Dedi Kadın

Gece Gündüz
A A

Dedi Kadın

“Gemiyi yaktım.” dedi kadın.

“Nasıl?” dedi adam gülümseyerek. Zaten haftalardır suratından bu gülümseme, bu anlamsız sırıtış hiç eksilmemişti. Öylece, anlamsızca… Belki de hayatı boyunca aradığı mutluluğu bulmuştu. Ve hala sırıtıyordu.

“Gemiyi yaktım. Kafanı çevir ve arkana bak.” dedi kadın.

Belki de haftalardır ilk defa dudaklarının uç kısımları kulaklarını işaret etmiyordu adamın. Atlas Okyanusu’nun ortasında, Panama’ya giden gemilerinin kıçından dumanlar yükseliyordu.

“Neden yaptın bunu?” dedi adam.

Kıvırcık saçlarını bir sağa bir sola attı kadın. Dudağını büzdü.

“Sarılsana bana?” dedi kadın.

Adam şaşkındı. Korku içindeydi. Bütün şaşkınlığıyla bir kadına, bir geminin kıçından yükselen dumanlara bir de ortasında bulundukları sonsuz maviliğe bakıyordu.

“Hastasın sen.” dedi adam.

Gözleri dolmuştu kadının. Böyle bir şeyi nasıl söylemişti o da anlamamıştı. Hatasını fark etti adam. Ellerini tuttu kadının.

“Kaptan’a haber verelim.” dedi adam.

Hareketlenen adamı elinden tutup çekti.

“Olmaz.” dedi kadın. “Kaptan çoktan öldü.”

Adam bir kere daha şaşırmıştı. Hayatı boyunca tereddüt etmeden inandığı kadına bir kere daha inanmak zorundaydı.

“Nasıl öldü? Ne zaman?” dedi adam.

“Kaptan köşküne çıktığımda öylece yerde yatıyordu. Kalp krizi geçirmiş olabilir. Bilmiyorum. Ama ölmüştü.” dedi kadın.

Adam bir rüyanın ortasında, en güzel yerinde bir kabusa geçmiş gibiydi.

“Bana neden söylemedin?” dedi adam.

Geminin kıçından alevler yükselmeye devam ediyordu. Kadın olabildiğince sessiz, olmaması gerektiği kadar tatlıydı. Kocaman gözlerinin önünü rüzgarda savrulan saçları kapatıyordu. Adam kocaman gözlerini mi yoksa rüzgarda savrulan kıvır kıvır saçlarını mı daha çok seviyordu pek emin değildi.

“Kurtulabiliriz.” dedi adam yıllar sonra, ilk günkü ve her zamanki heyecanıyla. “Gemiyi en yakın kara parçasına kadar idare edebilirim.”

“Hayır.” dedi kadın adamın heyecanla ileri savrulan vücudunu kendine çekerek. “Kurtulmayalım. Ben kaptanın öldüğünü sana bilerek söylemedim.”

Alevler gittikçe yükseliyordu. Adam sırtını alevlere, yüzünü de kadına dönmüştü.

“Ne demek bilerek söylemedim?” dedi adam. 3 yaşından bu yana ilk defa bu kadar yüksek frekansta soru soruyordu belki de.

“Bilerek söylemedim işte. Sonra da gemiyi yaktım. Eğer kaptanın öldüğünü öğrenseydin dümene geçip gemiyi idare edebilirdin. Elbet öğreneceksin diye sonra da gemiyi ateşe verdim.” dedi kadın.

İki elini iki yana açtı kadın. Kendi etrafında bir tur döndü. Saçları, rüzgarla dans eden sarhoş balerinler gibi kendine eşlik ediyordu.

