Hatun Hanım – Bölüm 3

Gece Gündüz
A A

Hatun Hanım – Bölüm 3

Arabanın kapısını hızlıca açtı ve koşar adımlarla adliyeye doğru ilerledi Alper. Sabah arayan adliye polisi, Gökçe Hatun ve arkadaşlarının davasının olduğunu haber vermişti çünkü. İçini tuhaf bir heyecan kapladı. Olayları baştan sona takip etti. Şimdi ise, elinden gelecek ne varsa ortaya dökecekti. Aylar sonra ilk defa görecekti yüreğinin böylesine çarpmasına sebep olan genç kızı. Acaba heyecanını gizleyebilir miydi? Yoksa kalp atışlarının sesini bütün adliye duyuyor muydu? Kafasında bunca düşünceyle adımladı merdivenleri.

Gökçe ağlamaklı bir şekilde ev arkadaşının omzuna başını koymuş, “Bizim burada ne işimiz var Nihal?” diye soruyordu. Her şeyi affedebilirdi ama Sinem’in, anneannesinden kalan tek yadigârı olan altın saati çalmasını hazmedemiyordu. Takmaya kıyamadığı, hala anneannesi gibi kokan saat… Maddi değeri umurunda değildi, zaten hiçbir zaman satmayı düşünemezdi ki. Günlerce ağlayarak anlatmıştı anneannesine olan bağlılığını, ölümünü kabullendiğini fakat taşıyamadığını, tek yadigârına ölene dek gözü gibi bakacağına inancını öyle anlatmıştı ki, nasıl kıyardı böyle bir hatıraya?

Alper Gökçe’nin yanına geldi. Tuttuğu nefesini bir anda bırakarak konuşmaya başladı:
– Günaydın hanımlar, nasılsınız?
– Günaydın. Görüyorsunuz hali. (Dedi Nihal)
– Daha 20 dakika var, odama geçip biraz sakinlemek ister misiniz? (Alper söylediklerini sürekli tartıyor, yanlış bir cümle kurmaktan ölesiye korkuyordu. Bu kızın masumiyeti Alper gibi ketum bir adamı dâhi sarsıyordu.)
– Teşekkür ederiz. Burada kalalım. Aklımız kalır, rahat edemeyiz.
– Pekâlâ. Ben odaya geçiyorum. Çıkınca beklerim, her türlü yardıma açığım. Belki danışmak istersiniz.
– Çok teşekkürler.

İşi gücü bıraktı Alper, mahkemeden çıkacak iki genç kızı bekliyordu. Ya gelmezlerse? Olabilirdi, sonuçta kesin geleceklerini söylememişlerdi. Nasıl geçecek onca vakit bilemedi. Acaba mahkeme salonunun kapısının etrafında mı dolaşsaydı? Yok artık! Oldu olacak çarpışma sahnesini gerçekleştirsin de, kızın da ona aşık olacağı ânı beklesin. Hay Allah, neler düşünüyordu.

Bu sırada mahkeme sonlanmış, yeteri kadar kanıt olmadığı için bir sonuca varılamamış ve ertelenmişti. Nihal sinirle Sinem’e bakıyordu. Neden mahkemeye geldilerse zaten! Elinden almasalar bütün hıncını çıkartmış, saati de buldurmuştu. Gökçe Hatun’un ağlamasına dayanamadığından gelmişlerdi buraya. Zaten onun yumuşacık yüreği olmasa, o kızı evlerine almazlardı ki. Ah be safım, Gökçe’m, Hatun’um…

Gökçe ağlamasına biraz ara verip savcıların nerede olduğuna odaklanmıştı. Alper’e gitmek istiyordu. Garip de olsa onun sakinleştirici bir etkisinin olduğunu hissediyordu. Belki de abisinin sıcaklığını hissetmişti, kim bilir? Durumu Nihal anlamadan oldu bittiye getirmenin yollarını bulmaya çalışırken, tam karşıdan sıcak bir gülümseme karşıladı onu. Uzun boylu, beyaz tenli, kemikli bir yüzün etrafına yayılan bir gülümseme ve bal rengi gözler. Yok, bu sıcaklığın abiyle ilgisi olamazdı. Tuhaf ama başka bir duyguya gark ediyordu yüreği. Neden sonra toparlandı, kendine gelmeliydi. Çünkü Alper, bir süredir onu izliyordu.

– Nasılsınız? Odaya gelmediniz, ben de konuya ilk dahil olanlardan olduğum için meraklandım.
– İyi sayılırız, (Diyebildi Gökçe)
– Çok iyi değilsiniz demek ki. Gelin birer çay içelim, toparlanırsınız hem. (Alper bu kadar ısrarcı olmasına kendisi bile şaşırmış şekilde kızları peşine takmış, odasına ilerliyordu.)

Nihal bir yandan yürürken, bir yandan da Gökçe’nin rahat tavırlarına anlam vermeye çalışıyordu. Yok yok, bu kıza bir şeyler oluyor. Bu adam bizimle neden bu kadar ilgileniyor ki? Savcı olması bu kadar ilgilenmesini gerektirmez. Bizim safı etkilemeye, kandırmaya mı çalışıyordu? Mümkün değil, Gökçe’nin bir erkek tarafından bir daha üzülmesine izin veremezdi. Ama adamın niyetini anlayamadığından direkt kötüye yormak da istemedi. En iyisi Gökçe’yle konuşmaktı.

– Bana bak benim dünya güzeli safım, bu adam bizimle neden bu kadar ilgileniyor?
– Bilmem, halimize üzüldü herhalde. Sonuçta bizi ilk gören ve ifadelerimizi alan kişi, merak etmiş de olabilir. (Bu söylediği kendisine bile saçma gelmişti Gökçe’nin)
– Ya Gökçe gerçekten bu kadar saf mı düşünüyorsun yoksa, sırf ben işkillenmemeyim diye anlamamış gibi mi davranıyorsun, anlayamıyorum.
– Beni sen de anlayamadıysan kim anlayabilir ki, canım arkadaşım. (Kikirdemekten kendini alamadı Gökçe. Sevimlilik yapınca kıyamazdı ona Nihal. Umarım işe yarardı. Çünkü deli gibi o odaya gitmek istiyordu.)
– Eğer bu adamın niyeti gerçekten bir hukukçunun ilgisinden fazla ise, ki inşallah öyle değildir. Hiç hoş şeyler olmaz Gökçe, demedi deme!
– Hıhı, tamam…

Başını öne eğdi Gökçe, suçlu olduğunun kendisi de, Nihal de farkındaydı. Alper’e ikisi de farklı düşüncelerle yaklaştılar, kim haklı çıkacak ikisi de merak içindeydi. Bu sırada Alper odasının kapısını açtı, kızları içeriye buyur etti ve çaycıya üç çay getirmesi için seslendi. Heyecandan kalbi çok hızlı atıyor, Nihal ise o hızı daha da arttıracak kadar sert bakıyordu Alper’e. Bu kız Alper’i hiç sevmedi galiba. Gökçe gülümseyerek odaya girdi, Nihal’i çekerek biraz hızlı şekilde koltukların başına geldiler. Alper gülümseyerek buyur etti. Nihayet hikâyeyi dinleyecekti Alper. Belki de hikâyenin devamını da birlikte yazacaklardı. Ne hayal!

Merve Metin

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...