Sevgililer Gününde Görüşmek Dileğiyle

Gece Gündüz
A A

Bundan tam 3 yıl önce. Yalnız geçireceğim ilk sevgililer günü. Boğazıma kadar yalnızlığa batmışım. Yalnızlığın iyi olduğunu düşünen bir insan, etrafında bunu söyleyecek kimse bulamadığı zaman yalnızlığın ne kadar boktan bir durum olduğunu fark eder. Ve ben o zamanlardan birini yaşıyorum. Kalabalık bir telefon rehberi, yalnız bir adam…

Kızılay’dan Kolej’e yürüyorum. Çiçek satan okul yaşındaki çocuklar yolun iki tarafında da sağdan soldan geçen çiftlere, insanlara kırmızı gül uzatıp satmaya çalışıyor. Ben de birinin önünden geçiyorum. Yalnız olduğumu anladığından “Sevgiline çiçek alasın abim” diye yönelmiyor bile bana; hatta ezici ve aşağılayıcı bir şekilde ben geçerken bana bakıyor. Karşıdan karşıya geçmek için yolun kenarında duruyorum. Yayalara kırmızı ışık yanıyor. Ama bir gariplik olduğunu fark ediyorum. Trafik ışığında duran adam yerine duran bir çift var. Daha sonra trafik ışığında yeşil yürüyen çifti görüyorum. Yanımda duran lise üniformalı sevgililer ve yaşlı güzel bir çift karşıya geçiyorlar. Yürüyüp yürümemekte kararsızım. “Acaba trafik polisi bana ceza yazar mı?” diye düşünmeden edemiyorum. “Beklersem yalnızlar içinde, ışık yanar mı?” diye düşünüyorum, o sırada tekrar duran çift ışıklarda belirliyor. Bir dahaki ışıkta gözlerimi kapatıp bütün riskleri alarak ben de karşıya geçiyorum. Polis ceza yazmadığına göre, bugünün yalnızlar için sokağa çıkma yasağı olmadığını anlıyorum.

Kurtuluş Parkı’nda ellerim ceplerimde yürümeye başlıyorum. Önümde el ele tutuşmuş bir çift yürüyor, sağımdaki bankta çok samimi hareketler sergileyen bir çift daha, solumdaki bankta da bir diğer çift gözüme çarpıyor. Galiba sevgililer gününde ayrılan çiftler kervanına katılacaklar. Dişisini sinirlendiren erkek türlü diller döküyor ama dişi buna ellerini bağlayıp, diğer tarafa bakarak reaksiyon veriyor. Her tarafta birbirini seven ve bunu sevdiğine hatta halka karşı gizlemeyen insanlar… Başımı öne eğip oradan hızla uzaklaşmak istiyorum. Kaldırımların bakıma ihtiyacı geldiğini fark ediyorum. “Bu işlerde ne paralar dönüyordur, sonra insanlar bu paralarla sevgililerine hediyeler alıyordur, bunu gören sevgili boynuna atlayıp kocaman bir öpücük konduruyordur” diye düşünmeye başlıyorum. Birden sağ omzuma aldığım darbeyle kafamı kaldırıp omzuma bakıyorum ve ağaçlardaki kuşun hava saldırısına maruz kaldığımı fark ediyorum. “Hass*ktir. Şansımı seveyim!” diye sesli düşünüyorum ve sağ tarafımda benimle aynı saldırıda darbe alan biri daha olduğunu fark ediyorum. Sinirden deliye döndüğünü kıvırcık saçları veya o kocaman gözleri gizlemeye yetmiyor. Birbirimize bakıyoruz. O ana kadar yeşil gözlerden etkilendiğimi düşünüyorum ama o an gerçekten kahverengi dünyanın en güzel rengi… Gidip odamın duvarlarını kahverengine mi boyasam?

Hemen önümüzdeki tek boş kalmış banka oturup çantasını açıyor. Bir ona bakıyorum, bir omzumdaki şahesere. Ceplerimde mendil veya benzeri olmadığını bildiğim halde büyük bir umutla ceplerimi yokluyorum. Umutları yeşermeyi bile beceremeyen bir adamım. Zaten eve gidiyorum, kimseyle randevum yok, eve kadar idare edebilir miyim? Yoldan geçenler tarafından iyice zavallı gözükeceğimi fark ediyorum. Ağaçlara bakıyorum, koca yapraklı ağaçlara. Yaprak sorunumu çözer, idare ederim diye. Umutları yeşermeyi bile beceremeyen bir adamım ve ağaçlarda yeşil yaprak olmadığını, bu mevsimde olamayacağını fark ediyorum. Ağaçlara tekrar bakıyorum ve gerçekten kahverenginin ne kadar güzel olduğunu fark ediyorum. Acaba hâlâ bankta oturuyor mu? İki adım attıktan sonra geriye dönüp çantasından çıkardığı mendil ile omzunu temizlediğini görüyorum. Yanına oturuyorum. Yüzüme bile bakmadan temizlemeye devam ediyor. Sanki saldırıyı gerçekleştiren kuş değil de bizzat benim gibi bir ses tonu ile soruyorum “Pardon, benim yanımda mendil yok da sizde fazla var mı?” Saldırıyı üstlendiğimi kabul eder gibi yüzüme bile bakmadan mendil paketini uzatıyor.

