Hatun Hanım – Bölüm 5

Gece Gündüz
A A

Hatun Hanım – Bölüm 5

Nihal ara vermeden konuşuyor, bir yandan da hem giyinip hem de Gökçe için kıyafet seçiyordu. Gökçe’yi canının bir parçası bellemiş olmasının verdiği sahiplenme duygusuyla olayı sahiplenmiş ve mükemmel olmasına çabalıyordu. Alper’i azarlamasının üzerinden kafasında tasarladığı süre geçmiş, artık işlerin daha kolay olacağını düşünüyordu. Özür dileme işi onun ustalık alanıydı. Agresifliğinin sonuçlarını çokça bu yollarla halletmişti. Gökçe güzelce giyinecek, saçlarını parfümleyecek ve son rötuşu Nihal’e bırakacak: Makyaj… Bu doğal güzelimiz her ne kadar makyajı Nihal’den daha güzel yapsa da heyecanlıydı ve elleri titriyordu. Gökçe Nihal’i şaşkın gözlerle izlerken yorulduğunu hissetti. Kendini yatağa bırakıverdi. Nihal bir an sesini yükseltti:
– N’apıyorsun kızım? Ben az önce ütüledim bunları. Ütüsüz giyeceksen baştan söyleseydin uğraşmasaydım.
– İyi de odadaki bütün kıyafetleri az önce ütüledin. Hepsini üzerime giyersem biraz garip durmaz mı? Kikirdemeye başladı Gökçe, Nihal’in eli ayağı dolaşınca dayanamazdı hiç.
– Ben en son üzerine oturduklarında karar kıldım. Git çabuk tekrar ütüle bunları. Yüzünü de tekrar yıka, üzerini giyin, gel. Saçlarını halledelim. Makyajına geçeceğiz.
– Nihal, sen her özür için bu kadar hazırlık mı yapıyorsun ya? N’olur bir daha birini azarlarken benimle alakası olmayan birini seç. Dayanamam ben bunlara.
– Hayır canım. Hiç de böyle hazırlık yapmam. Ama her rolün affettirme yolu başkadır. Biz şu an bir tanıdık, arkadaş vesaire ile konuşmaya değil, senin güzelliğine güzellik katan adama özüre gidiyoruz.
– Ama azarlayan sen, hazırlanan neden ben?
– Gökçeeeeee!!! Nazlanma, haydi söylediklerimi yap. Daha bir ton işimiz var.
– Emredersiniz komutanım.

Gökçe asker selamını, topuk selamıyla birleştirdi. Kocaman gözlerini kısarak bir süre öyle gülümsedi. En sonunda Nihal’i öpüp, odadan çıktı. Nihal’in bu candanlığını, her işini kendi işi gibi sahiplenmesini öyle seviyordu ki. İyi ki böyle bir arkadaşı vardı. Allah onun varlığına zeval vermesin, dostluklarını bozmasın.

— — — — —

Ömer sabah kaltığında Alper halen uyuyordu. Şaşılacak şey doğrusu. Nasıl olmuştu da hala kalkmamıştı merak etti. Alper’in odasının önüne gitti. Kapıyı çaldı, cevap gelmedi. Bir süre bekledikten sonra içeriye usulca girdi. Yorganı tepesine kadar çekmiş Alper’i görünce bir kahkaha patlattı ve yatağın üstüne atladı.
– Abi hayırdır, depresyonda mısın?
– Ömer ben seni neyle besledim oğlum? Geldiğinde cılız bir çocuktun, tosun gibi olmuşsun. Böğrümü deldin. Yatağı da kırsaydın tam olacaktı!
– Eeee Karadeniz havası insana kilo aldırmıyordu ki. Bol oksijen, organik gıda gibisi var mı? Burada paso kuru hava, yağlı yemek yiyoruz.
– Şikâyetin mi var paşa?
– Ya abi ne şikâyeti, ayıp ediyorsun. Haydi kalk geç kaldın.
– Senin dersin yok mu?
– Bugün ders iptal.
– Neden?
– Gülten babaanne öyle emretti.
– Ne işiniz varmış ki, okula göndermiyor seni?
– Seni de arayacakmış abi öğrenirsin. Uzun zamandır sana hiç iş buyurmamış, özlemişsindir diye düşünmüş.
– Hay Allah, ah bu annem! Kalk haydi kalk. İşim gücüm var benim. Hazırlan seni de bırakayım.
– Tamam abi.

