Yunus Emre’ye Yaklaşım Sorunları

Gece Gündüz
A A

İslami Dönem Kültürü olarak kabul edilen veya İslami Edebiyat olarak da isimlendirilmesi pek aykırı bulunmayan zamanlarda yaşamış önemli isimlerden bir tanesi de kuşkusuz Yunus Emre’dir. Yazdığı şiirsel anlatımlardan ziyade, bir mutasavvıf olarak değerlendirilmesi daha uygun olan Yunus Emre, birçok kişi tarafından araştırılmış ender isimler arasında bulunmaktadır. 13. yüzyılın sonları ile 14. yüzyılın başlarında yaşamış olmasına rağmen 20. yüzyıla kadar kimse tarafından bilinmeyen Yunus Emre’nin çok geç fark edilmesi ise bazı sorunları beraberinde getirmektedir. Bunların başında biyografi ile ilgili problemler bulunmaktadır. Sahip olduğu görüş itibariyle Yesevi’ye yakın olsa da yaşadığı yer, çevresi, eğitimi ve mezarı ile ilgili çok farklı görüşler bulunmaktadır. Bundan dolayı da misyon ve hüviyet açısından Yunus Emre’nin değişik etkilere sahip olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır. Gerek yapmak istedikleri gerekse yaptıklarıyla önemli edebiyat araştırmacılarının dikkatini celbeden İslam düşünürü veya halk ozanı olarak tanımlanan Yunus Emre, her şeyiyle bir çelişkiler yumağa hâlindedir. Bunun en önemli sebepleri arasında, edebiyat araştırmacılarının ortaya koydukları farklı sentezlerin de rolü büyüktür.

19. yüzyıla kadar Yunus Emre yok
Yunus Emre’yi anlamak için 13 ve 14. yüzyıl Anadolu’sunun çok iyi bilinmesi şart olduğu gibi; sahip olunan kültürel ve dini oluşumların da incelenmesi gereklidir. Aynı zamanda Türkmenlerin özel olarak değerlendirilmesi de Yunus Emre için olmazsa olmazlar arasında bulunmaktadır. İnanç kesimlerinin ve tarikatların bilinmesi, derviş özellikleri, ritüelleri, yaşayışları, hayat felsefeleri de önem arz etmektedir. Bunlar ışığında yapılan değerlendirmeler neticesinde Yunus Emre, iki yönlü olarak ele alınmaktadır. Başta Fuat Köprülü olmak üzere Faruk Timurtaş, Ahmet Kabaklı gibi isimler; Yunus Emre’yi belli İslami formlar ışığında milliyetçi bir kalıba sokmaktadır.

Dindar Yunus motifi
Türk Halkı ile İslam Dini açısından çok özel bir insan olmasının yanında, tasavvuf esasları ve Vahdet-i Vücut anlayışı da Yunus Emre’de vardır. Ayrıca bu yaklaşıma göre metafizik unsurların olması da önemli sayılırken Sünni-Bektaşi ayrımında ise farklı fikirler yer almaktadır. Genel itibariyle her şeyde olduğu gibi Yunus Emre özelinde de Sünni yazarlar önemli oranda ispata girişmektedir. Bektaşi olmadığına dair türlü unsurların ispat olduğunu belirtmeye devam etmektedirler. Her ne kadar milliyetçi kesim tarafından İslami bir kişi olarak sayılsa da bu kavganın devam ettiği de bilinmektedir. Sonraki yıllarda ise Mevlâna ve Hacı Bektaş-ı Veli’de görüldüğü gibi hümanist bir yaklaşımın, Yunus Emre için de geçerli olduğu saptanmaktadır. Bilhassa İslam öncesi veya İslam dışı yerli kültür konusunda çeşitli çalışmalar yapan araştırmacılar, Yunus Emre’nin İslam kalıbına sokulmasına şiddetle karşı çıkmaktadır. Sabahattin Eyüboğlu gibi isimlerin ifade ettiği yapı ise Yunus Emre’nin, insan üzerindeki değerlendirmelerinden ibarettir. Salt insan sevgisi ve hümanist anlayışla bir Yunus Emre açıklanmaktadır.

Ahmet Yaşar Ocak tarafından ortaya konulan, “Türkiye’de tarihin saptırılması sürecinde Türk Süfliliğine Bakışlar” makalesinde de ifade edilen bu durum neticesinde, ateistliğin öne çıkarıldığı saptanmaktadır. Ocak’a göre 80’li yıllardan sonra çok daha yoğun bir şekilde Yunus Emre-Hümanizm bağı bulunmaktadır. Her ne kadar kısıtlı imkânlarla yapılmış olsa da ilgili kesimlerce farklı bir Yunus Emre’nin ortaya çıkması da araştırmaların ne kadar objektif olmadığını ortaya koymaktadır. Bundan dolayı; çok daha orta yollu ve gerekli bilgilerin, gerekli şekilde kullanılmasıyla “Gerçek Yunus Emre” bulunabilir.

Muhammed Murat

Bunu neden başkaları da okumasın ki?
Paylaşmak güzeldir...

Bak bir de bu var...
Işıldak ve Bir’im
Işıldak ve Bir’im

“Dırın dırııın!” Geceydi galiba gölgeme ters düşen ya da velhasıl gündüz. Ya sarmaşıklar yediyse tüm umudun filizlerini? Ya romanlar geldiyse

Kapat