Sevmek, Vazgeçmektir Bazen

Gece Gündüz
A A

Sevmek, Vazgeçmektir Bazen

Her akşam olduğu gibi babasının karşısına geçti yine. Akşama kadar eşek gibi çalışmasına rağmen, yine de üstün bir performans ortaya koyan babası tarafından azarlanan Haluk, başını yerden kaldırmadı. Birkaç saat boyunca konuşan babasının sesini artık duyamaz olmuştu. Annesinin halıları yıkattığını da azarlanma süreci içinde öğrendi. Azarlanırken başını öne eğmesinden dolayı, tüm halıların desenlerini ezberlemişti. Salonun halısının uç kısımlarının yıprandığını fark etti. Azar işitme seansı bitince serbest bırakıldı. Yavaşça odadan çıkıp koridorda bekleyen annesine doğru yürüdü. “Anne, halının kenarlarından iplikler çıkmış…” diyerek odasına yöneldi. Kapıyı kapattıktan sonra üstünü değiştirdi. Zemin katta olmanın avantajını bir kez daha kullanarak camdan attı kendisini. Deri ceketli olmasının verdiği havayla, yavaş adımlarla ilerledi sevdiğinin evine. Yine gelmişti işte. Biraz etrafına bakındıktan sonra bakkala girdi. Son bozuk parasıyla maden suyu alıp çıktı. Sevdiğinin odasının tam karşısındaki kaldırıma oturdu.

Kimse yoktu ortalıkta. Sokağın lambası bile yanmıyordu. Hava giderek soğuyor; Haluk, deri ceketine güvenmiş olmanın verdiği hayal kırıklığı ile küfürler getiriyordu ağzına. O sırada bir şey oldu. Haluk, elindeki şişeyi düşürüp ayağa kalktı. Unuttu her şeyi bir anda. Odanın açılan lambasının yarattığı gölgesini gördü. Sevdiğinin gölgesini izledi bir süre. “Gölgesi bile çok güzel…” diye geçirdi içinden. Saniyeler saat, saatler ay oldu Haluk için. Bir anlık gölgenin görüntüsü, uzun süre gitmedi gözlerinden. Paçalarının maden suyundan ıslandığını bile fark etmedi. Lamba söndü bir süre sonra. Her şey tekrar sessizleşti. Soğuk, yine hissettirdi kendisini. Haluk, yine küfür etmeye başlamak üzereyken durdu. Yerden bir taş alıp cama doğru fırlatmak istedi. Önce cama baktı, sonra taşa. Taşı bırakıp daha büyük olanı seçti. Tüm gücüyle fırlattı sevdiğinin odasının camına. “Tak!” diye bir ses geldi önce, “Ah!” diye bir sesin öncesinde. Bir anda sesler inledi evden. Lambalar açıldı. Patırtılar başladı. İnleme sesleri geldi taş attığı odadan. Hemen duvarın arkasına saklandı. Bir müddet nefes bile almakta zorlanarak bekledi orada. Ambulans sesleri geliyordu kulağına. Gerçek miydi yoksa heyecan ve korkudan mı? Anlamadı. Biraz sonra evin önüne yanaşan ambulanstan görevliler inerek eve koşturdu. Kısa süre içinde, sedyenin üstünde biri çıkarıldı evden. Yüzünü tam olarak göremedi Haluk. Hastayı alan ambulans, hızlı bir şekilde olay yerinden uzaklaştı güzel sesiyle. Mahalleliden bazı kimseler de sokakta konuşuyorlardı. Komşuların toplanmasını fırsat bilen Haluk, yavaşça ilerledi kalabalığa doğru. Yüksek sesle konuşan bir teyzenin yanına yaklaşarak dinlemeye başladı. “Hırsız diye duydum. Evin camına taş atmış biri. Camı kıran taş, Filiz’in ağzına girmiş. Neredeyse boğulacakmış kadın. Son anda kızı yetişmiş iyi ki. Yoksa 50 yaşında kadın, bir taşın ağzına girmesiyle ölecekti.”

Bunları dinledikten sonra yavaş adımlarla geldiği yöne doğru giden Haluk, cebinden çıkarttığı telefon ile sevdiğini aradı. Açan olmadı tabii. Müstakbel kaynanasını öldürmek için daha çok erken olduğunu bilen Haluk, durumu nasıl kurtaracağını düşünerek hastaneye doğru yol aldı. O sırada yanına yaklaşan polis arabasının camı açıldı. Eliyle işaret yapan polis memuru, Haluk’un gözlerine bakarak bağırıyordu. Yakalandığını anlayan Haluk, mahpushane şarkılarını içinden geçirmeye başladı.

Muhammed Murat

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...