Ve Aydınlık

Gece Gündüz
A A

Dünya, farklı duygularla beslenen insanlara ev sahipliği yapıyor. Bu yüzdendir ki öfkeyle beslenip etrafına saçılan insanlar ile diğerlerinin mutluluğuyla beslenip etrafa çiçek açtıran insanlar, aynı evde yaşıyor bazen. Bireysel bir güven mevcut; lakin birlikten yoksun. Dünya, bu durumdan sıkılır. İnsanları ortak bir yerlerde toplamak ister. Bu yüzden ikinci yüzyılın başlarında renkleri icat eder.

Kötülük barındıran hisleri, koyu ve keskin renklere bırakır. Saflığı ve iyiliği temsil edenlerse orta, açık, sakin tonlarda bulunurlar. Mesela öfke kırmızıdır. Silsen bile izi kalır. Geri de döndüremezsin ya zamanı. Boyadığın yerde mutlaka yara açarsın. Ya sayfayı değiştirmek zorunda kalırsın ya da boyanı. Kırmızı serttir. Affetmez. Kamufle edicidir. İnsanoğlunun bütün kıskançlığını, yalnızlığını, eksiklerini saklar. Bu yüzden altına bir boya sürsen de kırmızı onu mutlaka değiştirir. Bugün sizlere renklerden birinin oluşumunu anlatmak istiyorum. Bir hikayem var:

“Beyaz bulutlarla kaplı gökyüzünden bakan kuşlar, yerdeki telaşın farkındaydılar. Evet, bugün bu küçük kasabada bir hareketlilik vardı. Nedeniyse fazlasıyla hüzünlü. Şehir, kasabalara bölünmüştü o zamanlar. Her kasaba, belli bir uğraş üstünde çalışıyor, şehrin gelişimine katkıda bulunuyordu. Kimi kasaba hayvancılık yapıyor, şehrin et ihtiyacını gideriyordu. Kimi kasabaysa tarlaları değerlendirip şehri, meyve ve sebzeyle doyuruyordu. Lakin bizim kasabada bir iş yok. Herkes kendi başınaydı. Birlik olmadığından kuvvet de doğmuyordu. Şehrin sahibi, kasabaya bir mektup gönderip genel durumu izah etti. Mektupta, en yakın zamanda şehrin gelişimine katkıda bulunacak bir işte bulunmadıklarında kasabalıların, başka kasabalara karışık şekilde dağıtılacağı yazıyordu. Kasaba büyükleri mektubu okuduklarında yıkıldılar. Bu kadar aile, kardeşler, ana, baba… Gözlerini bile kırpmadan ayıracaklardı bizi. Kasaba büyükleri harekete geçti. Şehri didik didik edip maden, tarla veya otlanan bir hayvan aradılar. Fakat bulsalar bile bu işe yaramayacaktı. Zira bunları yapan kasabalar vardı. Aynı uğraşı iki kasaba yapamazdı. Tam kasabanın yetersiz olduğunu düşünmeye başladıkları bir gün, güneş gülümsedi gökyüzünden. Kasabanın güzel genç kızı, camların önünde yürüyordu. Güneş de vurunca cam, ayna gibi olmuştu. Kıza baştan aşağı kendini gösteriyordu. Kız, camda kendine baktı. Sinirlenmişti. Çünkü kasabanın oğlanlarıyla aynı kıyafeti giyiyordu. Söylene söylene evine gitti. Sarı masa örtüsünü aldı, beline sarıp kenarlarından kesti. İğneyle de yanlarından tutturdu. Bu, tam ona göreydi. Farklıydı da. Sonra sokağa çıktı. Sokakta biraz yürüdü. İnsanlar, şaşkın şaşkın bakıyordu. Bu çok enteresandı. Herkesin aynını giydiği kasabada genç bir kız, farklı bir şey yapıyordu. Bu, büyük CESARET isterdi. Cesaret? Hah tam bu sırada kasabaya bir renk daha katıldı: Sarı. Kasabadakilerin emeksizce umuduna sarılıp beklediği anda cesaret çarpmıştı yüzlerine. Tabii ya… Umut, bir şeylere cesaret etmeden işe yaramazdı. Umut, emek vermeden işe yaramazdı. Umut, hiçbir şey yapmadan oturmaktan daha başka anlamlara geliyordu. Kasaba büyükleri, gördükleri her şeyi dikmeye başladılar. Kasabalıların eli de dikişe yatkınmış; bunu, dikmeye cesaret ettiklerinde görüyorlardı. Bu inanılmaz bir şeydi. Yapraklardan, kâğıtlardan, yatak örtülerinden kumaşlar yaptılar, bunları diktiler. Kadına, erkeğe, çocuğa, hatta dedelere bile ayrı kıyafet dikmeyi başarmışlardı. Başarmak… Başarı, yeşildi. Umutla yani koskocaman maviyle kaplı olan bu kasabada sarı renk, mavinin içine sızdı ve yeşili, başarıyı dünyaya getirmişti.”

Merve Çetin

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...