Kayıp – 1

Gece Gündüz
A A

Uyandım. İki kişilik yatakta yalnız… Sabah, uyanmak için değildi sanki bugün. Bir şeylere mecburdu. Orada burada yıpranmış ellerimi yıkadım. Ardından solgun ve yaşlanmış yüzümü… Nasıl ama? Yaşlılık fazlasıyla yaradı. Kandırılmışlıklarım da cabası… Kahvaltıya oturdum sonra. Herkesin kahvaltısı gibi işte… Memnuniyetsiz bir baba oturur genelde zeytinlere yakın. Telaşlı bir anne demliğin ve küçük çocuğunun yanında… Bense tam ortasındayım masanın. Reçeller kolumu uzatamayacağım bir yerde. Tahin pekmez de hep onlarla. Hiçbir şey yakın değil bana. Ne sevdiklerim ne sevmediklerim… Hangisinin yakın olması iyi gelir bilmiyorum ama peynirsiz yapamam ben.

Evden çıkışım sessiz olur. Ufak bir gülümseme yolcular ama her akşam beni merak edecek bir potansiyele sahiptir.

Evin merdiveninden inerken hep karar veririm ama yapmam. Değiştirmem lazım derim şu kunduraları artık. Ayağıma vuruyorlar. “Aman,” derim sonra “Yarın iş çıkışı alırım mutlaka.” ya da almam. Muhtemelen bir kitapçıda akşamı ederim, yine unuturum. Hatta elektrik faturasını da yatırmam. Gece babam geldiğinde iyi bir azar işitirim. Maaş aldığımı ama eve katkım olmadığını anlatıpdurur. Odamdaki kitaplara laf eder. İki sayfaya yüzlerce para ödüyor ama ekmek almıyor der. Bilmez, anlamaz ki iki sayfa değil onlar her biri bir ömür… Dedim ya anlamaz babam. Okumamış, istememiş vaktinde. Hoş, suç babasında… Okulu sevdirecek kadar babalık etmemiş. Ona Sabahattin Ali bile almamış. Eh… Nereden anlayacak kitapların sayfalardan değil ömürlerden ibaret olduğunu… Bilmeyecek işte. Almayacak böylece. O oğluna, o oğluna derken… Bir nesil Sabahattin Ali’siz… Düşünmek bile öylesi yoksul ki…

Adımlarıma geçmiştik en son değil mi? İşe yürürken hep yavaş gider bu ayaklar. Sevmediğin bir meslek seni yavaş yürümeye teşvik edermiş. Ne kadar geç gitsem o kadar iyi. Ne kadar geç görsem o düşüşünü bekleyen gözleri o kadar güzel geçermiş gibi gün. Ama bugünde bir farklılık var. Yağmur gelecek gibi… Hatta uzun süre özletmeyecek kadar gelecek gibi…

Durak hareketliydi. Gelenler, gidenler, koşanlar, şemsiyesine sarılanlar derken yağmur başladı. İnce ince yağıyordu başta. Burnuma, yanaklarıma düştü soğukluğu… Sonra yavaş yavaş dudaklarımdan boynuma süzüldü. Duraktaki kalabalığa girdim ben de. Otobüsü beklerken etraftakileri seyrededurdum. Ah… Tabii bu unutkan adam gözlüklerini yine unuttuğundan miyop haliyle gözlerini kısmaktan başka buluşamazdı görüntüyle. Kafamı nazikçe yükselen topuk sesine doğru çevirdim sonra. Durağa doğru koşan kırmızı bir şey vardı. Kıvırcık ve kırmızı bir şey… Durağa yaklaştıkça netleşiyordu sanki. Hatta şimdi gördüm. Kıvırcığına bir şal karışmıştı. Çiçekli bir şal… Dolaşmış ve arkada buluşmuştu öteki ucuyla. Elinde hayli büyük bir kitap vardı. Maalesef yağmurdan korunmak için onu başına tutuyordu. Böylesi ıslaklıktan sonra kurursa çok yıpranacak biliyordur herhalde değil mi? Sanırım sevmiyordu o kitabı. Evet, evet, sevmiyordu.

Ben kırmızıya bu kadar dalmışken ayağımda müthiş bir acı hissettim. Öndeki siyah paltolu kadın sivri topuklarıyla ezmişti ayaklarımı. Dönüp özür de dilemedi. Bu topuklular sahi silah mı? Öyle, öyle çünkü ya eziyor ya kulak öldürüyor cinsten bunlar… Ben ayağımın acısını paylaşırken kendisiyle, sol yanağımın ıslandığını hissettim. Döndüğümdeyse kıvırcık bir ıslaklık yüzüme yağıyordu sanki. Bu o kırmızılı kadındı. Yağmurda yapışan saçlarını ayırıyordu. Önce çiçekli şalını çıkardı. Sonra ince parmaklarıyla tek tek uğraştı kırmızılı. Ayırdığı kıvırcıkları arkaya atarken kokusunun yüzüme çarptığının farkında değildi. O yavaş yavaş yayılan şey kırmızı bir kokuydu. Çok güzel bir kokuydu. Öyle güzeldi ki oradan çıktıktan sonra defalarca düşündüm. Hangi kelime bana o kokuyu anlatabilirdi. Yok. Hiçbiri… Hiçbir şey… Kıvırcığının tamamını arkaya attıktan sonra beyaz bir yüz bana doğru döndü. Aslında yola bakıyordu. Ben yolun tarafındaydım. Siyah kocaman iki göz… Ya bana bakarsa dedim. Bana bakarsa ben bakmam görürüm diye korktum. Onda daha önce bulamadığım bir şey görürüm diye. Bana neden yalnız uyuduğumu sorgulatan bir şey…

Ve baktı. Belki de saniyelerce… Garip olan neydi biliyor musun? Ben o koca siyah gözleri tanıyor gibiydim. Tanıdık ama yabancı…

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Merve Çetin

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...