Denedim Oldu

Gece Gündüz
A A

Veziri ile teker teker piyonlarımı süpürdü. Kaybetmekten korkmazdı. Veziri kaybetmezdi. Zaten gördüğüm en cesur kadındı. Bir de akıllıydı. Hayatı hem zevk alarak hem de akıllı yaşıyordu. Gerçi hep yaşamıyor gibiydi.

O gün kırmızı bir elbise giymiş, ayağında siyah sandaletleri ile evin içinde dolanıyordu. Küpeleri saçlarıyla orantılı olarak uzundu, gözleri yine alıcı kahve tonuyla etrafı süzüyordu. “Rapazend!” diye seslendi. Rapazend, evin yardımcısıydı, orta yaşlı ve sempatik bir kadındı. Seu’nun dedesi ölmeden önce de eve baktığı için hâlâ onlarlaydı. Rapazend, ismini duyar duymaz merdivenlerden çabuk denilebilecek ama yorgun adımlarla indi. “Evet, sizi dinliyorum.” dedi yorgun ses tonuyla. Seu, elindeki zarfı uzattı. “Bu nedir?” diye sordu Rapazend. “Bir mektup ama yarın öğleden sonra açacaksın; şimdi git dinlen, bugün izinlisin.” dedi Seu. Zarfın içinde ne olduğunu düşünmeden yatağına gitti. Fazlasıyla yorucu günler geçirmişti, belli oluyordu.

Ben, o gün Seu ile konuşmak için gelmiştim. Beni satranç oynamaya davet etmişti ve konuşmak için ortam oluşmuştu. Çok iyi oynardı, veziriyle toplamaya başlamıştı her zaman olduğu gibi. Sıra bana gelince durdum, “İntihar eden vezir.” deyip güldüm. “Vezir benim, denedim olmadı.” dedi. Şaşırdım fakat gerçeklik oranı ve ardından gelen hamlesi, dikkatimi tekrar oyuna çevirmeme neden oldu. O, sadece susardı ve oyun oynardı. Oysa ben, buraya konuşmak için gelmiştim. “Kendini bana tek kelime ile tanıtır mısın?” dedim. “Hiç düşünmedim…” dedi, sanki zorla söyletmişim gibi. Bir an vezirini aldı ve ayağa kalktı, “Kahve ister misin?” dedi. “Olur.” dedim, onun yaşadığını hissettiğim için mutlu bir ses tonuyla. Kahveleri yapıp getirdi. Veziri hâlâ ayaktaydı, yavaş yavaş oyunu bitiriyordu. Kahvem ve oyun aynı anda bitti. Ayağa kalktım, elbisesiyle ton farkı olan uzun koltuğa gidip oturdum. Karşıma geçti ve odada ayrık duran mavi koltuğa oturdu. Bir saatime bir ona bakıyordum, on sekiz dakika boyunca tek bir kelime etmedik. En sonunda ona, “Benden bir isteğin var mı?” diye sordum. “Yok.” dedi. Saat ilerliyordu ve “Geç oldu.” diyerek kalkmak istedim. Dalgın bakışlarıyla tamam işareti yaptı. Evden çıkarken arkama bakmadan “Görüşürüz.” dedim. “Görüşürüz.” dediğini duyar gibi oldum ama emin değilim.

Evden çıktıktan sonra ona bir hediye almak istedim. Siyah bir defteri vardı; ona değer verdiği, beğendiği yazıları yazardı. Siyahın üstüne dokunan beyaz kalemi, ona uğradığımda kısalmıştı. Beyaz uçlu bir kalem alarak evimin yolunu tuttum. Gece kitap okurken istemsizce beyaz uçlu kaleme bakıp güldüm. Daha sonra kitabı masamın üstüne bırakıp uyumak için odama gittim. Sabah içerideki seslere uyandım. Daha doğrusu duyduğumu sandığım seslere… Üzerimi giyip Seu’ya hediyesini götürmek için yola çıktım. Evin önüne geldiğimde kapıya dört kez vurdum. Rapazend kapıyı açtı. “Seu uyandı mı?” dedim. “Daha odasından çıkmadı.” dedi, hâlâ uykulu gözlerle. O zaman uyandırıp hediyesini verelim diye düşündüm. Bir çocuk gibi çıktım o merdivenleri, odasının kapısına gelince yorulmuş edasıyla anlık olarak durakladım ve hızlı hızlı nefes aldım. Hediye, arkama sakladığım elimdeydi. Diğer elimle kapıyı açtım ve içeri girdim. Duvarın önünde, boynu omzuna düşmüş yatıyordu. Gece çok içti herhalde diye düşünerek yaklaştım. Tavandan aşağı sarkan ipi gördüm. Bu ne diye düşünürken masasının üstünde bir sürü ilaç fark ettim ve priz sökülmüştü, kablolar dışarıdaydı. Çekmecesi aralık kalmıştı. Biraz daha açıp baktığımda bıçakları fark ettim. Hepsinin üzerinde kan lekesi vardı, hiçbiri temizlenmemişti. Bunları incelerken bir anda Seu’nun yanına koştum. Biraz sarstım, birkaç tokat eşliğinde bağırdım. Ama hiçbir şey işe yaramadı, gözyaşlarım zorla süzülmeye başladı.

“Kahvaltı hazır!” diye odaya giren Rapazend de korkunun ve şaşkınlığın çığlıklarıyla ağlamaya başladı. Daha dün yaşadığını hissettiğin insanın taze cesedine dokunmak… Derisinin her karışını parmak uçlarım hissederken Rapazend yanıma yaklaştı; “Seu, bana dün bir mektup bırakmıştı, öğleden sonra oku demişti.” Bunlar, Rapazend’in yutkunarak söylediği sözleriydi; hâlâ korkusunu hissedebiliyordum ses tonunda. Mektubu uzattı, cesedin üstünden elimi çekip mektubu aldım. Mektupta, sürekli intihar etmeyi denediğini ama bir türlü başaramadığını, en sonunda bütün her şeyi deneyeceğini yazmıştı. Okurken hissedemedim. O an her şeyi kaybettim.

Kendime geldiğimde aklıma siyah defter geldi; onu bulmak için odada her yeri aradım. Bulamadım. Tekrar Seu’nun yanına geldim; arkasına düşmüş elini kavrarken defteri ellerinin arasında gördüm. Her sayfasını teker teker okudum. Sonra sayfalar boşaldı, her sayfayı kontrol etmek için yine de tek tek baktım. Son sayfa doluydu. Sayfada şunlar yazılıydı: “Merak edenler olur, ‘Bu kadar şey yapmış intihar ederken…’ diye. Önce prizi söktüm; elektriği hissettikten sonra sıkıcı olur dedim ve ilaçları tek tek içtim. Bıçakların hepsini kullandım, kollarımı ve boynumu defalarca kestim; kan kaybından öleceğimi biliyordum fakat garanti olsun diye kendimi astım. O an aklıma, bıçakların çekmecemde olması gerektiği geldi; ipten kurtulup bıçağı çekmeceme koydum. Daha sonra… Sonra, nerede bulduysanız oradayım. Ben bir vezirdim, intiharı seçtim; denedim ol…” Cümlenin devamı yoktu; biliyorum, beyaz kalemi bitmişti. Aldığım beyaz kalemi kutusundan çıkartıp “du.” yazdım…

İbrahim Miraç Kurtulmuş

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...