Bukowski/Mavi Kuş – İki Farklı Kişilik

Gece Gündüz
A A

Bukowski/Mavi Kuş – İki Farklı Kişilik

Şiir denince akla hemen onun adı gelir Bukowski, Bukowski, Bukowski. Böyle biraz daha neşeli girmek istedim incelememe çünkü az sonra inceleyeceğim şiir, girişim kadar eğlenceli olmayacak. Çünkü birçoğumuzun bildiğini düşündüğüm 20. Yüzyılın çok konuşulan isimlerinden Charles Bukowski’nin “BlueBird” yani “Mavi Kuş” şiirini çok detaya girmeden inceleme teşebbüsünde bulunacağım. Charles Bukowski’den çok kısa bahsetmek istiyorum. Kendisi 20. Yüzyılın en çok konuşulan şair ve yazarlarından bir tanesidir. Yeraltı edebiyatında kendine çok büyük bir fan kitlesi toplayan Bukowski, maalesef birçok edebiyat eleştirmeninden de “F” notunu alarak sınıfta kalmıştır. Kendisinin üslubu diğer şairlere nazaran daha küfürlü, daha isyankâr ve tabiri caizse daha karanlıktır. Genellikle şiirlerinde kadınlara, alkole, yalnızlığa yer veren Bukowski; şiirlerinde de herhangi bir kurala bağlı kalmaz ya da kendini o yüzyılın içerisindeki düzene sıkıştırmaya çalışmaz.

Mavi Kuş şiirine başlar başlamaz Bukowski’nin bize anlatmaya çalıştığı ana temayı az buçuk anlamaya başlıyoruz. “Bir mavi kuş var yüreğimde / çıkmaya can atan.” Bukowski birçok şiirinde olduğu gibi bu şiirinde de vurucu bir cümleyle şiirine başlıyor. Gelin hep beraber Bukowski bu cümlede bizlere, okuyuculara hangi mesajı vermeye çalışıyor onu çözelim. Bukowski, yalnızlığını ve kırılgan tarafını içine hapseden bir adam olarak karşımıza çıkıyor. Mavi Kuş, Bukowski’nin kendi içine hapsettiği ikinci kişiliği fakat şiirin ilerleyen kısımlarında görüyoruz ki; Bukowski kırılgan ve güçsüz tarafının başkaları tarafından görülmesini katiyen istemiyor. Bunun birçok nedeni olacağı gibi asıl nedenlerinden biri çok yüksek ihtimalle; kendi içinde bulunduğu yaşam tarzının, içinde sakladığı kişiliğe çok ağır geleceğinden kaynaklanıyor.

“Bir mavi kuş var yüreğimde
Çıkmaya can atan
Ama viski döküyorum üstüne
Sigara dumanına boğuyorum onu
Hayat kadınları, barmenler, bakkal çırakları
Bilmiyorlar onun orada olduğunu”

Bukowski’nin içindeki narin kişiliği ortaya çıkarmamasının sebebi; kendi içinde yaşadığı dünyanın, her tarafının hayat kadınları, barmenler ve bakkal çırakları ile çevreli olması ile bağlantılı. Bu gibi bir yaşam tarzının, içinde sakladığı diğer kişiliğe zarar vereceğinden korkuyor. Bukowski istemli ya da istemsizce de olsa, burada okuyuculara daha önce çok zarar gördüğünü ve tekrar bu kişiliğin gün yüzüne çıkmaması gerektiğini aktarıyor. Şöyle kendimizce bir çıkarımda bulunursak; hayat kadınları Bukowski’nin seks hayatını, barmenler içki alışkanlığını, bakkal çırakları ise sigara bağımlılığını temsil ediyor. Her ne kadar çıkmaya can atan bir Bukowski varsa, diğer yandan onu kendi zararlı alışkanlıklarıyla geri iten bir Bukowski var. Bukowski’nin ruhsal olarak zarar görme korkusu insanlara olan güven probleminden kaynaklanıyor. “Tabii ki bir insanı sevebilirsiniz, eğer onu yeterince tanımıyorsanız.” ya da “ Bu kadar iyi niyetli olmayın çünkü en yakın bildiğiniz vefasız çıkabilir ve sizi düşmanlarınız değil de dostlarınız yıkabilir.” Anlayacağımız o ki dostlar; Bukowski bu şiirde zayıf olmaktan ve başkalarının gözünde çelimsiz görünmekten oldukça korkuyor ve dayanıklı, insanlar tarafından törpülenmiş, alkol ve sigara ile yıkanmış bir Bukowski ile yoluna devam ediyor. Bu onu insanlar karşısında daha dayanıklı ve güçlü kılıyor. Şiirin sonlarına doğru geçiş yaptığımız zaman şiirde bir değişim görüyoruz.

“Bir mavi kuş var yüreğimde
Çıkmaya can atan
Ama zekiyim, sadece
Geceleri izin veriyorum çıkmasına,
Herkes yattıktan sonra
Orada olduğunu biliyorum, derim ona,
Kederlenme artık.”

Şiirin bu kısmında Bukowski çaresizliğin, yalnızlığın, korkaklığın kepenklerini kaldırarak; zifiri karanlıkta, etrafta kimsecikler yok iken kendisi ile acıklı bir muhabbete giriyor. Bütün korkularıyla ve incinmişlikleriyle geceleri herkes uyurken uğraşıyor. Bukowski’nin bu kişilik çatışması ilk başlarda kısıtlama ve dayatmaya bağlıyken; son kıtalarda okuyuculara ne kadar güçlü görünse de geceleri onu bekleyen, onu ağlatacak, kabuk tutmuş yaralarını kaldıracak bir Bukowski olduğunu söylemekten de çekinmiyor. AMA AMA AMA…

“Sonra yerine koyarım yine
Ama hafifçe öter
Tamamen ölmesine de izin vermiyorum
Ve birlikte uyuyoruz
Gizli antlaşmamızla
Ve insanı ağlatacak kadar
Güzel, ama ben
Ağlamam, ya
Siz?”

Gayet güzel devam ederken; Bukowski yine ve yeniden, sonunda noktayı başka şekilde koyuyor ve yeniden okuyucularına “Ben ağlamam, güçlüyüm imajını” veriyor. Ve cevaplamaları için mikrofonu okuyucularına bırakıyor. Ya siz?

Mert Feyzioğlu

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...