Asansörü Tutar Mısınız?

Gece Gündüz
A A

Asansörü Tutar Mısınız?

Dünden kalma yorgunluğum, geçmişten gelen hüznüm ve daimi uykusuzluğum yine üzerimde. Nasıl takım elbisenin olmazsa olmazı kravat ise benim olmazsa olmazım da bitkinliğimdir. Ben dünyaya gelmeden önce, bana sorarsalar; “Dışarısı çok güzel ama kala da bilirsin.” deseler, öyle bir hakkım olsa, doğmama hakkımı kullanırdım.

Günlerdir pide fırınına atılmış biber gibi yanıyordum sıcaktan. İtfaiyeyi arayıp evimde yangın olduğunu söylesem, onlarda hortumlarla üzerime su sıksa ancak vücut ısımı dengeleyebilirim. Bulutlar mı imdadıma yetişti yoksa güneş insafa mı geldi pek bilmiyorum ama bugün hava biraz daha vicdanlı. Pideler özel sipariş ve pideleri yakarsa işinden olacağını bilen bir ustanın eli değmiş gibi fırına.

“Otuz yaşına geldikten sonra dünyayı, zamanı durdurmaya çalışır insanlar.” derdi babam. Henüz otuzuma gelmediğimden olacak ki; dünyayı veya zamanı durdurmak yerine kendimi durdurmayı seçiyorum. Şu bankta kaç saattir oturduğumun farkında değilim. Simitçiler, oyun oynayan çocuklar, ele ele gezinen sevgililer, telefonda küfürleşen gergin insanlar, çiçek satan teyzeler, mendil satan çocuklar, kapkaççılar, yankesiciler… Bugün burada kaç tane yüz gördüğümü hatırlamıyorum, onlar da beni hatırlamıyor. Hatta sayarken “Banktaki çocuk,” demeyecekler bile. Hatırlasalar mutlu olur muyum ki? “Nasılsın?” deseler pompalı tüfekle kafalarına sıkmam herhalde? “Hava da bugün çok güzel.” deseler kollarını arkadan banka bağlayıp işkence yapmaya başlamam herhalde? Yapsam fena olmaz aslında.

Hastalıklı düşüncelere sahip miyim? Evet. İnsanlar yeteri kadar bencil mi? Evet. Paranoyak mıyım? Evet. İnsanlar göstermek istedikleri yüzü mü gösteriyorlar? Evet. Paranoyak olmakta haklı mıyım? Evet. İnsanlar benden uzak durmakta haklı mı? Evet.

Sümerlerin ilk yazılı eserinde şöyle yazıyormuş: “Lütfen rahatsız etmeyin, henüz ölmedim.” Düşünce denizinin içinde boğulmaktansa uykusuzluğumu biraz gidersem iyidir aslında. Bu banka uzansam saatlerce uyuyabilirim galiba. Kimse de rahatsız etmeyeceğine göre “Lütfen rahatsız etmeyiniz, ölmüşsem de sıkıntı yok.”

Ayakkabılarımı çıkarıp başımın altına koysam çok mu arabesk kaçar acaba? Kimse umursamaz aslında, ben de umursamam zaten. İnsanlarla aramda Çin Seddi olduğu söylenemez ama aradaki Berlin Duvarı’nı da inkar edemem. Bir gün Berlin Duvarı gibi bizim aramızda ki duvar da kalkacak mı peki? Evrime inanmıyorum.

Her güzel anın bir sonu, her yapılmış planın da bir bozanı vardır. Üzerinde oturduğum, birazdan yatmak üzere olduğum bu bankın özelleştirilmesini istemekte geç kalmıştım galiba. Kim bu kadın? Neden yanıma oturdu? Beni öldürmek mi istiyor? Saçları neden bu kadar güzel? “Yatacağım.” desem kalkar mı? Bu parfüm kokusu ondan mı geliyor? Neden bu kadar uzaklara dalıp gitti? İnsanların gözleri parlar mı? Ona baktığımı fark etti galiba, çantasını kafama geçirmeden önce kafamı çevirdim de ucuz atlattım.

Elindeki balon patlayınca 5 saniye hayret edip, 5 saniye sonra ağlayan çocuk gibi hissediyorum. Ne olduğunu anlamakta güçlük çekiyorum. İnsanlar genelde benim yanıma oturmazlar. Galiba korkmaya başladım. Parkinson hastası bir keskin nişancının hedefine girmiş gibi hissediyorum. Beni vurmak istese vuramayacağı kesin ama ya vurmak istediği ben değilsem?

“Beni tanımadın mı?” dedi.

Gözlerini üzerime dikmişti. Masanın üzerinde duran vazoyu top oynarken kıran çocuk gibiydim. Halılar yerine yere döşenmiş taşlara bakıyordum.

