İnsan Ne İle Ölür?

Gece Gündüz
A A

Her insan; doğar, büyür, yaşar ve ölür, bunu zaten bilirsiniz… “İnsan ne ile yaşar?” sorusuna birçok cevap verilebilir, öneriler dizilebilir, tavsiyelerde bulunulur… Peki, insan ne ile ölür? Çeşidi ne olursa olsun her ölüm, hücrelerimizin oksijensiz kalmasıyla gerçekleşir, bunu da zaten bilirsiniz… Peki ya sadece, istemli veya istemsiz bir müdahale sonucu biyolojinin artık işlevini yitirmesiyle mi ölünür? Hücrelerimizin oksijensiz kalarak; önce dakikalar, sonra saatler, sonra günler, sonra senelerce öle gelmesi… Her şey bu kadar basit midir? İnsan, sadece biyolojiden mi ibarettir?

İnsan, düşünerek ölür.

Düşünmek, bizi insan yapan tek şey. Maalesef düşüncesizlik de öyle… Mesela insan, düşündüğü kadar düşünülmediği olguların miktarının, biyolojisindeki hücre miktarını aşması sonucunda ölür. Ne kadar çok hücremiz var ve ne kadar çok düşüncemiz… Uykusunda bile düşünür insanlar; düşünceleri düşlerine dönüşür, düşlerinde doğar, büyür, yaşar, üşür, ölür… Bu düşüncelerin adedi, vücudumuzdaki hücre adedini geçer işte bazen ve insan, ölür. Kendimizi öldürene kadar düşünmek, kendimizi öldürtene kadar düşünülmemek; insanı, insan yapan tek şey… Lakin, insan sadece düşünerek de ölmez.

İnsan, sevgisizlikten ölür.

Dünyanın çevresini birkaç kere dönebilecek uzunluktaki damarlarımızı, sistemli bir şekilde kırmızı bir sıvıyla doldurmak mıdır kalp denilen organın yegâne işlevi? Bir yumruk kadarlık bir et parçası; bu mudur bize veren hayatı veya o kalp, sadece kan dolu bir kas parçası mı? Aile, arkadaş, dost, yâren; hangisinin sevgi pompalamayı bırakmasıyla yaşayabilir ki bir insan? Sevgisizlikten anında ölmediği için bir insan, ölümsüz sayılır mı? Sevgisizlikten ölmeyen o insanın, kalp kanseri bir insandan var mıdır farkı? Neden en çok kalbi ağrır bir insanın sevgisiz kalınca? Sevgisiz bırakılmış bir insan, terk edilmiş bir kalp, tekmelenmiş bir hayvan, kuyruğuna teneke bağlanmış bir kedi, gözleri oyulmuş bir kuş, gövdesine paslı bir testerenin metal kıymıkları batan bir ağaç; ortak noktaları, sadece hayat dolu hücrelerinin mi olması? İnsan, sevgisizlikten ölür; önce dakikalar, sonra saatler, sonra günler, sonra seneler boyu…

İnsan, eşitsizlikten ölür.

Her insan, önce doğar. Peki ya hangi insan doğduğu dili, yeri, kişileri, milliyetleri, renkleri seçer veya seçim hakkı bir insanda olsa hangi insan, o şekilde doğmayı seçer? Her insan eşit doğar ama her insan eşit ölmez ve insan, eşitsizliklerle dolu o günlerinin sayısı, bedenindeki hücre sayısını geçince ölür. İkiye böldüğü bir pastanın ilk dilimini seçmeyi, kaç insan önce karşısındakine bırakır? Tok olan kaç insan, karşısındaki insanın midesine bir stetoskop dayamak ister? Hayat merdiveninde yükselen kaç insan, bastığı omuzlara şefkatli davranır? Kendinden çıkardığı X’lerin veya kendine eklediği Y’lerin kaçını, bir eşitliğin karşı tarafından çekip almaz bir insan denklemler kurarken? Bir problem çözerken kendini sağlamak için kaç insanın üzerine çizgi çekebilir bir insan; eğik, sert, siyah çizgilerden… İnsan, eşit doğar ama eşitsizlikten ölür.

İnsan, adaletsizlikten ölür.

Adalet… Ne kadar da huzur verici bir kelime… “Adalet!” Ne kadar da hüzünlü bir cümle… Uzaklarda, her gece düşünülen bir sevgili gibi. Birkaç damla yaşla sulanan toprağı, kuru otlardan temizlenip sonra da üzerine çiçek bırakılan bir mezar gibi. Artık üstünü örtüp yanaklarını öpemeyen bir anne gibi. Unutulmuş bir saksıda, bir damla hayatı özleyen boynu bükük menekşeler gibi. Artık radyolarda çalmayan Barış Manço şarkıları gibi. İbrahim’in bir Tanrı, Meryem’in iki kurak tepe arasında su arayışı gibi. Ağırlıklarını düşürmüş bir zeplin, sahilde unutulmuş bir sandal, zincirleri kopmuş bir salıncak gibi; “Adalet!” Her insan, hakkını arayacak güçte hücrelere sahip olarak büyümez bu hayatta ve her insan, hakkını arayacak bir özgürlükte uçamaz o hücreleriyle yaşayıp giderken… Ve adaletsizce kırılmış kalemlerinin sayısı, o güçsüz hücrelerinin sayısını geçince ölür bir insan.

İnsan, ölür…

Her insan bir şekilde ölür ama insan olarak doğan o her insan, bir insan olarak ölmez bu hayatta.

İnsanlar, oksijen alıp verdiği için yaşadıklarını zanneder veya yaşıyor addeder dokunduğu bedenleri… Nefes alarak geçen dakikalar, saatler, günler, seneler… İnsan, sadece nefes aldığı için yaşamaz bu hayatta ve insan, sadece nefes almadığı için ölmez.

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...