Macide’ye Mektuplar – Üçüncü Mektup

Gece Gündüz
A A

Macide’ye Mektuplar – Üçüncü Mektup

Sevgili Bayan Macide,
Ciğerlerinizi üşüttüğünüzden bahsetmişsiniz son mektubunuzda, bu yüzden gelemeyişinizden… Ciğerlerimin tüm alveolleri sızlıyor o satırları okuduğumdan beri benim de. Oysa başka şeylerden bahsetmek istiyordum bugün, ama olmuyor. Hastalığınız ki bütün gündemimde yer ettiğindendir muhtemelen…

Bahçenizde yaylı bir salıncak olsaydı keşke diyorum, şöyle esmeyen, sakin ve sessiz bir köşede… Yanında da bir masa olsa veya bir sehpa, elinizi uzatabileceğiniz bir uzaklıkta da bir bardak nane-limon olsa diyorum… Zira bu kırılgan ve hasta halinizle, kuğu boynu misali o zarif parmaklarınızı bardağa uzatmak için bile yormanız içimi titretiyor. Hem yemediğinizden de bahsetmişsiniz… Bu elbette -affınıza sığınarak- fazlalıklarınızdan kurtulmak için bir fırsat olabilir belki ama konumuz o değil, kesinlikle bir şeyler yemelisiniz, hem böyle dediğime bakmayın, fazlalığınız da yok gibi, balık eti iyidir. Bu arada balık demişken, balık da yiyin. Sizi toparlayacaktır… Ah burada olsaydınız da size kendi ellerimle bir konserve ton balığı açsaydım… Zira benim hasta olduğum zamanlar gibi, ‘Bir tas limonlu çorba veya bir bardak sıcak çay ikram edeni yoktur şimdi’ diye düşünmüyor değilim…

Son mektubunuzu aldığımda içim de burkuldu biliyor musunuz, bundan da bahsedeyim biraz… Sesinizi öyle özledim ki zira, birçok zaman mektuplarınızı sizin sesinizle okumaya çalışıyorum zaten… Çok zor oluyor o sesleri anımsamak ve duyumsamak… Bir tüyün havada süzülürkenki sesi gibi mesela, bir bebeğin tebessümündeki ıslık gibi, bir menekşenin dibine su verirken toprağından yükselen koku gibi, sesiniz, o sesinizi anımsamak ve duyumsamak öyle zor ki işte… Mektuplarımızı da elbette seviyorum en az sesiniz kadar, yanlış anlaşılmış da olmayayım, zira birkaç karakterden oluşan duygusuz tuşların bastığı bir sms ile kıyas edilmez bir güzellik, sizi bana yakınlaştıran mavi bir enginlik gibi bu mektuplar… Ama sesiniz işte, öyle güzel ki, özlüyorum, çok…

Bu hasta halinize aldırış etmeden çevirilerinize devam ettiğinizi de duydum, evet, kuşlarım söyledi, içimdeki sessiz kırlangıçlarım… Hatırlar mısınız? Size yalnızlığımı versem, onu çevirir misiniz demiştim. Teşekkürü ki bir borç bilirim. Öyle güzel çevirdiniz ki yalnızlığımı, sevinçli bir topaç gibiyim… Evet, çeviri diyordum, sizden naçizane çevirmenizi istirham ettiğim bir konu daha var. Bu hasta halinize elbette bir de bunu yükleyecek değilim, lakin ilk fırsatta bunu da çevirmenizi çok isterim…

“Size buğulu bir cam kadar kırılgan ve üşümüş o ellerimi versem, ortasına tebessümden bir iz bırakır mısınız? Dudaktan bir tebessüm, dudaktan bir iz, bir dudak izi…”

Bana bu cümleyi de çevirmenizi istirham ediyorum işte… Evet, doğrudur, bu satırları okurken düşüneceğiniz de üzere; avuç içlerimde dudaklarınızın neminin yer edinmesini istiyorum… Islak ıslak olmalı, kavuşmuş ve yapışkan bir ıslaklık…

İvedi şifalar dilerim…

Candan sevgilerimle…

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...