Zamansızlık

Gece Gündüz
A A

Bu yazıyı yazmak adına, zamansızlıklar içinde bir zaman bulduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum…

Buna rağmen, hiçbir şey için yeterli zaman bulamadığımız bir zaman diliminde yaşadığımız için de kendimi oldukça şanssız hissediyorum. Hep derim: Bu yüzyılın insanı değilim… Etrafımdaki bütün insanlar, tam olarak bu saçma yüzyılın insanı olmakla beraber, beni oldukça meşgul ediyor ve bir o kadar da yavaşlatıyor. Elden bir şey geliyor olsaydı; elbette bunları buraya değil, onların akıllarına kazırdım. Ama gelmiyor işte bir şey ve onları öyle kabul ediyorsun… Onları öyle kabul ettikçe de kendini kaybediyorsun. Acınası bir şey…

Uğraştıkları, uğraştırdıkları konulara her baktığımda, saçımı başımı yolasım geliyor… Her şeyi yapmak zorunda olduklarını zanneden, her şeyden bir miligram yaparak kendini tatmin eden, sonuca bakınca bir arpa boyu bile yol alamayan, yerinde sayıp sayıp duran; onlarca, yüzlerce amaçsız insan… Onlarla yaşamak, çalışmak, konuşmak, arkadaş olmak, zaman geçirmek; benim lanetim olsa gerek. Birilerinin onlara: “Uğraştığınız bu şeyler, sizden başka kimsenin umurunda olmamakla beraber, ağzına kadar saçmalıkla dolu!” diye haykırması gerekiyor ama nedense bu kişi de yine ben olamıyorum.

İnsanlar, takvimlerden onlara verilen her yeni yirmi dört saatten; uyku, iş vb. zaruri muhteviyatları çıkarınca, sadece ve sadece altı saat kadarını dolu dolu yaşayabilecek zamana sahip. O altı saatin içine, yüz farklı şey sığdırmaya çalışmasıyla bilinen işbu mahlûkat; günümüz yüzyılının ona altın tepside sunduğu her bir saçmalıktan beş dakika kadar alsa, o altı saat bile ona yetmiyor elbette. Ve bu mahlûkat, bu tepsideki ikramı(!) ekseriyetle alıyor da. Tamam, herkesin kendi hayatını bok etme hakkı elbette saklıdır. Lakin diğer insanları da kendisi kadar boş ve bok sanması da elbette koca bir trajedi. İşte ben de bu trajedinin bir parçasıyım ve bu durum beni kanser ediyor.

Günlük zaruri harcadığım zamanlardan arta kalan her dakikama göz diken onlarca başıboş mahlûkatla uğraşıyorum. Sorsan bu insanlara, hepsi zamansızlıktan söz eder. Birçoğunun çok önemli işleri, ilişkileri, planları vardır. Ama yine baksan bu insanlara, hepsi o altın değerindeki zamanını, saçma sapan şeylere heba eder…

Dün geceye kadar, aylardır bir film bile izleyemediğimi fark ettim. Yine dün geceye kadar, aylardır bir satır yazı da okuyamadım, yazamadım. Birileriyle film izlemek, bir şeyler paylaşmak, parklarda yürümekten de geçtim; bunu kendi başıma yapmama bile reva yok.

Yok yok, hayır; katiyen zamansızlık da çekmiyorum. Sadece zamanım; zamanın değerini bilmeyen mahlûkatlar tarafından hunharca çalınıyor, hepsi bu.

Herkes hırsızlığı; birilerinin, maddi değerlerle ölçülebilen bir şeylerini çalmak zanneder. Günümüzdeki en değerli kavram olan zamanı, saat saat çalıp çırpmaları da elbette göze bile gelmez.

Ömrümün yarısı, böyle saçmalıklarla geçti gitti; hem de hiçbir şey anlamadan… Etrafımdaki insanlardan yaşadığım şehirlere kadar, hepsini defalarca değiştirdim, yeni hayatları denedim ama yok… Bu mahlûkatlar, her yerdeler…

Kulağımda bir Sezen şarkısı var bu yazıyı yazdığımdan beri: “Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler…”

Lakin Sezen’den farklı devam ettiriyorum bu şarkıyı: “Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler; çok ama çok şey söylemeye hakkım var!”

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...