Nocturnal Animals – Gece Hayvanları

Gece Gündüz
A A

İzlediğimiz birçok filmin sonunun genelde istediğimiz gibi bitmesini bekleriz. Lakin yine genelde ve özellikle dram filmlerinde, bu arzumuzun pek de gerçekleştiğini söyleyemeyiz… Nocturnal Animals’ın yönetmeni, o son dakikalardaki güçlü hislerimi duymuşçasına bu arzumu yerine getirdi… Bu tuhaf tesadüf sanırım iyi hissettirdi… Zira istediğim şey, saniyede yirmi dört karelik o sesli fotoğrafların arzuladığım gibi bitmesi değildi. İstediğim şey, filmleri her daim seçerek izlediğimden ve de içinde mutlaka kendimden birçok parça bulduğumdan; yapamadıklarımı bir başkasının yaptığını görme tatminiydi…

İzlediğimiz birçok filmin sonunun genelde istediğimiz gibi bitmesini beklesek de; işte beklentilerimizi karşılayan bu filmler, içimizdeki Gececi Hayvanını üzerimize salmaktan da hiç mi hiç çekinmezler. Boğuşur dururuz…

Bir yazar olan Edward Sheffield’ın ilk aşkı ve de eski eşi olan Susan Morrow’a gönderdiği romanının retrospektif canlandırması olan filmde; özellikle yazı ve yazar kavramlarının salt bir şekilde ele alındığını görebiliyoruz. İçerdiği klasik ama klişe de olmayan metaforlarda, yine kendimizden birçok şeyi bulabiliriz. Mesela bunlardan biri, yazar adayı olan bizlerin kendimize bile sorduğu; “Ne için yazıyorum/yazıyorsun?” sorusu… Filmde diyalog olarak güzel bir şekilde buna da değiniliyor mesela.

– Neden yazmak için bu kadar kararlısın?
– Bence yazmak; olayları, eninde sonunda ölecekleri canlı tutmanın, kurtarmanın bir yolu… Eğer kâğıda dökersem, sonsuza kadar yaşarlar…

Evet, bizler de sonsuza kadar yaşatmak istediğimiz şeyleri yazıyoruz genelde. Zira söz hep uçuyor, kimi yazı ve kimi de yalnızlıklar kalıyor… Sonra; yazdıklarımızın beğenilme kaygısı, arzusu, hatta gizli kaygısı diye devam edebiliriz de mesela bu kavrama. Filmde bu konu da çok hassas bir şekilde ele alınmış. Sevdiği kadın tarafından yazdıkları beğenilmeyen bir adamın bir dakikalık dramını görmezden gelmek, filmin birçok noktasını kaçırmakla eşdeğer. Hatta reel hayatımızdaki birçok anlamı kaçırmakla da…

Yazmanın, edebiyatın, kitapların karın doyurmadığı klişesiyle gururu kırılan bir insanı daha görüyoruz sonra mesela… Burjuva yaşantısına ait olsun veya olmasın, materyalist zihniyetteki her ilişkinin sonuçta güce ve fiziksel kabiliyete teslim olduğu gerçeğiyle de yüzleşiyoruz. O aşkla, tutkuyla sevilen kişilerin bu uğurda yarı yolda bırakılmalarıyla da… Evet; aşk, sevgi, bunlar karın doyurmuyor derler ama değil. Aşk, sevgi; bunlar karın değil, sadece göz açlığını doyurmuyor, hepsi bu…

Yazıyı, edebiyatı; uzandığımız yataktan pat diye yere düşürüp Adalete geçelim sonra… Mesela iyi, kibar, naif bir insan olmak, herkese bir kalemin kağıda hassasiyeti kadar yumuşak davranmak; kötülüklerden korunmaya yetmiyor bu hayatta… Ve kokuşmuş her sistemde olduğu gibi; iyi olursak, hiçbir zaman adil olunmayacağımızı da görüyoruz yine bu filmde. Ve yine tıpkı bu filmde olduğu gibi; mesela kanser bir polisin hayatı boşvermişliğinde aradığımız o adaleti de görüyoruz. Yani adaleti hukukta bulamayınca; cesaretimiz oranında, ya kendi ya da bir başkasının elindeki silahta aradığımız o çaresizliğimizi…

Son olarak, parayı aşka, maddeyi mânâya tercih edip, zamanla o güç tarafından defalarca aldatılmış, yıllar sonra da Hayvanlar gibi pişman olmuş, Geceleri uykusuzluklarla kıvranan bir insanın; yapayalnızlıklarından bir günde, bir masada o eski aşkına kavuşması gerekliliği klişemiz var bu hayatta… Evet, o insan o masada yalnız başına kalmayı hak ettiği halde; duygusal yanımızın esiri olarak, sanki hiçbir şey olmamış gibi eski defterlerimize sarılıyoruz. Bu bir kavuşma, kazanım veya vefa değil; koca bir çaresizlik aslında… Lakin biz, Duygusal Hayvanlar; hep aksini yaptık ve yapıyoruz…

Ve ben en azından bu filmin sonunda; sevgisini güce/paraya tercih eden ve o güç tarafından murdar edilen o insanın, o masada yalnız kalmasını istedim, bunu çok istedim… Yazıya başlarken demiştim, yönetmen bu güçlü arzumu elbette duymamış ama aynı fikirdeymişiz, buna da sevindim… O insanlar yalnız ölmeliler. İçlerindeki hayvan onları her gece uyandırmalı ve pençeleriyle ruhlarını kanatmalı…

***

Nocturnal Animals: 2016 yapımı, Türkçeye Gece Hayvanları olarak çevrilmiş, alışılmışın aksine Türkçeye çevrilmesi konusunda mânâsından çok da bir şey kaybetmemiş, Gececi Hayvanlar da diyebileceğimiz bir Dram/Gerilim filmidir.

“Austin Wright adlı yazarın Tony and Susan isimli romanından, yönetmen Tom Ford tarafından uyarlanmıştır. Filmin akabinde kitabın adı da Nocturnal Animals olarak tekrar düzenlenmiştir (Wikipedia).”

Oyuncu kadrosu olarak da güçlü isimlerin yer aldığı bu filmde; birçok kaliteli filmden tanıdığımız ve özellikle Demolition ve de Nightcrawler’daki performansıyla kendini aşan Jake Gyllenhaal’ı başrolde görmekteyiz. Kendisiyle film boyunca retrospektif(tersten almak, geriye dönük) bir şekilde etkileşimde olan bir diğer tanındık isim olarak da; Catch Me If You Can, The Fighter, American Hustle, Arrival gibi filmlerden tanıdığımız Amy Adams’ı görüyoruz. Son olarak yine bilindik filmlerden Revolutionary Road, 13, Mud ve özellikle Frank & Lola ve de The Iceman’deki performansıyla göz dolduran Michael Shannon ile bu ekibi tamamlıyoruz… Ayrıca Kick-Ass, Savages filmlerinden tanıdığımız Aaron Taylor-Johnson’ın performansı da yine göz doldurmakta. Film, tekrar izlenebilecek filmler kriterini de fazlasıyla karşılıyor. Filmde kullanılan müzikler de oldukça başarılıdır.

 

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...