Abraham Maslow ile Mutluluk

Gece Gündüz
A A

Mutluluğu uzaklarda aramanıza gerek yoktur. Bu cümleyi unutmayın!

Size, Abraham Maslow’un yardımları ile mutluluğun formülünü vereceğim.

“İnsan sağlığı ve hastalığı üzerine yeni bir anlayış doğuyor. Bu anlayış öylesine heyecan verici ve olağanüstü olasılıklara gebe ki henüz sınanmamış ve onaylanmamış, yani bilimsel bilgi olarak benimsenmemiş de olsa kamuoyunu önüne bu konu ile çıkma isteğime karşı koyamıyorum.” diyerek başlıyor cümlelerine.

Devam ediyoruz:

“Bu anlayışın temel varsayımları;

Her birimizin biyolojik bir temele dayanan, bir dereceye kadar doğal, esas, verili ve sözcüğün dar anlamıyla değiştirilemez ya da değişmez bir içsel doğası vardır.

Her birey, bir bölümü kendine özgü, bir bölümü de tüm insanlıkla ortak bir içsel doğaya sahiptir.

İçsel doğanın bilimsel açıdan incelenmesi ve -yaratılması değil- keşfedilmesi mümkündür.

Elimizdeki bilgilerin ışığında bu içsel doğanın temelde ya da zorunlu olarak kötü olmadığını söyleyebiliriz. Temel gereksinimler (yaşamaya, güvenliğe, ait olmaya ve şefkate; saygıya ve öz saygıya; kendini gerçekleştirmeye duyulan) ile temel insani duygu ve yetenekler ilk bakışta ya nötr, ‘pre-moral’ ya da yapıcı nitelikleri ile ‘iyi’dirler. Yıkıcılık, sadizm, gaddarlık, kin, nefret vb. insanın temel özellikleri olmayıp; gereksinim, duygu ve yeteneklerin engellenmesine karşı duyulan şiddet eğilimli tepkilerdir. Öfke kendi içinde kötü değildir; korku, tembellik hatta bilgisizlik de… Bunlar elbette kötü davranışlara yol açabilirler ama bu da zorunlu değildir. İnsan doğası asla düşünüldüğü kadar kötü değildir. Aslında insan doğasına ait olasılıklar tipik bir yaklaşımla küçümsenmiştir.

İçsel doğamız kötü değil, tersine iyi ya da nötr olduğundan açığa çıkarılmasının desteklenmesi seçilecek en iyi yoldur. Kendi yaşamlarımızı yönetebilme şansına sahip olduğumuz takdirde daha sağlıklı, üretken ve mutlu oluruz.

Bu temel yapısı reddedildiği ya da baskı altına alındığı zaman insan sağlığı görülür şekilde ya da gizliden gizliye; hemen ya da neden sonra bozulacaktır.

İnsanın içsel doğası hayvanların içgüdülerinin tersine güçlü, egemen ve yanılmaz değildir. Zayıf ve hassastır. Alışkanlıklara, kültürel baskıya ve olumsuz tavırlara kolaylıkla boyun eğer.

Zayıf olmasına karşın bu doğa, normal bir insanda -hatta hasta bir kişilikte bile- ender olarak tamamıyla yok olur. Reddedilmesine karşın kendini gerçekleştirmek üzere içten içe direnir.

…”

İçsel doğadan başlayalım. İçsel doğamız herkesin aklına gelen, bizi biz yapan benliğimizdir. Kendi özümüzdür. Ben de bunun değiştirilemez olduğunu savunuyorum. Fakat bir bölümü kendine özgü, bir bölümü ise insanlıkla ortak bir içsel doğaya sahip bir varlık olduğumuzu düşünmüyorum. Ortak bir içsel doğa oluşturacak bir toplumsal yapıya sahip değiliz. İçsel doğamız, yaratılamayacak kadar güçlü olmasına rağmen keşfedilmeyi hep bekliyordur.

Başta kimse kötü değil, kimse kötü olmak istemiyor. Ama bir bakmışsınız herkes kötü… Aslında iyiymişiz biz. En başta herkes iyiymiş. İyi olmak için kendi yaşamımızı yönetebilme şansına sahip olmalıymışız. Temel yapı reddedildiği veya baskı altına alındığı zaman zarar görme başlıyormuş.

İnsanlar zayıf ve hassas… Alışkanlıklara, kültürel baskıya ve olumsuz tavırlara kolaylıkla boğun eğebiliyormuş.

Mutluluk bunun neresinde?

Temel yapı bozulduğu vakit insan, benliğinden uzak, -genelde- kötü bir insan olmayı tercih ediyor. Kötü alışkanlıklar, saçma baskılar altında kendinden her gün uzaklaşıyor. Kendini tanıyan bir insan ne bu alışkanlıklara ne de bu baskıya boyun eğer. Kendi yaşamını yönetebilme şansı budur. Aslında bu bir şans değil, seçenektir. Kendini tanımak istedikten sonra başarabilir insan.

Kendini tanıdıktan sonra, muktedir olduğu işi yapmalı insan. Bir ressam; ressam olmadan önce kendini tanımasa, neler yapabileceğinin farkında olmasa ressam olabilir mi?

Ya da bir karikatürist; kendini tanıyabilme, yaşamını yönetebilme şansına sahip olmasa karikatürist olabilir miydi?

İnsan, olmak istediğini değil; olabileceğini bildiği vakit mutlu olur.

Mutluluk her yönü ile yakınımızda kalır böylece. Önce oldurur. Sonra mutlu oluruz. Kendini tanıyan insan, kendini yöneten insan başarır. Bu şekilde kim olduğunu bilir. Kim olduğunu bilen insan, mutsuz olabilir mi? “Olamaz!” diyorum. “Neden?” diye soranlar olacaktır. “Bildiğin bir kendin kalsan kendine yetebildiğini anlarsın.”

İbrahim Miraç Kurtulmuş

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...