Macide’ye Mektuplar – Birinci Mektup

Gece Gündüz
A A

Macide’ye Mektuplar – Birinci Mektup

Sevgili Bayan Macide,
Size hem WhatsApp’tan, hem de Skype’tan yazmıştım. Lakin cevap vermediniz. Gönderdiğim o yeşilli mavili yazı baloncuklarına karşılık beklemem belki de yersiz, biliyorum… Mavi tik göründüğü halde yazmadığınıza bakılırsa da kafanızı dinliyor olmalısınız; çünkü ben genelde kafamı dinlediğim zamanlarda bunun gibi sessizleşiyorum, eğer konu böyle ise üzülmem. Lakin huzursuzum yine de -ki zaten bunun için yazıyorum- acaba WhatsApp’tan falan yazarak istemeden kırmış olmayayım sizi diye?

Daha da kötüsü de geliyor hem aklıma, “Öf, daral geldi yaa!” falan demiştiniz bir ara… Belki bu iyimser halimle ihtimaller ürettiğim o kafa dinlemeleriniz geçmiş de darallar falan başlamıştır, kim bilir? Zira istemeden de olsa sizi kırmış olma ihtimalim kesinlikle çok yakışıksız olurdu, bunun farkındayım ve söyleyecek sözüm de kalmazdı maalesef bu konuda. Ama sadece sıkıldığınızdan böyleyseniz de oldukça üzücü… Aslında öğüt veremem ben, hem ne haddime yani, yok yani ben kimim ki, yalnız naçizane sunmak da istiyorum fikrimi, neden biraz kendinize zaman ayırmıyorsunuz ki?…

Benim gibi fakir falan da değilsiniz ki hem… Bir akşam sessiz bir sahil, bir akşam nezih bir kafe, bir akşam bir park salıncağında biraz sallanmak veya bir kitap alıp sade kahve eşliğinde ruhunuzu dinlendirmek falan, bunlar güzel olmaz mıydı? Lakin belki de bilmediğim nedenlerden ötürü bunları yapasınız gelmiyor da olabilir. Hem öyleyse başka şeyler de yapılabilir ki… Mesela, mesela burlara gelsenize… Hiç geldiniz mi bilmiyorum buralara, lakin eylülde çok güzeldir burada akşamlar, geceler…

Çok değil ama bir iki tahminim de var aslında; ya bu suskunluğunuz devam edecek ki bu “Şapşik ya, nasıl da tatlı şuna baksana!” demek oluyor, ya da yazacaksınız elbette bana…

Aslında çok tuhaf… Yüzünüzü bütün ayrıntılarıyla hatırlayamıyorum. Lakin hep uğradığınız o markette, kasiyere öfkeyle bakan o gözleriniz, söylene söylene gidişiniz, oldukça iyi anımsıyorum bunları… Endamınızı, her adımınızda dalgalanan saçlarınızı, topuklarınızın fayanslarda çıkardığı o tok yansımaları, otomatik kapının ardında kaybolup giderken düşürdüğünüz eflatun tokayı, dün gibi hatırlıyorum sanki bunları…

Duydum ki çevirmenlik yapıyormuşsunuz, “İyi para kaldırıyordur şimdi ha o” falan dediler, lakin kabalığımı bağışlayın, bunu hem ben demedim, “Çok ayıp” da demiştim hem onlara ve hem de konumuz bu değil aslında… Çeviri diyordum ve bir de ah o yalnızlıklar… Yalnızlık da diyorum işte. Size yalnızlıklarımı göndersem mesela, yeryüzünde hiç var olmamış bir lisanda çevirir misiniz bana? Belki kendinizden yorumlar da katarsınız, hani o salt fikirlerinizi, duygularınızı… Bu bir bakıma utandırsa da yanaklarımı, ziyadesiyle mutluluk da verirdi bana…

Bu mektubumu size ulaştırması için bir arkadaşımı seçtim, merak etmeyin oldukça güvenilirdir. “WhatsApp’a falan bakamıyor” demişti bana. Eski sevgiliniz rahatsız falan ediyormuş… Hem otobüs durağında görmüştüm bir kere onu, aptal herifin tekiydi, ah, lütfen, kabalığımı bağışlayın, lakin oldukça seviyesiz bir tipti, saçma salaş, serseri gibi takılıyordu ortalarda… Ayaküstü selamlaşmak zorunda da kalmıştık onunla, neyse önemli değil, eski bir şey zaten, geçmiş bir anı. O eski anılarımız, hatıralarımız gibi, bahsi bile açılmamalı, üstü kapatılmalı…

O eskiler ki kapatılmazsa, yenilere nasıl yelkenler açılır ki hem, öyle değil mi?

En içten sevgilerimle. Muhabbetler dilerim.

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...