Karpuz Kabuğundan Tabaklar Yapmak

Gece Gündüz
A A

Kaliteli bir fakirlikten dandik bir zenginliğe doğru yol alan bir çocukluk geçirdim. Yumiyum, Cino, Tombi edebiyatı falan yapmayacağım elbette; hem onları öyle kolay kolay da bulamazdım. Onlar bile zenginlikti benim için… Bahsedeceklerim, daha reel şeyler mesela… Örneğin; sulandırılmış yoğurda doğranmış ekmek parçalarından oluşan akşam yemekleri yediğimiz zamanlardı; aylarca, yıllarca… Metal bir kaptaydı bu öğünlerimiz, hatırlıyorum; emayeydi sanırım… Bu efsanevi karışımın içine salatalık parçaları da ilave edildiğinde, zenginmişiz gibi hissederdim. Fakir ama gururlu değildik lakin fakir ama mutluyduk. Yediğimiz en basit şeyin bile bir tadı vardı. Yaptığımız en basit eylem bile içinde bir haz barındırırdı. Sonra, meydana gelen irili ufaklı sorunlara üretilen çözümlerimiz de elbette vasattı ama anlamlıydı. Fakir insanların, fakir çözümleri… Hep tatlıdır.

Bunlardan biri de karpuz kabuğundan tabaklar yapmaktı. Fakirdik tamam ama pikniğe gitmek, fakirlere yasak değildi elbette o zamanlar. Birkaç fertten oluşan minik bir aile olarak pikniğe gitmiştik bir ara… Annem, yanımıza tabak almayı unutmuştu. Bunu, elbette vardığımız piknik yerinde fark etmiştik. Oysa en fazla birkaç tane olan, o şekilsiz tabaklarımızı nasıl unutabilmişti, anlamış değildik. Unutmuştu işte kadın ve sonuç olarak tabaksızdık… Fakir insanların piknikleri düğün gibidir. Nasıl ki düğünlerde her şeyin en özenlisi organize ediliyorsa; nasıl ki düğünlerde aslında hiç güç yetirilemeyen bedellerin altına giriliyorsa fakir piknikleri de öyledir. Normalde yapılamayan şeylerin yapıldığı, normalde alınamayan şeylerin alındığı organizasyonlardır. Bunlardan biri de karpuzdu işte. Plastik bir de top vardı mesela; gözüm gibi baksam da muhtemelen haftalar sonra patlayacak ve çocuk beni ağlatacak olan…

Neyse, “Tabaksızdık.” diyordum… Babam, bu trajikomik duruma kendince bir çözüm üretti sonra. Gayet büyük bir boyda olan karpuzumuzu özenle kesti ve kabuklarından bize kayık tabaklar yaptı. Sonuç olarak, yemekten önce ailecek karpuz yemiştik. Sonrasındaki yiyecekler de bu karpuz kabuklarında ikram edildi elbette bizlere annem tarafınca… Yediğiniz bir şeyden, eser miktarda da olsa karpuz tadı almak, aslında pek de kötü değilmiş; bunu, o zaman öğrendim. Karpuz kabuğundan tabak yapabilmeyi öğrendiğim gibi…

Yıllar geçti sonra; çocukluğumuz, büyümeye başladı. Sonra da aile ekonomimiz büyüdü… Bir daha hiç tabaksızlık çekmedik; elbette fakirlik de… O emaye kabı da barındıran poşeti çöpe attığım zamanı bile hatırlıyorum, elim bir türlü gitmemişti… Zaman ilerledikçe onunla doğru orantıda zenginleştik. Olmayan bir adet buzdolabımızın yerini, kapağı doluluk oranından ötürü kapanmayan iki adet buzdolabının aldığı zamanlardı. Tabaklarımız, en kaliteli porselenlerden; yemeklerimiz, en kaliteli ürünlerdendi. Eşten dosttan araç dilenerek gidilen pikniklere, birden fazla mevcut lüks araçlardan “Acaba hangisi seçilerek gidilecek?” zamanlarıydı. Piknik için alınan birkaç tane markalı topun, bir piç gibi o yeşillikte unutulup dönüldüğü zamanlardı. Şehir dışı nedir bilmezken “Yurt dışı da fena değilmiş.” zamanlarıydı… Ve en acısı; karpuz kabuklarının, artık ekşimiş yüzlerle bakılan bir çöpten başka bir şey ifade etmediği zamanlardı. Sonra…

Sonra, ailemiz dağıldı… Bir anda elden kayıp da yere düşen, kocaman bir karpuz gibi parçalandık. Her bir parçamız, ayrı şehirlere yayıldı. Her bir yalnızlığımız; ayrı çatallarla, ayrı tabaklarda resimler yaptı.

Şimdilerde ne zaman bir karpuz görsem aklıma, o kabuktan tabaklarımız gelir. İşin trajikomik tarafı ise artık bir daha karpuz kabuğundan tabak yapamayacak olmam. Çünkü yapsam da tek başıma o kadar karpuzu yiyemem. Hem zaten ben, o günden beri karpuz da yemem…

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...