Ben Bana Hapsolmam

Gece Gündüz
A A

Sabah çok erken saatlerdi. Tam olarak kaçtı hatırlamıyorum. İki yapılı adam, kapımı vurarak uyandırdı beni. Sabah sabah sinirlenmemek elde değildi fakat adamları görünce sadece “Kime baktınız?” diyebildim. Korkak mıydım? Soru, bir anda aklımdan süzüldü; cevaplanmak üzereyken adamlardan biri “Sana.” dedi. “Ben kimmişim bakalım?” diye ukalalık yapmak istedim; ama yine sustum.

Bir an kapıyı tek elimle hafifçe kapatıp içeriye baktım ve tekrar adamlara döndüm. Bunu neden yaptım bilmiyorum fakat döndüğümde adamlar birbirlerine bakıp bir şeyler söylüyorlardı. Aralarında ne konuştuklarını duyamadım. Sonra biri diğerine sesini yükselterek “Gerek var mı?” dedi. Kaşlarıyla yok işareti yapan adam, sonrasında bana dönüp “Hızlı hazırlan, hapsolacaksın.” deyiverdi. “Ne!” diye çıkıştım. Korkaklığım, hapsolmak istememişti sanırım. “Merak etme.” dedi adamlardan biri. “Ne diyorsunuz la sabah sabah, gelmiş ‘Hapsolacaksın.’ Diyorsunuz, bir de üstüne ‘Merak etme!’” diye tekrar yükseldim. Adamlar, sakin kalmanın eğitimini yıllarca görmüş gibi rahatlardı. Bu sakinlik ürküttü. “Hazırlanmaya gidiyorum.” dedim ve içeri girdim. Atletimi çıkartıp yatağın üstüne attım. Soğuk soğuk terlemeye başlamıştım. İlk defa olmuyordu, şaşırmadım. Dolabın üstünde duran valizimi indirdim. 45 mavi atletimi çantaya hemen koydum, 46’ncıyı yıkayacak kadar vaktim yoktu. Fazla bir şeyim yoktu, diğerlerini de hızlıca valize doldurdum. Duvarımdaki “La!” yazısını görünce neden bu kadar hızlı hareket ettiğimi sorguladım. Hapsolmayı yıllardır bekliyormuşum gibi hareket ediyordum. Yatağa oturdum, derin bir nefesle tekrar hızlandım. Tamamen hazırlandıktan sonra dönüp odaya tekrar bakmadım bile; kapıya ilerledim, adamlardan biri valizimi aldı, beraber merdivenlerden indik. Dış kapıyı aşağıda başka biri açmış bizi bekliyordu ve kapının önünde bir araba… Araba, benim için gelmişti; bindim ve yola koyulduk. “Yolculuk çok mu uzun?” diye sordum. “Orta…” diye cevapladı. Şaşırdım. Arabanın koltukları, mor arasına ince ince çekilmiş turunculuklarla doluydu. İncelemeye devam ettim. Ben ile birlikte arkada oturan adam bana, “45 mavi atletiniz vardı valizde, 46’ncı mavi atleti getirtmemizi ister misiniz?” dedi. Şaşkınlığım, konuşmama birkaç saniye engel oldu. Sanki her şey bana göre hazırlanmıştı, hem de en ince ayrıntısına kadar. Eğer her şey bana göre ise bir sorum vardı. “Nasılsın?” diye sordum karşımda oturan adama. “Normalim, sen nasılsın?” dedi. Vay canına, bütün bunlar bana göre hazırlanmıştı. Bir anda sorgulamaya başladım, ben araba kullanmayı bilmiyordum eğer bana göre ise… Düşünürken ani bir frenle bir yere çarptık. Yanımdaki adam, kapıyı açıp hemen beni çıkarttı. “Neyse, diğer araba gelir birazdan.” dedi ve sigarasını çıkartıp yaktı. “Ne! İyi de ben sigara içmem.” diye düşünürken adam öksüre öksüre öldü.

Arabanın arkasından bir ses geldi; valizimi arabadan alan bir adam vardı. Benim için gelenlerden biriydi. “Valizimi bırak!” dedim. “Olmaz!” dedi. Kavga edecek bir hâl aldık ve bir anda birbirimize giriştik. Ben, kendimle kavga ederken hep kaybederdim. Yine aynı şekilde kaybettim, çok fena dayak yemiştim. Yaralandım. Yaralarıma ilacı da beni döven adam getirdi. Garip, her şey garipti. “Kalk, hadi kalk, geç kalacaksın!” diye annem uyandırdı. Ne! Her şey rüya mıydı? Neyse, “Anne, beş dakika daha…”

İbrahim Miraç Kurtulmuş

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...