21:03

Gece Gündüz
A A

21:03

Gece aptal bir otelin önünde siyah bir araba vardı. İçinde bir adam ve kadın oturuyordu. Adam berbat görünüyordu. Direksiyonu sıkışından belliydi:

– Git.

– Ne için burada olduğumu…

– Açelya, git diyorum! Ben evliyim.

Açelya hırçın gözlerine takılı kaldı Kerem’in. Nasıl da korkusuz ve kızgındı. Geç kalınmış birçok duygu birikip yanaklarını ıslatıyordu. Dayanamadı. Elini yüzüne sürüp sildi gözlerini. Dayanamazdı. Bu onun gözleri, onun yaşlarıydı. O tekti. Sadeceydi. Kerem, Açelya’nın ellerini yüzünde hissettiğinde sıcaklığın tadına varmıştı. Aidiyetin ve özlemin…

Birkaç hafta boyunca beraber çalıştılar. Proje diledikleri gibi gidiyordu. İki taraf da çalışmak güç olsa da işin ehemmiyetinin farkındaydılar. Arada bir çalıştıkları yere Kerem’in eşi uğruyordu. Açelya’yla tanışmışlardı. Samimiyetsiz ve adi bir tanışmaydı, evet.

Kerem merdivenlerdeydi. Son basamağa vardığında bir koku sardı burnunu. Bu kata çıkış: Lanetliydi. En köşedeki koridor müthiş kokuyordu çünkü. Bu koku hem tanıdık hem tehlikeliydi. Uzak durmak da yakınında durmak kadar acıtıcıydı.

Uzun bir otel penceresinin önünde yassı bir koltuk duruyordu. Yanındaki sehpada ise ince kaliteli bir kitap ve kupa… Açelya siyah gökyüzünü her zaman açığından daha çok sevmiştir. O sebeple çalışmadığı geceler pencere kenarında sabahlardı.

Bu sessiz otel odasında kapı çaldı. Açelya önü açık terlikleriyle kapıya yürüdü. Açtığında zayıf vücudu titremeye başladı. Kapıdaki Kerem’den başkası değildi. Solgun yüzünü duvara yaslamış, hafif sarhoş gibiydi. Davet beklemeden içeri girmişti. Kapıyı yavaşça kapattı. Açelya’nın şaşkın ve donuk yüzünü seyretti bir süre. Oda sessizdi. Ama bu ikisi çok gürültülüydü. Nefesleri en çok… Bir şeyler anlatıyordu belki Kerem ancak güçsüzdü dudakları. Öpmek için bile fazlaydı. Sarıldı beline kadının. Kalbini sıkıca kalbine değdirdi. Belini kaburgalarını kıracak kadar sıkıyordu. Sesini bile çıkarmıyordu Açelya. Eskiden gelen tehlikeli bir alışkanlıktı. O sarılırken hemen tepki veremese de içindeki kız çocuğu çok mutluydu. Suçlu bir mutluluğu vardı. Yanakları yanıyordu. Kerem sarılırken ona hissettirmeden yanaklarını kontrol etti Açelya. Heyecanlandığını istese de saklayamazdı ya. Hoş bu adamdan ne saklayabilirdi ki! “Bana sarılmayı en iyi o bilir; bakmayı, koklamayı, öpmeyi dokunmayı…” Böyle düşünürdü.

Kerem başı Açelya’ya değdikçe dudaklarını kadının hassas boynuna yaslıyordu. Gözleri kapalıydı. Rüyada olduğunu sandı bir an. Bir süre sonra gözlerini açtığında kadını koridora itti. Odadan dışarı attı kendini. Yere oturdu. Gömleğinin düğmelerini açıp kalbine dokundu. Sıcacıktı ve çok heyecanlıydı.

Açelya kapıya yürüdü. Açmak doğru olmazdı. Onu sürekli çağırıp çağırıp itmek işkence gibiydi. Gelmesini beklemeyi de kendine hak görmüyordu. “Gelmese…” “Ya gelmezse…”

Şimdi Açelya da kapının diğer tarafında oturuyordu. Bir süre böyle durdular. Kerem’i iten ve geri getiren şeyler vardı. O yüzden hareket edemiyordu. Açelya ise en iyi bildiği şeyi yapıyordu. Beklemek…

Birkaç saat sonra Kerem yeniden kapıyı çaldı. Açelya’ya hiç bakmadan içeri girdi. Yatağa oturdu. Komodinden saati alıp 21:03’e ayarladı. Gökyüzüne bakmak için mükemmel bir saatti. Uzandı. Pencereye döndü. Bir süre sonra Açelya geldi yatağa. Kerem’e baktı. Şimdiki gözleri on yedisinden farksızdı. Öyle şefkatli öyle huzurlu… Kolları sarılmaya öyle hazırlıklı… Yanına uzandı Kerem’in. Arkasından sarıldı, Kerem Açelya’ya. Saçının kokusuna hapsedercesine kendini…

Ağlamak, gökyüzüne bakmakla hiç bu kadar alakadar olmamıştı. On yıl sonra 21:03’te…

Merve Çetin

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...