“Cevap vermeyecek misin?” dedi.

Masanın üzerinde duran vazoyu top oynarken kıran çocuğun annesi gibiydi. Sadece terliği çıkartıp bana doğrultmamıştı. Henüz.

“Yooo. Hayır, tanıyamadım.” dedim.

“Yüzüme bakmazsan tanıyamazsın.” dedi. Sesi titriyordu. Ben de titriyordum. “Hayatını çaldığın kadını tanımayacak mısın?” dedi.

Birinin hayatını mı çalmıştım? Değil birinden bir şeyler çalmak, ben anneannemin zilini bile çalamam. Ağaca dalan arkadaşlarını izleyen çocuk gibiydim. Ağacın sahibi gelince herkes bir yerlere kaçmış ve bütün fırçayı yiyecek olan bendim.

“Ben bir şey çalmadım. Büyük ihtimal karıştırıyorsunuz.” dedim.

Alaycı bir tavırla gözlerini süzdüm. Yoksa karıştırmıyor muydu? İki şık arasında kalan öğrenci gibiydim. Kendime göre bir şeyler biliyordum ama henüz hazır değildim.

“Şuradaki kavak ağacını görüyor musun?” dedi. Sağ elinin işaret parmağıyla sol tarafımdaki kavak ağacını gösterdi. Kafamı o yöne çevirdim.

“Evet.” dedim.

O an belime dayadığı silahın namlusunun soğukluğunu hissettim. Gözlerimi yavaşça aşağı doğru indirip silaha baktım. Kaburgalarımın tam altında vücuduma bastırılmış ve asla titremeyen bir elde duruyordu. Savaşta, tüfeği ilk defa düşmanının elinde gören asker gibiydim. Şaşkındım ve birazdan ölecektim.

“Şimdi hatırladın mı?” dedi. Çok ciddiydi. Dişlerini sıkıyordu. Dudakları çok güzeldi. Öpmeye kalkışsam tetiğe basar mıydı?

“İstersen hatırlamana yardımcı olayım.” dedi. Kafamı aşağı yukarı salladım.

“Bundan tam bir ay öncesine kadar her şey çok güzeldi. İyi bir işim, yakışıklı bir eşim ve içinde huzurla yaşadığım bir evim vardı. İşimde oldukça iyiydim. Patronlarım ve arkadaşlarım beni çok severlerdi. İnanır mısın pazartesileri işe giderken mutluydum. Türkiye’nin en iyi mimarlarından biri olarak bile gösteriliyordum. İnan sana kendimi övmüyorum. Haydi Gel Sen De Al AVM’sinin mimarı benim. Şaka gibi değil mi? Neredeyse her gün önünden geçtiğin, çoğu zaman içinde saatler ve paralar harcadığın AVM’nin mimarı sana şu an silah doğrultuyor. Son Arzunuz Hastanesi var biliyorsun değil mi? Açılışına tam 8 Bakan gelmişti. İşte O hastanenin de mimarı benim. Çok garip değil mi? Dedeniz kalp krizi geçirdiğinde getirdiğiniz ve dedenizin vefat ettiği hastanenin mimarı birazdan tek kurşunla işini bitirecek. Neyse, 3 aydır üzerinde çalıştığım ve yeni büyük projem olan Yankesiciler Holding’in Bodrum’da yapacağı otelin sunumu vardı tam 1 ay önce. Sabaha kadar uyumadım, son düzenlemeleri yaptım sunumumda. Aceleyle evden çıktım. O gün yanımızdaki daireye sen taşınıyordun. Asansöre yöneldim fakat asansörle eşyalarını taşıdığın için asansörü kullanamayıp tam 11 katı yürüyerek inmek zorunda kaldım. Arabama bindim ve yola çıktım ama biraz gidip anayola çıktıktan sonra bir tır ve bir otobüs çarpışarak devrildi. Yol tamamı ile kapandı. Tam 2 saat trafiğin açılmasını bekledim. Ama Yankesiciler Holding beklemedi. O gün şirkete gittiğimde işime son verilmişti. O günden sonra işsiz kaldım. Olurdu. İşsiz kalıp biraz da kafamı dinleyebilirdim. Hem senin bir suçun yoktu. Ben biraz daha erken çıksam ya da tır ve otobüs çarpışmasa halen çalışıyor olabilirdim. Ama olsundu. Bir süre evime ve Bora’ya vakit ayırabilecektim. Hem sabahları da erken kalkmama gerek yoktu. Bahadır Cüneyt Yalçın’ın ‘Mütevazı Bir İntikam’ kitabını okuyacaktım. Uzun zamandır izlemediğim kadar film izleyecektim.”