Ben de kendimi temizliyorum ve konuşmaya başlıyoruz. “Şans iştedir, n’aparsındır, mendil için teşekkürlerdir, rica ederdir, birini bekliyor mudur? Erkek arkadaşı var mıdır? Erkek arkadaşı görüp beni mi dövecektir? Yoktur, halasından çıkmıştır, Kızılay’a yürüyüp Metroya binecektir. İşi var mıdır? Karşıda çiçek satan çocukların önünden beraber geçsek midir? Çocukların her birinden birer tane gül alsam kızar mıdır? O kadar gül alacak param var mıdır?”

Beraber yürüyoruz ve sinemaya gidiyoruz. Filmi izledikten sonra çıkıp bir şeyler yiyoruz sonra da kahve içmeye gidiyoruz. Metroya doğru yürüyoruz. O sırada her şey için teşekkür ettiğini söylüyor, ben de “Esas teşekkürü ben ederim” diye inceleşiyorum. Kendisine ulaşabileceğim bir iletişim adresi isteğimi kibarca reddedip gözümün içine bakıyor. Ellerimi tutuyor ve bir daha sadece 14 Şubatlarda, Kurtuluş Parkı’nda, aynı bankta, saat 14:25’te buluşalım teklifinde bulunuyor. Şaşkınım. Beni başından mı atıyor? İstemsizce “Tamam” diyorum ve gözlerinin içi gülüyor. Dudağıma bir öpücük kondurup bana sarıldıktan sonra gözleri doluyor ve turnikelerden geçtikten sonra ardına bile bakmadan yürüyen merdivenlerden aşağı iniyor.

Tam 2 ay sadece o günü düşünüp onu bulmaya çalıştıktan sonra başka biriyle tanışıp sevgili oluyorum. 9 ay süren birlikteliğimiz benim ilgisizliğimden sonra bitiyor. Ve tam 1 yıl sonra, 14 Şubat saat 14:25’te Kurtuluş Parkı’na gidiyorum ve aynı bankta oturup bekliyorum. “Acaba gelecek midir? Neden gelsindir ki? Söz vermiştir, gelecektir. Verilen bütün sözleri tutan biri midir? Neden tutmasındır. Peki ya altında oturduğum ağacın dallarındaki kuşlar bugün de bir şaheser yapacak mıdır? Tam o sırada yanıma gelip oturur. Şaşkınımdır. Ve mutluluk benim için icat edilmiştir. Güzel bir günün ardından tekrar ayrılır ve ayrılmadan önce yeniden bir dahaki 14 Şubat için; aynı yerde aynı anda buluşacağız sözünü birbirimize veririz.”

“Bir yıl daha beklemeye başlarım. O süre zarfında 4 tane kısa süreli ilişkim olur. Köpeğine benden daha çok önemseyen insanla ilişkimiz bittikten sonra sevgilisinden yeni ayrılan bir başka kızla ilişkiye başlarım ama o da pek uzun sürmez. Kapris çekemez bir insan olduğum gerçeğiyle ondan da ayrılırım. Daha sonraki kız arkadaşım ise yoğun ders trafiğinden dolayı benden ayrılmak ister ve ayrılır. 14 Şubata 10 gün kaldığı için aldattığım yalanıyla 4. Kız arkadaşımdan da ayrıldım. Ve üçüncü 14 Şubatımız. Kafamda yine aynı sorular ama bu sefer daha ümitliyim.”

Yer: Kurtuluş Parkı-Her zamanki bank. Zaman: 14:25. Kahramanlar: O ve ben. Yine gelip yanıma oturuyor. Benden sonra gelmesini uzaktan beni gözleyip ona göre gelmesine bağlıyorum. Güzel bir günün ardından tekrar aynı yerde ve aynı sözlerle ayrılıyoruz.

Bir gün sonra 14 Şubat. Aradan neredeyse 1 yıl daha geçti. Çok kısa süreli 5 ilişkimin yanında, biraz daha sevgili boyutunda 2 kız arkadaşım daha oldu. 1.5-2 ay önce daha iyilerine layık olduğumu düşünen kız arkadaşım tarafından terk edildim. Geçtiğimiz yıl bahar ayında başlayan ilişkim ise yaz tatilinin uzun boşluğuna dayanamadı. Şimdi gidip gitmemekte kararsızım. “Acaba yeniden gelecek mi?” sorusunu düşündüğüm kadar başka bir kıza yoğunlaşsam şimdi onunla kutluyor olacaktık 14 Şubatı. İki gün önce Kurtuluş Parkı’na gittiğimde, her zaman buluştuğumuz bankın kaldırım ve park düzenlemesinde kaldırıldığını gördüm. Yakınlarında iki tane daha bank var ama onlardan birinde mi beklesem yoksa tam bankın eski yerindeki ağacın dibinde mi, kararsızım. 364 gün ayrı kalıp 1 günlüğüne kavuştuğum sevgilimle yeniden buluşacağız.

İlk buluşmamızda bana şöyle demişti:

“Sevgililer günü; yalnızlar abartmasa o kadar da önemli bir gün değil aslında.”

Muhammet Sami Karakaş

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...