İzmarit

Gece Gündüz
A A

İzmarit

İki kez patladı silah…

Kısık bir inilti duyuldu, kargaların sesi kesildi birkaç saniyeliğine, sürücüler kornalarına asıldı.

Yöneldim, yatağımın dibinde duran, annemin babamı otuz beş yıldan sonra yenisini almaya ikna ettiğinden eskisini bana verdiği komodinin üzerindeki sigara paketime uzandım. Neyse ki sabaha iki dal bırakmışım, kendimi takdir ettim. Yatak odamda sigara içmeyeli uzun zaman olmuş, sevgilimin astımı yüzünden, neredeyse gizli bir kuralla evin her köşesinde sigara içmek yasaktı. Bugün değil. Hemen bitsin istemesem bile, yarım kalmasından korktuğumdan çabucak çaktım kibriti. Her zaman olduğu gibi iki kez sürtündü ama yanmadı, bir kez de yere düştü, aldım küfürle ve inatla sürdüm. Bir Cemal Süreya dizesi kurcaladı zihnimi, “Ben kibriti çaktığım zaman. Her şey kırmızıydı yüzün olarak.” ben kibriti çaktığım zaman da iki kez sürtünür o kızıl-kahve zemine. Durmadan bir acı deşer haksız tokatların açtığı oyuğu.

Kendimi daha duymadan odaklandığım postal sesleri yüzünden, yüreğimin ve nefesimin sesini duyamıyordum. Birkaç nefes sürmeden bitirdim sigarayı, arkama fırlattım, ikisini de, bazen en önce alışkanlıklarını arkasında bırakır insan. Bıraktım. Odamı sakin bir tavırla son kez gözden geçirdim, çekmecelerim kapalı, ikisi kırılmaya yüz tutmuş dolap kapaklarımın da tamamı kapalı, yüzüme daha az maruz kalmak için neredeyse hiç silmediğim aynalarım yağla sıvanmış gibi, bu yüzden özelliğini kaybetmek üzere, kaybetsin, yüzümün yarısını kaybetmiş olmamdan daha mühim değil. Yüzüm, iki yıl önce bir ömür saklama ihtiyacı duyacağım bir yara edindi, sağ gözümün altından başlayıp çeneme kadar inen çizgi, silinmeyen izlerimin en derinidir. Kendimi sırt üstü bıraktım yatağın üzerine, çok kez yaptığım gibi tavanı izlemeye koyuldum, sigaradan sararmış parmaklarımı yaramın üzerinde gezdirdim, yaptığımın haklılık payını yükseltsin istedim. Sanki bugün o yaranın, çoktan gecikmiş intikamını alma günüydü.

Duyduğum ama bir türlü hissedemediğim postal seslerini kulağımda değil gırtlağımda hissediyordum artık. O kulak tırmalayıcı siren sesi gittikçe yaklaşıyordu, en yakın olduğunu hissettiğim anda da durdu, hızla çarpılan araba kapılarının sesini duydum ve bir sedyenin hızlıca çıkarılışından çıkan tiz metal sesinin soğukluğunu ellerimde hissettim. Az önce sigarayla hiç ısınmamış gibi. Kapıya sert bir el üç kez dokundu. Tıpkı gece yarıları sarhoş bir şekilde kapıya dayanan sevgilimin elleri gibi… Koşmadım ve hatta küfür de etmedim kapının hoyratça çalınmasına, bu kez ben açmayacaktım, beni almak isteyen kimse o kırsın kapımı. Beni onca kez kırılmışlığımla kim kapının önüne koyduysa o kırsın, kırsın ve gelip alsın o cesur sandığı elleriyle.

“Aç kapıyı polis! Aç yoksa kıracağız!”

Yükselttim radyonun sesini, “Bir ihtimal daha var…”

“Kırın kapıyı!”
“Bir, iki, üç… Pat!”
“Bir, iki, üç… Pat!”

Artık tek ihtimal vardı, beni anlamayan bir elden ötekine kayacaktım.

Odamın kapısı açıldı, titrediğimi fark ettim ama asla korkudan değildi, çünkü ciğerlerim sökülürcesine korkudan titrediğim zamanları ezbere bilirdim, bu ondan değildi, ama nedenini asla bilemeyeceğim.

“Kaldır ellerini! Sakın kıpırdama!”

Sakince kaldırdım ellerimi, yılgınlıktan düşen omuz askılarım toparladı kendini, ben toparlanamadım. Biri postallarıyla yatağımın üzerine çıktı ve ellerimi arkadan kelepçeledi, ne soğuk bilezikmiş!

Sedye geldi sonra, sevgilimin cansız ama iri bedenini bir çuval gibi kaldırıp koydular sedyenin üzerine. İzledim. Hızla çıktılar odadan, sonra beni de çıkardılar, eğip kafamı bir arabanın arka koltuğuna oturttular. Ses çıkarmadım, haklılık her zaman konuşturmaz, bazen dilsiz bırakır.

Önce ambulans hareket etti o hep buruk hissettiren sesiyle, arkasından biz, ama yollarımız ayrıldı, keşke böyle ayrılmasaydı.

Ağaçları geçtik, suyu kurumuş derenin üzerindeki köprüden de. Karakola geldiğimizde sanki zihnim uyanıyordu ve ufacık hissettiğim pişmanlığın artık zerresi bile yoktu. Haklıydım!

Çat! Işık gözlerimi kamaştırdı, “İyi ki tepeden vuruyor, yoksa kör edebilirdi beni” diye düşündüm.

“Yüzüne ne oldu? Yeni mi? Sana diyorum, konuşsana!”
“Değil, iki yıl önce oldu, sevgilim… ”
“Tamam…”

Genç bir adam açtı kapıyı, “Amirim, suçluyu aldığımız evde yangın çıkmış” dedi.

İçime su serinliği aktı, izmaritlerim; benim geride bıraktığım müthiş iz silicilerim!

“Neden öldürdün? Anlat nasıl oldu?”

Dudaklarım söze başlamak istiyordu ama sigarasız çok güç geliyordu.

Yutkundum, derin bir nefes çok şeyi çözerdi, aldım nefesimi ve başladım anlatmaya;

“Kimsenin sabrı okyanus genişliğinden çalınmış kadar çok değildir ve hiçbir varlık, birinin keyfi sebepleriyle aşağılanmayı istemez. Kimsenin el uzatmadığı, kemikleşmiş çaresizliğimi orta yerinden kırdım. Vurdum, onunla olmak için kaybetmeyi göze aldığım babamın silahıyla vurdum.

İki kez patladı silah…

Kısık bir inilti duyuldu, kargaların sesi kesildi birkaç saniyeliğine, sürücüler kornalarına asıldı…”

Mizgin Bulut

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...