“İlk on günüm böyle geçti. Mütevazı Bir İntikam’ı bir çırpıda okudum. Ağzımda kalan kuş lokumu tadının ise tarifi yoktu. Martin Scorsese’nin bütün filmlerini tekrar izledim. En güzel filminin Casino olduğu konusundaki fikrim yine değişmedi. Artık iş bulma vaktim gelmişti. Belli başlı firmalara iş başvurusu yapıp mülakatlara girdim. Çizdiğim projelerden hiçbirinin bir isim kadar değeri yoktu referans olarak. Yine bir gün iş başvurusundan beni arayacaklarını bekleyerek eve döndüm. Apartman kapısından içeri girdikten sonra seni asansöre binerken gördüm. Arkanızdan asansörü tutmanız için bağırsam da sen beni duymazlıktan gelip asansörün kapısın kapattın. Sana olan sinirimle ve kötü geçen iş görüşmesinin stresi ile 11 katı yürüyerek çıkmaya karar verdim. 7. kata geldiğimde Bora’nın işten arkadaşı Duygu ile karşılaştım. Şaşkın bir şekilde birbirimize baktık. Hiçbir şeyin açıklaması yoktu. Ama olmak zorundaydı. Olmalıydı. Duygu gözlerimin içine bakarak koşa koşa merdivenlerden indi. Ben de koşa koşa merdivenlerden çıktım. Eve girdim. Evet, Bora beni aldatmıştı. Artık Onu görmek istemiyordum. Eşyalarını toplayıp evden ayrıldı. Ertesi gün boşanma davası açtım. Yakın zamanda boşanıyoruz. Artık bekâr bir kadınım yani. Tabii ki Bora’nın beni aldatması senin suçun değildi. Asansörü tutsan merdivenlerden çıkmak zorunda kalmayacaktım. Böylece Duygu’yla da karşılaşmayacaktık. Bora’nın beni aldattığını bilmeden evliliğimi sürdürüyor olacaktım. Sence de iyi değil miydi?”

Salıncakta sallanırken önünden geçen çocuğa çarpmış gibiydim. Ne önüme gelen çocukta ne de beni sallayanda kimse suç aramıyordu. Gerçekten böyle biri miydim? Kararan bir hayatın tek sorumlusu ben miydim? Asansör kapısına kolu sıkışmış kadın gibiydim. Paniklemekten ve kapının açılmasını beklemekten başka çarem yoktu. Yan komşumun hayatını mahvetmiştim. Henüz taşınalı 1 ay olmuştu ve kendisini bir iki kere gördüğüm için ancak şimdi tanıyabilmiştim kendisini.

“Dün sabah asansörü sizin için beklettim ama.” dedim.

“Bir şeyleri doğru yaptığını düşünmek, bunların doğru olduğu anlamına gelmez tabii.” dedi.

Üç yanlış bir doğruyu mu götürüyordu acaba? Ama henüz üçüncü yanlışı yapmamıştım. Yoksa babamın dediği gibi miydi?

“Sadece sınavlarda üç yanlış bir doğruyu götürür evlat. Gerçek hayatta bir yanlışın bütün doğruları götüreceği anlar yaşayacaksın.” demişti henüz liseye hazırlanırken. Zaten lisede de hiç göremedim kendisini.

“Dün asansörü bekletmeseydin belki de şu an evsiz değildim. O asansörü bir kere daha kullanmama izin vermesen belki de eve tekrar girip ocağı kontrol ederdim. Belki de ütüyü. Ama sen asansörü tutunca kapıyı hızlıca kapatıp asansöre bindim. Sonra da zaten evim alev almış. Çıkan yangını zaten biliyorsun. Yoksa uykusuz kalıp bu bankta uyuma planları yapmanın nedeni bu değil mi?”

Dün dairesinde yangın çıkmış alevlerden benim dairem de nasibini almıştı. Evsizdim ve kalacak yerimde yoktu. Bütün geceyi dışarıda geçirdim. Yastık savaşı yaparken bir tek kendi yastığı parçalanan çocuk gibiydim. Kafamı koyacak yerim yoktu.

Şimdi üç yanlış yapma hakkım dolmuştu. Böyle bir hakkı bana kim vermişti peki? Eğer şu an tetiğe basmazsa asansörlerden uzak duracağıma söz veriyorum. Ayrıca yine tetiğe basmaktan vazgeçerse “Asansöre Binmenin Altın Kuralları” diye bir kitap yazacağım.

Ağlıyordu. Yeşil gözlerinden süzülen yaşlar boynuna akıyordu. Güzel dudakları titriyordu. Güzel ve yaşlı gözleriyle gözlerime baktı.

“Şimdi ödeşme zamanı.” dedi.

“Şimdi intikam vakti daha karizmatik oluyor bence.” dedim.

“BUMMM!!!”

Muhammet Sami Karakaş

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...