Roller

Gece Gündüz
A A

Adına Dünya dediğimiz bir yer. Farklı insanlarla dolu… Düzenli yaratılan bir yeri bozmaya gelenler de diyebiliriz! Belki bozmaya gelmemişlerdir ama verilen rolleri, onları bu davranışa itmiştir.

İnsanların hepsi saf doğmuyor mu? Kötülük nedir bilmeden. Öyle ise bu iyi insanlara kötülük yaptıran nedir? Çevre mi? Eğer bu soruya “Evet.” diyorsan tekrar soruyorum: “O çevredekiler, en başında iyi değiller miydi?” Öylelerdi. Kötülük kavramının oluşumu nerede, nasıl oldu? Veya iyilik dediğimiz şey aslında gerçekten iyilik mi? Neyin iyi neyin kötü olduğuna nasıl karar veriyoruz? Kötülük yapanlar dışlanan, iyilik yapanlar sevilen insanlar mı hep? Bir insanı kötülük yapmaya iten bir şeyler olmalı. Belki doğmadan önce bize roller dağıtılmıştır. Belirlenmiş rollerimizi yaşıyor olamaz mıyız? (Kimsenin cevabını bilmediği soruları sormaktan bıkmayacağım.) Bu rolleri yaşamak zorunda mıyız? Kötü rolü olanlar kötülük yapmak, iyi rolü olanlar iyilik yapmak zorundalar mı? Neden yaşanılacak bir Dünya üzerinde, rollerin etkisi ile bozulan bir Dünya izliyoruz? Etki sonucu roller mi oluşuyor? Roller bize bu etkileri mi yaptırıyor? Daha da önemlisi bu rolleri bize kim verdi?

Yaptıklarımızı, yapıyor olduklarımızı, yapacaklarımızı belirlenmiş roller eşliğinde gerçekleştiriyorsak suçlusu biz olmamalıyız. Robotlardan ne farkımız kaldı? Kodlanmış birer robot!

Aklımda çok soru var… Kendi rolümüzü kendimiz belirlemiş olabilir miyiz? Etkilerimiz sonucu rolümüz oluşmuştur belki. Burada sorduğum hiçbir soruya “Hayır!” diyemiyorum. Sen, ben, biz; bilmiyoruz bunları…

Hastalıktır. Hastalık olamaz mı? Hepimiz sağlıklı geldik ama yapım aşamasında aramızdan biri değiştirildi. Olamaz mı? Değiştirilen, aramızda bulundu, yayıldı ve en sonunda kapladı her yeri. Bir salgın gibi, psikolojik bir salgın…

Bir olaydan bahsetmek istiyorum.

“1971’de bir grup üniversite öğrencisi, görünürde mahkûmiyet psikolojisinin araştırıldığı bir deneye gönüllü olarak katıldı. Rastgele seçilmiş öğrencilerden bir kısmına gardiyan, bir kısmına da tutuklu rolü verildi. Stanford Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nün bodrum katında oluşturulan yapay bir hapishanede rollerini oynamak üzere deneye dahil olan öğrenciler, deney başladıktan kısa süre sonra bambaşka bir gerçeklik algısıyla rollerini içselleştirdiler. Bundan sonra yaşananlar ise psikoloji tarihinde mihenk taşına dönüştü. Stanford Hapishanesi Deneyi olarak bilinen bu çalışmanın mimarı Prof. Philip Zimbardo, durumsal güçlere ve sosyal dinamiklere bağlı olarak, insanların ansızın nasıl canavarlara dönüşebildiğini kanıtlamıştı…”

Ansızın canavarlaşan insanlar, bir süre sonra canavarlıklarını kaybetmiyor artık. Bu duruma erişenler, bu durumdan zevk almaya başlıyorlar; sürdürmek için devam ediyorlar. Engellenemez bir güç gibiler.

Başta belki rol olarak verilen bu algıyı, tüm benliği ile kabul eden insanlar var. Roller…

İçimizde bir yerlerde var olmalı bütün bu verilecek roller. Yoksa bu kadar hızlı benimsemek imkânsız… Var olanı ortaya çıkaran varlıklarız. İçeride dizili kişilik rollerimiz var. Durumsal olarak ortaya çıkanlar, bizi o an yaşatıyor…

İbrahim Miraç Kurtulmuş

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...