Alper Ömer’i bıraktıktan sonra iş yerine yöneldi. Annesiyle ilişkisini yoluna koymuş, sürekli iş buyurmadığından her akşam yemeği orada yiyordu. Ömer de vakit buldukça geliyordu. Bu iş nereden çıkmıştı ki? Yine mi sürekliliğe vuracaktı işi acaba? Neden sonra bir an duraksadı. Herkesin işine koşarken anneye vefasızlığı kendine yakıştıramadı. Sustu ve adliyeye doğru yol aldı.
Herkesle takılarak odasının kapısına geldiğinde, merdivenlerde oturmuş bir çift kara gözle karşılaştı. Şaşkınlıktan bir süre kendine gelemedi. Öylece bakakaldı. Birden gözleri Nihal’i aradı. Olmadığını görünce, sakin bir nefes alıp gülümsedi. Gökçe’yi odasına davet etti.
– Hoş geldiniz Gökçe hanım. Nasılsınız?
– Hoş bulduk. Teşekkür ederim, iyiyim. Sizi sormalı.

Alper usulca boynunu bükmüş cevaplayacaktı ki, kapı çaldı. İçeriye pür neşe Nihal daldı. Elinde çiçeği ve çikolatasıyla geldi.
– Pardon böyle giriyorum ama lavaboya kadar gitmiştim. Siz gelmişsiniz. Bunları size getirdik.
Gökçe gördüklerine inanamıyordu. Sadece çikolata alacağını söylemişti. Oysa çiçek de getirmiş! Şaşkınlığını gizlemeye çalışarak, Alper’e döndü ve açıklama yapmaya çalıştı.
– Nihal’in ortası yoktur hep uçlarda yaşar. Gördüğünüz gibi bir özür çikolatası almıştık ama nereden bulduysa çiçekleri almış.

Alper duruma çok mutlu olmuştu. Belli etmek istemedi.

– Güzel bir jest, dedi. Nihal hanım sizden biraz müsaade istemem ayıp olur mu acaba? Hediyeleriniz için çok teşekkür ederim.

Nihal de ortamı yumuşatıp, gitmek istiyordu. Görevi tamamladığına göre artık gidebilirdi. Bu teklifin Alper’den gelmesine çok sevindi, rica ederek kalktı.

– Gökçe hanım, lütfen sözümü kesmeyin ve beni dinleyin. Yoksa, bir daha konuşamayabilirim.
– İyi misiniz?
– Evet, dedi Alper. Kalbi çok hızlı çarpıyor, gözleri yaşlanıyordu. Çok heyecanlıysa da bu fırsatı tekrar kaçırmak istemiyordu.
– Dinliyorum, dedi Gökçe. Bir taraftan içinde fırtınalar kopuyor, diğer taraftan ise bunun düşündüğü konuşma olmaması için dua ediyordu.
– Gökçe hanım, beni kısmen de olsa biraz tanıma fırsatınız oldu. Her ne kadar tanıma diyemesek de, hakkımda az ya da çok bir fikre sahipsiniz. Hayatımda çok az insana kendimi açtım. Arkadaşlıklarımı özenle seçtim ve bir elimin parmaklarını asla geçmedi. Derdime ortak bir tane dayı torunum var; Ömer, bir de annem. Hayatım genel anlamda bunlardan ibaret. Kendi halimde ve çapımda bir savcıyım. Bugüne kadar gönlümle bir derdim olmadı. Bir kez aile isteğiyle nişanlandım. Fakat; her ne kadar kendi isteğim dâhilinde olmadıysa da, nişanlandığım kişinin sadakatsizliğine uğrayarak, gönül defterimi hiç açamadan kapattım. İnsanlara karşı her daim temkinli davranmayı tercih etsem de, size karşı bunu yapmam kolay olmadı ve hala olmuyor. Beni yanlış anlamanızı istemiyorum. Yalnız son yaşanan olaydan sonra düşündüm ki, yanlış yapıyorum. Bencil davranarak belki de sizi rahatsız ettim. Kendimi ilk defa bir sahtekâr gibi hissettiğim için bu kararı aldım. Kusura bakmayın geçen gün için, kabalık ettim. Umarım beni affedebilirsiniz. Fakat Gökçe hanım, beni mazur görürseniz eğer; size karşı hayatımda ilk defa hissettiğim hisleri duyuyorum. Sizden bir beklenti içinde ya da başka bir cevap bekliyor değilim. Yalnızca kendimi sahtekâr gibi hissetmekten yoruldum. Ben bir hukukçuyum. Hayatım doğruluk üzerine kurulmuşken, yalanı ya da kandırmayı kendime yakıştıramam. Beni anladığınızı düşünüyorum. Müsaadenizle odadan çıkmak istiyorum. Ne zaman isterseniz odadan çıkabilirsiniz. Bugünlük bu oda size emanettir.

Alper Gökçe’den bir cevap beklemeden kapıyı usulca açıp, çıktı. Biraz ilerleyip odayı izledi. Bir süre sonra Gökçe gözleri yaşla dolmuş halde çıkarak telefonuna sarıldı. Nihal’i arıyor diye düşündü Alper. Gözlerinden uzaklaşıncaya kadar odaya yaklaşmadı. Daha sonra hızlı adımlarla odaya girdi. Eşyalarını alıp, çıktı.

Merve Metin

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...