“Bak.” dedi kadın. “Özgürüz. Herkesten uzaktayız. Baş başayız. Biz bizeyiz. Bütün geçmişimiz arkamızda. Tutsana elimi. Sarılsana bana. Kaybedecek neyimiz kaldı ki birbirimizden başka? Baksana etrafına. Hiçbir yalancı dostun yok etrafında. Kimse yok senin hatalarını benim yüzüme vuran. Kimsen yok seni benden vazgeçirecek. Baksana etrafına. En sevdiğin renk mavi değil mi? Tek sevdiğin kadın ben değil miyim? Bak saçlarım biraz kısaldı ama hala sevmiyor musun saçlarımı? Dudaklarım ilk öptüğün günkü gibi kurudu okyanus ortasında. Baksana etrafına. Baksana gözlerime. O çok sevdiğini söylediğin güzel gözlerime. Tutsana elimi çok üşüdü soğukta. Sarılsana bana.”

Rüzgar alevleri gittikçe güçlendiriyordu. Etrafta sadece mavi vardı. Adam kadının ellerini tuttu.
Güzel gözlerine baktı, o çok sevdiği güzel gözlerine. Bir eliyle saçlarını okşamaya başladı, o çok sevdiği kıvır kıvır saçlarını. Sımsıkı sarıldı ince beline. Şimdi ikisi de derin bir nefes aldı.

“Kurtulabiliriz belki.” diye fısıldadı adam.

“Ne gerek var?” dedi kadın. “Ölmekten korkuyor musun?”

Şu an kalbinin bu kadar çarpmasına neden olan 3 şey vardı adamın. Ölüm korkusu, şaşkınlığı ve sevdiği kadının kollarının arasında olması…

“Seninle paylaşılacak günlerimiz, izleyecek yüzlerce filmimiz ve beraber yaşlanacak vücutlarımız var ama daha.” dedi adam.

Kadın şimdi daha sıkı sarıldı. Daha derin bir şekilde içini çekti.

“Yıllarca beraber değildik.” dedi kadın. “Aynı sokaklarda yürüyüp, aynı filmin, aynı sahnesinde figüran olduk. Sen bir aktör olmak istiyordun, bense öylece o sokaktan geçiyordum.”

“Artık beraberiz işte. Telafi edeceğimiz günlerimiz, beraber oynayacağımız filmler olacak.” dedi adam.

“Hayır.” dedi kadın. “Olmayacak. Ben ne istediğini bilen bir kadın değilim.”

“Hayır.” dedi adam. “Sen ne istediğini bilen ama ne zaman istediğini bilmeyen bir kadınsın.”

“Hayır.” dedi kadın. “Şu an, senin yanında, senin kollarında ölmek istiyorum. Ama Panama’ya inince ne olur bilmiyorum. Ya tekrar bırakıp gidersem seni? Ya tekrar sensiz olmak istediğimi söylersem?”

Adamın kolları, kadının vücudundan acemi bir hırsızın attığı düğüm gibi çözülmüştü. Alevler iyice artıyordu.

“Hayır.” dedi kadın. “Bırakma beni. Sarıl bana. İlk gittiğimiz filmi hatırlasana. Oradaki gibi sarılsana bana. Filmi izlemek yerine beni izlemiştin. Öyle seyretsene beni. Öpsene dudaklarımdan. Bak ilk günkü gibi hala kurular.”

Bir kuklanın kolları gibi kaldırdı kollarını. Sonra yeniden sımsıkı sarıldı. Saçlarını ellerinin arasına aldı. Gözlerinden akan yaşlar rüzgarla savrulmayıp boynuna akıyordu. Alevler artık boyunlarının dibindeydi. Gemi çoktan su almıştı.

“Neden hala beni bırakmayı düşüyorsun?” dedi adam.

“Hayır.” dedi kadın. “Seni bırakmak, senden uzaklara gitmek istemiyorum. Ama ya istersem? Sorular sordurma artık az vakti kalmış dudaklarına. Sarılsana bana. Öpsene beni? İlk öptüğün gibi…”

Muhammet Sami Karakaş

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...