Bir İntihar Mektubu

Gece Gündüz
A A

Bir İntihar Mektubu

“Karanlığın ayazında kalmış üç beş cümleyi tekrarlayarak yürüyorum yollarda. Biraz aksıyor söyledikleri, duyamıyorum. Ne demişti tam olarak? Sadece tekrarladıklarım… Zaten gerisinin ne önemi vardı ki?..

“Olmuyor işte. Ne yaptıysak, ne denediysek olmadı. Ben zaten her şeye sizin için katlanmadım mı? Neden beni suçluyorsun şimdi?”

Ne yani, ben mi suçluydum bu olayda? Hangi boşanma hikâyesinde çocuklar suçlanmış ki? Babam seni aldattı diye suçlu ben miydim? Yediğin dayakların, babamın bizimle ilgilenmemesinin sebebi de mi bendim? Değilim! Ben sadece kardeşime karşı duyduğum sorumlulukların peşinden koştum. O okusun, buralarda, sizin cehenneminizde kalmasın diye uğraştım. En azından hiçbir zaman onu mağdur etmemek için çalıştım, okudum, biriktirdim ve en sonunda istediğim işin başındayım. Hani babamla ikinizin hemfikir olduğu tek konu var ya; “Devlete kapağı atmak!” işte oldu, artık devlet memuruydum ve kardeşimi size bırakmayacaktım.

Hayatta tek dayanağım, canımın içi, biriciğim sizin bu hallerinize dayanamayarak gidip evlenmedi mi? Onun hayalleri yok muydu? En azından teliyle, duvağıyla gelin olmak hakkı değil miydi? Hiçbir şeyi ben mahvetmedim. Ne sizin evliliğinizi ne de kardeşimin gencecik yaşında bir evin hanımı olmasını. Okuyacak, yanımda dilediği kadar mutluluğu yaşayacaktı. Olmadı, ne kadar çırpındıysam o kadar büyük battım. Benim bu yıkık aileden kurtarabildiğim tek şey; maddi özgürlüğüm ve karakterim oldu.

Madem boşanacaktın, neden cancağızım gitmeden boşanmadın? Her şey güllük gülistanlık olduğu zaman mı aklın başına geldi senin? Ben maaşımı almaya başladım, evimi barkımı kurdum da gözün öyle mi açıldı anne? Hayır anne! Benim dişimle tırnağımla kazıyarak kurduğum hayatımın üstüne böylesine kurulup gelemezsin. Ben ne anne ne de baba gördüm. Akşamları mecburen babama hazırladığın yemeği yedim diye ne ben evlat oldum, ne de sen anne!

Şu an bir tek gözyaşı bıraktınız bende. Onlarca kilometre uzağa da gitsem sırtımdaki kamburum oldunuz. Atamadım, atamadıkça ağırlaştınız. Ama artık bu yük bana ağır geliyor anne. Her gün sizinle içimde konuşarak geçmiyor bu sızı. Vakitsiz kaybettiğim aileme, vakitsiz bir evlat acısı bırakıyorum. Arkamdan ağlamasın kimse. Yaşamak ağır, hem de çok…”

Aylin elinden bıraktı kağıdı. Nasıl yani? Şimdi abisi canına mı kıymıştı? Olamazdı, oysa ne kadar mutlu olduğunu ve hamile olduğunu bildirmek için gelecekti ağabeyinin evine. Bir tanesi, babası, annesi, ablası bile olmuştu zaman zaman. Bunu yapamazdı ona. Yalnız bırakmıştı bu hayatta, kolu kanadı kırılmış hissediyordu. Eşinin kollarına kendini bıraktığında rahmindeki minicik yavrusunun da bu acıya dayanamadığını anlayamamıştı bile…

Müdürü 4 gün boyunca işe gelmeyen ve aramalarına cevap vermeyen Kemal’in sağlığından endişe duyarak polise ve ambulansa haber vermişti. Geldiklerinde cansız bir şekilde yatıyordu yatağında Kemal. Uyuyor gibiydi ama ölmüştü işte. Kız kardeşi gelene kadar elindeki kağıdı hiç bırakmamıştı müdür bey.

29 yıllık hayatı sonlandığında bile yalnızdı Kemal. Kimseyi istememişti yanında kız kardeşinden başka. Zaten ne annesinin ne de babasının yüzü olmuştu cenazesine gelmeye. Bu aile uğruna canını dişine takan evlatlarını kaybetmek de umursamazlıklarına bir ket vurmamıştı. Onlar boşanmadı ama hiçbir zaman intihar eden evlatlarının arkasından hayır duası da etmedi.

Hayat işte, yaptıklarının sebebi aile de olsa geriye dönüp kendiyle hesaplaşmaz kimse. Suçlamak her zaman daha kolaydır çünkü…

Merve Metin

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...