir sayfa açarak ilerlemenin önemli olduğunu sürekli söyleyen bir öğretmenim vardı. O zamanlar anlayamasam da hayal kırıklıkları, pişmanlıkları, kaybedişleri olan bir kadındı. O, her uzaklara dalıp “Yeni bir sayfa açmalıyız çocuklar.” dediğinde ben çivi yazısına benzer yazımla karaladığım defterimin sayfasını çeviriyordum. Sekiz yaşındaysanız ve yetişkin insanları anlamanız gerekiyorsa, onları anlamış gibi yapmak zorundasınız.

“İnsanın arkadaşlarına karşı samimiyetini kaybettiği ilk yer neresidir?” diye sorsanız, şüphesiz “Uyduruk kilitli, rengârenk ve arada pelüşlü olan hatıra defterleri.” derim. Sınıfın tatlı, sevimli, genellikle öğretmenin saçları ile oynamaktan zevk alan kız öğrencilerinin elinde boy gösterir ilkin bu defter. Sonra bir salgın gibi yayılmaya başlar sınıfın diğer kızları arasında. Bu öyle bir salgındır ki henüz İsviçreli Bilim İnsanları bile bu salgına çözüm bulamamıştır. Elden ele dolaşan, rengârenk ve içinde sırlar saklayan kilitli defterler uçuşmaya başlar sınıfta. “Acaba Ahmet Aslı’nın defterine ne yazmıştır, Sami’ye defteri versem yazar mıdır, Murat da beni seviyor mudur?” Bütün soruların hepsinin cevabı ileri düzey korumaya sahip defterlerin içinde gizlidir. O zaman da birileri sizin için kalbinden daha temiz bir sayfa ayırmıştır. Bizler de o kalbinden daha temiz sayfayı ayıran arkadaşımıza teşekkür ederek başlarız cümleye. Sonra da en samimiyetsiz cümleler ilk defa o zaman dökülür kalemimizden. Mecburuzdur çünkü samimiyetsiz olmaya. O hatıra defteridir, aslında kimse okumayacaktır ama herkes sizin orada ne yazdığınızı bilir.

“Sevgili Mualla,
Kalbinden daha temiz bu sayfayı bana ayırdığın için teşekkür ederim. İyi ki varsın. Hayatın boyunca hep mutlu olmanı isterim ama Mümtaz sana o mutluluğu veremez haberin olsun. Notları düşük, kötü top oynuyor, beslenme yaparken kimseye ‘Yer misin?’ diye sormuyor. Mümtaz bencil bir çocuk. Ayrıca benden duymuş olma ama Mümtaz, Serpil’i seviyor. Geçen gün onun beslenme çantasını taşırken gördüm. Bence kesin seviyor. Haberin olsun. Bir de çöp kutusunun önünde kalemimizi açarken göz göze geldik ya seninle, gözlerin çok güzel Mualla. Eğer sen de benden hoşlanıyorsan bir sonraki ders çöp kutusuna gelip kalemini açarsın Mualla.
Seni her zaman sevecek olan arkadaşın Sezer.”

Sonra büyüdükçe herkesten duymaya başlarız hayatta yeni bir sayfa açtığını. Siz bile belki defalarca kullanmışsınızdır. Hayata yeni bir sayfa açalım hep beraber, bakkal defterine dönmüş hayatımıza yepyeni bir sayfa. Mümkün müdür? Bütün kaybedişleri, kayboluşları, yaşanmışlıkları bir sayfa çevirip unutmak mümkün müdür? Ya da o defteri kapatıp tertemiz bir defterde yazmaya başlamak?

İnsanlar hep depresif bir yanım olduğunu söylerler. Niçin depresif olduğumu soran ise hiç olmadı. Çok güzel güldüğümü söyleyenler de hemen hemen aynı orandadır. Ama herkes nasıl bu kadar güzel gülebildiğimi sorabiliyor. Bazen buz gibi olduğumu hatta benimle konuşmaktan çekindiğini söyleyenler oldu. Ama bir “Nasılsın?” deseler ağustos ortasındaki bir kardan adam gibi eriyeceğimi biliyorlar. İnsanlar o kadar bencil oluyorlar ki bana karşı, “Neyin var?” diye sormak yerine “Bana neden böyle davranıyorsun?” diye soruyorlar.

Hayatta en kıl olduğum, en tiksindiğim, en “Höh artık!” dediğim cümle de “Zamana bırakalım.” cümlesidir. Neyi zamana bırakıyoruz? Nasıl bırakıyoruz? Zamana karşı kazanan biri var mıdır Ajda Pekkan dışında? Hayır yani biz zamana bırakmasak, zaman kendisi alıp götürmeyecek midir zaten? Zamanla dost olmak, sadece bahane üretenlerin işidir. Dürüst olmayanlar zamana bırakır, kendine güvenmeyenler. Bir de bir insan gitmek isterse bahaneleri hep vardır. “Kuğulu Park’taki kuğular neden bu kadar yalnız?” diye başlayan bir konuşmanın ardından, 3 yıllık sevgilisi tarafından terk edilen bir arkadaşım var. O çocuk o gün Kuğulu Park’a ve kuğulara düşman oldu. “Parktan kuğular kaldırılsın.” diye belediyeye dilekçe bile yazmış. İçip içip kuğuları ateşe vermeye çalıştığını da söyleyen arkadaşlarım var. Kuğulu Park’a her gidişimde o arkadaşım gelir aklıma. Kuğulara bakıp “Ulan şerefsizler, gül gibi adamın dünyasını yıktınız.” diye iç geçirmişliğim de var. Hikâyeyi bir de kuğuların dilinden dinleyelim isterseniz.

“Valla abi, her zamanki gibi yüzüyorduk burada. Gündelik hayat. Sıkılmıştık bu monotonluktan. Ne bileyim şimdi şöyle kuzeye doğru göç etsek, Alp Dağları’ndan aşağıya dikine iniş yapsak, iki-üç tane penguen görsek diye içimizden geçiriyorduk. Biraz suya girip çıktık, birbirimize su attık. Öyle ekmek, simit falan verdi insanlar, onları yedik. Hayır yani bir Ali Nazik Kebabı, bir Patlıcanlı Kebap, ne bileyim bir acılı Adana veren de olmadı yıllardır. Çok cimri bu insanlar. Tabii sözüm meclisten dışarı. Benim oğlumun da insan arkadaşları var. İnsan dediysek onlar tam insan. Neyse bu Refik çok sıkışmış o gün yine. Dedim git şurada köşeye bırak. Bu da tam işini hallederken genç bir çift göz göze gelmiş bununla. Utancından donup kalmış Refik, gözleri dolmuş. Ağlamış hatta ama bize söylemiyor. Sonra kız, çocuğu bırakıp öylece gitmiş.”

Yine çok dağıttık. Ne diyordum; yeni bir sayfa açmak, zamana bırakmak ve bahaneler. Eskilerin olduğu bir defterde yeni bir sayfa açmak zordur. Ama bu yeni bir sayfa açmayı zorlaştıran iki şey vardır. Bunlardan bir tanesi, o sayfayı açmayı zamana bırakmaktır. Bir diğeri de bahanesi olan insanlardır.

Bana bu kalbinden temiz ve güzel sayfaya yazmama izin vermediğin için teessüf ederim.

Muhammet Sami Karakaş

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...