Yazmak

Gece Gündüz
A A

Birkaç zaman önce postayla kapıma bırakılmış bir zarf almıştım. Zarfta, kendisini ekmek için nasıl bir yol izleyeceğim yazılı, ufak bir kâğıdın içinde saklı bir ağaç tohumu vardı. Bir hayli hoşuma gitmişti… Bir yandan kâğıdın içindeki tohumu elimle hissetmeye çalışırken diğer yandan hayalimde kendisini çoktan bir saksıya ekmiş, büyütmüş, yetiştirmiş ve doğaya kazandırmak adına bir park, bahçe aramaya başlamıştım bile… Aradan aylar geçti… Özensiz bir biçimde açılmış o zarf ve talimatlı küçük bir kâğıdın içinde saklı o minicik tohum; hâlâ öylece mutfak masamda duruyor…

Elimin altındaki güzelliklere “Nasıl olsa burada duruyor…” diye yaklaştığımdan mıdır; uzun hayalleri kısa gecelere sığdırıp sonra da unuttuğumdan mıdır; bir şeylere eskisi gibi hevesle bakmadığımdan mıdır bilinmez… Aslında hayatımı çirkinleştiren birçok şeyi, aslında hayatımı güzelleştiren birçok şeye tercih ettiğimi tekrardan fark ediyorum bu gece… “Yazı yazmak” da bunlardan biri…

Çok iyi bir yazar olmak ile ilgili bir beklentim yok; velâkin durmaksızın yazmak ile ilgili birçok başlayıp bırakmışlıklarım var… Ve yazı yazmak da belki birçok güzel şey gibi masamın üstünde, “Nasıl olsa burada duruyor…” olaraktan kalmış gitmiş… Yine birkaç zaman önce, “Anlamıyorsa o zaman siz de yazarak anlatın…” diye bir cümle okumuştum. O cümle de o ağaç tohumu gibi masamın üstünde bir yerlerde kalmış anlaşılan.

“Anlamıyorsa…”

Aslında “anlamayan” ikincileri veya üçüncüleri aramama pek de lüzum yok gibi. Şu an birinci tekil şahsımın bile kendimi anlamadığını fark ettim. Oysa anlamış olsam o tohum, bir parkta veya bahçede bir ağaç olamasa bile en azından bir saksıda yeşermiş ve öylece bıraktığım o yazılar, en azından birkaç kâğıdın, ekranın üzerine yerleşmiş olurdu…

“Anlamıyorsam…”

Geçenlerde sakallarımı kestim… O da ara verdiğim birçok şey gibi bir hayli uzamış, masada bıraktıklarım misali yüzüme batmaya başlamıştı. Bir sanatı icra ediyor değildim; velâkin elimde jiletle, ayna karşısında kendini tıraş eden bir heykel gibiydim. Kireç taşından bir surat, kil renkli bakışlar… Yine ne ara bu kadar biçimsizleştim… İşte bunlar, hep o tohumu ekmediğim için ve işte bunlar, hep o kelimeleri yan yana dizmediğim için…

“Anlamıyorsam o zaman…”

Belki de kendime, yeniden yazarak anlatmaya başlamalıyım bir şeyleri… Mesela çok sevdiğim sonbaharın yeniden gelişini; kuruyan ağaçların yerlere düşürdüklerini; yaşamın bir tonunu daha gösteren gri bulutları; artık kuyruğunu saklayarak yürüyen sokak köpeklerini; ağaç diplerinde üşüyen çamurlu kedileri; sattığı mendilleri artık eldivenle uzatmaya başlayan yaşlı teyzeleri; otobüs zeminlerindeki ıslak ayakkabı izlerini; sigara dumanına karışarak dağılan nefesleri; sokak lambalarının etrafında bir başka çiseleyen yağmurları; daha bir anlamlı gelen Teoman şarkılarını; ara vermeden on dört dakikada okuduğum bir Murathan Mungan şiirini; ne için geldiğimi; ne yapıyor olduğumu ve nereye gideceğimi…

Hepsini yeniden anlatmalıyım kendime. Aslında hayatımı güzelleştiren birçok şeyi, aslında hayatımı çirkinleştiren birçok şey ile yeniden değiştirmeli… Anlamıyorsam o zaman yazarak anlatmalı… Bir daha yazmalı ve bir daha tıraş etmeli düşüncelerimdeki heykeli…

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...