Denizlerin Selamı Var

Gece Gündüz
A A

Hafif esen bir rüzgâr, seyrek seyrek yüzümüze çarpan kum taneleri, şehrin gürültüsünü bastıran dalgaların sesleri ve birbirini dolunayda takip eden ayaklarımız… “Şu an nerede olmak istersiniz?” sorusundaki olunacak yerdeyiz, hatta “Nerede ölmek istersiniz?” sorusundaki ölünecek yerde. Aylar sonra elleri ellerimin arasında, başını omzuma yaslamış, saçlarının kokusu burnumdan akciğerlerime doluyor.

“Seni seviyorum Gülşen.” diyorum ağzıma kum taneleri dolarken. Biliyorum karşılık vermeyecek ama yine de bekliyorum. Okulların tatil olmasını bekleyen bir öğrenci gibi; okullar açılsa da sevdiğime kavuşsam diye bekleyen bir öğrenci gibi.

“Seni seviyorum Gülşen.” diyorum bir kere daha saçlarının kokusu ciğerlerime dolarken. Konserde mikrofonu seyircilere doğrultan bir pop yıldızı gibiyim. Herkesin nakarata eşlik etmesini bekliyorum ama albümüm, konserden bir saat önce piyasaya sürülmüş. Ben, Gülşen’i seviyorum, Gülşen de beni seviyor. Fakat kötü de bir huyu var. Ben, beş kere onu sevdiğimi söylemezsem o, beni sevdiğini söylemez. 2 kere söylemiştim. 3’üncüyü dedim sonra da 4’üncüyü. Hepsini söylerken biraz daha seviyordum aslında.

“Seni seviyorum Gülşen.” diyorum ve böylece 5 oluyor. Kafasını omzumdan kaldırıp önüme dikiliyor hesap soran bir anne gibi. Ellerini belinin iki yanına koymayıp diğer eli ile boşta olan elimi tutuyor. Dudakları, kulaklarına doğru kürek çekerken yanaklarında küçük çukurlar oluşuyor.

“Ben de seni seviyorum Tarık.”

Sahilde kumların üzerine oturup bacaklarımızı denize doğru uzatıyoruz. Bir rüzgâr öpüyor kirpiklerinden, bir de ben öpüyorum gamzelerinden. Saçları, boncuk boncuk bakan gözlerini kapatıyor, ben de saçlarının kokusunu çekiyorum son nefesimmiş gibi içime. Dalgalar gıdıklıyor ayalarımızı ve birden, “Ay Tarık!” diye yerinden fırlıyor Gülşen. “Ay yerinde, merak etme kimse çalamaz Gülşen, o sadece animasyonlarda olur.” diyorum gereksiz bir refleksle. “Tarık, ayağıma bir şey değdi.” diyor bıcır bıcır sesi ile ayağının dibindeki ağzı mantarla kapatılmış cam şişeyi gösterirken. Bildiğim bütün şiirleri, sevdiğim tüm şarkıları o ses tonuyla şu an okusun istiyorum.

Üstümüzden bir helikopter pata pata uçarak geçiyor. Ben, sevgilimi ürküten mantar kapaklı cam şişeyi ellerimin arasına alıyorum. Kulağıma birkaç arsız kum tanesi kaçıyor. Sahilde bir anda alkışlar kopmaya başlıyor. Gülşen, hiç görmediğim kadar şaşkın bir şekilde etrafı inceliyor; ben, elimde cam şişe ile âşık âşık Gülşen’e bakıyorum. Gülşen, birden eline cam şişeyi alıyor. Mantarın üstüne okuyor gözleri ışıldarken: “Seni çok seviyorum.”

“Ben de seni çok seviyorum Tarık.” diyor, henüz ben bir kere bile dememişken. Alkışlar kopuyor, müzik başlıyor. Gülşen’in gözleri, dolunaydan daha fazla parlıyor. Dolunay, eğer parlaklık konusunda Gülşen ile yarışmıyorsa üzerimizde bizi aydınlatan başka bir şey olduğuna adım kadar eminim. Kafamı kaldırıyorum. Helikopter, sahili aydınlatıyor. Arka planda tanıdık bir şarkı çalmaya devam ediyor. Gülşen, şişedeki mantarı çıkartmaya çalışıyor. Ve Hakan Altun nakarata giriyor:

“Bu aşkın sonu evlilik olsun
Üç tane de bebeğim olsun
İkisi erkek bir de kız olsun
Şu gönlümün muradı olsun.”

Gülşen, hâlâ ışıl ışıl bana bakarken yüzündeki çukurlara yaşlar süzülüyor. Helikopter, karşıdaki dağlara ışığı veriyor:

“BENİMLE EVLENİR MİSİN?”

Alkışlar kopuyor; Gülşen, mantarı açıp şişedeki yüzüğü eline alıyor.

“EVET! EVET! EVET!”

Şu an tam olarak ne olduğunu bilmiyorum ama Gülşen’e evlilik teklif ettiğimi biliyorum. “Yarın halı sahaya gideyim mi?” diye düşünürken çocukların bez masraflarını düşünür oluyorum. Gülşen, bana kocaman sarılıp dudaklarıma yapışıyor. Hayattaki en şaşkın anımda, hayatımın en iyi öpücüğünü alıyorum. Kalbim de beynim de ne olduğunu idrak edecek durumda değil. Bir süre daha sarılıyoruz ve hazırlanın dostlar, evleniyoruz.

Gülşen’in, yani müstakbel karımın elini tutup sahilden uzaklaşırken dalgalardan sonra ayağıma bir şey çarpıyor. “Ne oldu?” diyor Gülşen. Hiç çaktırmadan “Bir şey yok.” diyorum. Ayağıma, az önce Gülşen’in ayağına çarpan içi yüzüklü şişenin bir benzeri çarpıyor. Sonra bir tanesini de ayağımla denize itiyorum. Kafamı çevirip denize baktığımda binlerce yüzen şişenin birazdan karaya vuracağını görüyorum.

***

ŞİMDİ HABERLER

İyi geceler sayın seyirciler. Gece yarısı haberlerine hoş geldiniz.

Bugün, Başkent’te sıcak saatler yaşandı. Hissedilen sıcaklık tam 48 dereceydi.

Sinemada, biletlerden pahalı olan patlamış mısır fiyatlarına isyan eden bir grup patlamış mısır sever, sinema önünde kendi mısırını patlatıp halka dağıtarak fiyatları protesto etti.

Ünlü müteahhit, Ege’de yeni yapacağı otel arazisinin üzerine izinsiz olarak kurulmuş ormanlara, helikopterle “BENİMLE EVLENİR MİSİN?” yazısı yansıtarak manken sevgilisine evlenme teklif etti.

Arabeskin kralı Hakan Altun, uzun bir aranın ardından bu gece bir konserde sevenleri ile buluştu.

Ege açıklarında, hediyelik ve sürpriz eşyaları taşıyan bir gemi, sebebi henüz belirlenemeyen bir nedenden dolayı battı. Mürettebatın hepsi canlı olarak kurtuldu.

Şehre uzun zamandır hâkim olan keskin nişancı paniği bugün de devam etti. Son olarak Parkinson hastası ünlü profesör tutuklandıktan sonra, hastalığı sebebi ile keskin nişancı olamayacağı anlaşılınca serbest bırakıldı.

Bugünlük de bu kadar sayın seyirciler. Bir büyüğümün de dediği gibi: “İyi geceler Türkiye. Her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsan!”

Muhammet Sami Karakaş

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...