Abdülbaki Gölpınarlı’nın “Divan Edebiyatı Eleştirisi” Üzerine

Gece Gündüz
A A

20. yüzyılın önemli edebiyat tarihçilerinden olmakla birlikte, “Divan edebiyatı” denilince akla gelen ilk savunuculardan olan Abdülbaki Gölpınarlı; 1945 yılında ortaya koyduğu “Divan Edebiyatı Beyanındadır” adlı eseriyle kuşkusuz herkesi şaşkınlığa sevk etmiştir. Her nasıl olduysa Gölpınarlı gibi bir kişinin Divan edebiyatını yerle bir edercesine kötülemesi, birçok açıdan değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Giriş ve sonuç dışında toplam 21 bölümden oluşan eserin incelenmesiyle görülmektedir ki Gölpınarlı, çeşitli sebeplerden dolayı Divan edebiyatına karşı duyduğu tüm hisleri yitirmiş, yok etmiştir. İlk bölümlerde Divan edebiyatını eleştirdikten sonra, Halk edebiyatı ile yaptığı karşılaştırma da incelemeye değerdir. Abdülbaki Gölpınarlı’nın Divan özelinde üç temel husus üzerinde durduğunu görmekteyiz. Öncelikli olarak divan eserlerinin kötülenmesi veya çirkin gösterilmesinin çeşitli sebeplerini ifade etmektedir. Baş sebep olarak ise şairleri göstermektedir. Bununla birlikte bir başka husus da Osmanlı ekseninde yapılan kötülemeleri olmuştur.

Divan edebiyatının baş savunucularından Gölpınarlı, incelediği tüm yazarların eserlerinde, aynı konuların aynı şekilde anlatıldığını belirtmiştir. “Hiçbir zaman yeni bir şey söylenmemiş eserlerin kaliteli olması da beklenemez” görüşündedir. Sevgiliyi anlatan betimlemeler başta olmak üzere tüm kalıplar ve tabiat cümleleri dahi aynı şekilde sıralanmaktadır. Bundan dolayı divan şairleri, “düşünme duygularını kaybetmiş kişiler” olarak tanımlanmaktadır. Gölpınarlı’ya göre “işi, taklit olan” divan şairleri yaratıcılıktan bir hayli uzaktır. Bundan dolayı da divan şairleri, hiçbir zaman sanat yapamamıştır. Konu açısından eserlerin incelenmesiyle görülen, halk ve halkın yaşadığı sosyal konuların eserlerde olmaması da bir başka eleştiri sebebi olmaktadır. Divan eserlerindeki “Halk anlatılamaz ve sosyal konular değerlendirmeye tabi tutulamaz.” anlayışından ötürü Gölpınarlı, eleştirilerini hakarete varacak şekilde arttırmaktadır.

Yalancı ve Yalaka Şairler

Yüksek düzeydeki eleştirileriyle eserine devam eden Gölpınarlı; incelemelerinde şairlerin, sadece yalaka özellikleriyle var olduğunu belirtmektedir. Her şair, padişah veya paşalardan değer görebilmek için yazmaktadır. Maddi ya da manevi olabilen bu değerler sonucunda ortaya “Divan edebiyatı” çıkmaktadır. Tahta çıkan padişaha kaside, ölen padişaha mersiye yazılması da bunu kanıtlar niteliktedir. Alaycı bir tutumla tüm Divan şairlerini eleştiren Gölpınarlı’ya göre bu durum üzerinde toplumun da katkısı bulunmaktadır. Paragöz olmanın yanı sıra dindar görünen münafıkların çokluğundan da bahseden Gölpınarlı, yüzyıllardır çökmeye devam eden Osmanlı toplum yapısı ekseninde de türlü eleştiriler sunmaktadır. Böylelikle konunun sadece Divan edebiyatı özelinde olmadığı da ortaya çıkmaktadır. Asıl konunun “Osmanlı eleştirisi” olduğunu söyleyen çok sayıda araştırmacı ve edebiyatçının varlığı da bu durumu doğrular niteliktedir.

“Halk edebiyatı” bölümünde ise Divan ile karşılaştırmaya giden Abdülbaki Gölpınarlı, büyük oranda tarafsızlığını yitirmektedir. Halk edebiyatının çok daha fazla anlaşıldığını ifade etmenin yanında; sosyal konulara değinmesi, halkı anlatması ve basitlik içermesini de avantajları olarak sıralamaktadır. Saray ve padişah özelinde olan Divan edebiyatı, bu bölümde de bir hayli sert bir şekilde eleştirilmektedir.

Gölpınarlı’ya Karşı Tepkiler

Bir zaman sonra savunucusu olduğu Divan edebiyatını çok sert bir şekilde eleştirmesi, Gölpınarlı açısından farklı durumların ortaya çıkmasını da beraberinde getirir. Yetkin isimlerden Nurullah Ataç, çelişkilerle dolu eserin ortaya çıkmasına tepki gösterirken “Ayıp senin ettiğine Abdülbaki.” yorumunda bulunur. Orhan Şaik Gökyay ise büyük bir kasıt içeren eserin, yanlışlarla dolu olduğunu ifade ederek; çeşitli suçlamalara, Gölpınarlı’nın diğer eserlerinden türlü cevaplar sunmuştur. Kemal Edip Kürkçüoğlu ise “fantezi” olarak tanımladığı eserin ciddiyetten uzak olduğunu belirtmiştir. “Üstat” denilen Gölpınarlı’ya olan tepkilerin, her kesimden gelmiş olması da düşündürücüdür. Hanife Koncu tarafından kaleme alınan “Bir Kitabın Anatomisi: Abdülbaki Gölpınarlı ve Divan Edebiyatı Beyanındadır” makalesinde de geniş perspektifli bir değerlendirmenin bu eksende yapılması da ortaya farklı fikirlerin çıkmasını sağlamaktadır. Gölpınarlı, konjonktür gereği mi böyle bir eser kaleme alarak hem Divan edebiyatını hem de Osmanlıyı kötüledi, bilinmez. Ancak ortaya konulan suçlamaların bu kadar sert ve Osmanlı ekseninde olması da birçok yazarın dikkatini bu yöne çevirmeye yetmiştir.

Muhammed Murat

Bunu neden başkaları da okumasın ki?
Paylaşmak güzeldir...

Bak bir de bu var...
Olivia – I
Olivia – I

Mektupta adı yazan barın önüne tam anlaştıkları saatte gitmişti. Evden alelacele çıktığı için yanına şemsiye almayı unutmuş ve yağmurdan sırılsıklam

Kapat