İçinden Gelen İle

Gece Gündüz
A A

Kimi zaman elimizde olanları kullanmayı, bir şeyler anlatmayı beceremeyiz. Derdi olduğu hâlde, kabuğundan dışarı çıkmaya korkusu olan bir kaplumbağa gibi çaresizce beklemeyi seçtiğimiz zamanlar olur. Kimseye bir şeyler anlatmak istemeyiz; kendimizi yalnızlığın o serin kollarına bırakır, hayatımıza bu şekilde devam ederiz. İnsanlar arasındaki iletişimler fazlasıyla önemlidir. Herkes birbirini tanımak zorunda değildir. Kimileri herkesin derdinden anlar, kimileri dert nedir bilmez. Lakin olağan durum şudur: Karşımızda konuştuğumuz kişiye, çoğu zaman bir şeyler anlatmak isteriz. Aslında isteriz fakat anlatmaya da yanaşmayız. Bunu birçok kişi yapmaktadır. “Boş ver,” “aman” gibi laflar ile geçiştirilen konuşmalar, artık kabak tadı vermeye başlamıştır.

Neden çekindiğimizi anlamamakla beraber, şunu da söylemek istiyorum: Yorganın altında yanan olsa, yorganı kaldırmadıktan sonra görünmez. Yorganları kaldırmak bizim elimizde, bizlere yardım edecek niceleri etrafımızdalar; önemli olan, fark edip doğru iletişimi sağlamak. Bu iletişim dediğimiz şey o kadar önemli ki ön yargı denilen kavram, genelde ilk sohbette oluşur ve kırılması zor olanların sayısı, diğerlerine göre çoktur. Kendi üzerimizde oluşan yargıyı, yine kendi hareketlerimizle belirleriz. İletişim halindeyken kendimizi doğru ifade edebilmek, kendi üzerimizdeki yargının oluşumuna etki edecektir. Kimileriyle uzun süre konuşursun, tanırsın, tanıtırsın. Lakin yeri gelir, anlatırsın anlamaz; yeri gelir, anlatamadığını anlamazsın. “Peki, doğru iletişim faktörü nedir?” diye soranlarınız olur. Bence içinden geldiği gibi olandır. Seni, sen olduğun için yargılasınlar. Herkes, dünyanın en iyi adamı değil ve olmak zorunda da değil. Bilinen yüzün, özün olsun. Yoksa süregelen hayatın boyunca özün, ortaya çıkmak isteyecektir ve bu kim yargısı etrafında, birçok soru işareti ile seni bekliyor olacaktır.

İbrahim Miraç Kurtulmuş

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...