İkilemler

Gece Gündüz
A A

İkilemler

Hayatta her şey seçilim… Bazen de biz seçeriz bir şeyleri, Darwin bunun için Yapay Seçilim demiş, organizmalardan bahsetmişler kendileri bu tanımı yaparken. Ve bizler, yani insanlar, sürekli bir seçme ve eleme ile yaşamına devam eden varlıklar, organizmalar… Ve hiçbir seçilim yoktur ki bizleri bir ikilemde bırakmasın, elbette bu seçilimler yapaysa ve de özellikle direkt olarak bizleri kapsıyorsa… Evet, doğal seçilimler bizi ziyadesiyle kapsasa da pek de ikileme düşürmezler… Mesela anne babamızı seçemiyor oluşumuz gibi veya adımızı veya cinsiyetimizi veya milliyetimizi… Lakin bir iş, bir eş, bir meta, bunlar bizi zorlayan şeyler ve elbette ikilemlere teslim eden ağır birer yükler…

Bu kadar objektif bir kavramı biraz sübjektif olarak ele aldım bugün. Hem bu kavramı ele alışım bu yazıyı yazmak için de değildi, sebebi gün boyu aklımı kemiren düşüncelerimdi… Bugünkü seçimim bir işti mesela. Yani beni daha doygun bir organizma yapacak bir seçilim. Ve her seçilim gibi ardında koca ikilemler barındıran bir seçimdi bugün beni kemirenler… Gerçi Darwin’e sorsalar, anında “Güçlü olan kazansın.” derdi. Lakin elbette böyle işlemiyor hayat. En azından insanlar arasındaki seçilimde böyle dönmüyor işler…

Mesela bazen tek bir seçilim esnasında üç farklı organizmayı tatmin etmeniz gerekebilir bu hayatta. Biri siz, biri sizin sahibiniz ve biri de yeni sahip adayınız. Evet, bir işten bahsetmiştim. Sahiplik kavramı da abartı olmaz bu yüzden. Bizler, işçiler, yani sahiplerinin sadık hizmetkârları… Lakin aramızda şanslı olanlar, bazen sahipleri arasında seçim yapabilme özgürlüğüne de kavuşabiliyorlar. Eminim Darwin bunun için de bir şeyler söylemiştir ama artık kendilerini bir kenara bırakmalıyım. Zira asıl konumuz İkilemler…

Bugün birden fazla iş arasında seçim yapmak zorunda kaldım ben. Girdiğim açmazların en stresli olanlarından biriydi bu da… Zira bahsetmiştim demin, bu hayatta birden fazla kişiyi mutlu edemezsiniz birçok zaman. Hem birçoğumuz, birçok zaman, birden fazla iş arasında kalmışızdır da çalışma hayatımız boyunca. Bu, çalışan kesimin en çok maruz kaldığı ikilemlerden biridir zaten. Lakin ben biraz duygusalımdır bu anlamda. Mesela “Güçlü olan kazansın” diyemem, “İyi olan kazansın” da diyemem, “Çok veren kazansın” hiç diyemem. Zaten başıma her ne geldiyse, kaldığım ikilemlerde kalbimin sesini aklımdan çok dinlediğim için gelmiştir bu hayatta. Evet, demin bahsetmiştim. Hiçbir zaman, birden fazla kişiyi kendinizle ilgili bir konuda aynı anda mutlu edemezsiniz. Evet, ben bunu hep deniyorum işte, yanılmama rağmen denemekten vazgeçemiyorum hem de. Eskilerce unutulup gidecek olmanın farkındalığı bile engellemiyor bu stresimi. Sürekli iyi olma çabası da taşımıyorum hem. Aksine farkındalıklar arttıkça birilerini umursamalar da azalır bu hayatta. Yine de vazgeçemediğim bir kötü alışkanlık bu, aynı anda birden fazla kişiyi mutlu etmeye çalışmak ve elbette kendi yalnızlığında düşüncelerle boğuşuyor olmak…

Eski sahiplerim kendilerini yalnız ve zor durumda bırakacağımdan şikâyetçiydiler mesela. Yeni sahip adayım bu güzel teklif karşısında hâlâ düşünüyor olmamdan şikâyetçiydi sonra. Ben mi? Bir ikilemde daha kalmaktan ve herkesi mutlu etme hastalığıma tekrar yakalanmaktan şikâyetçiydim. Hepimiz şikâyetçiydik Tanrının bugün bizler için ayırdığı o zaman dilimi boyunca… Ha şundan da bahsetmeliyim. Çalışma hayatım boyunca, işbu seçilimlerde ne zamanki aklımın sesini bir kenara bıraksam, ikilemlerime duygusal yaklaşsam, ikinci ve üçüncü şahısları mutlu edeceğim diye kendimi unutsam, sürekli ben kaybettim… Seçimlerim beni kör bir uzva doğru sürükledi hep, beni en çok kalbimin sesiyle seçtiklerim incitti… Bu konuda Darwin’e hak vermek işten bile değil zaten. Zira bu hayatta belki de “Güçlü olan kazanmalı”ydı veya “En çok veren”, “İyi olan kazansın” kimsenin umurunda değildi. Zira ben bu hayatta en çok iyi olacağım diye kaybettim. Neden mi? Elbette iyi olmayı hak etmeyenlere iyi olduğum için, yoksa iyiler hep kaybeder diye iyilik yapmayı bir kenara bırakacak da değilim.

Ve işin kötüsü, ikilemlerimizde; bir insana kendimizden daha fazla iyi olurken, onun bunu hak edip etmediğini asla bilemiyoruz… Elbette bir insana kötü olurken de bu böyle… Lakin hak edip etmeyeceğini bilemediğimiz bir haldeyken birine haksızlık edebiliritemiz, iyi tarafımızı geceleri uyutmazken; hak edip etmediğini bilemediğimiz halde kötü olma, o insanı kaybetme, incitme, zarar verebiliritemiz bizi pek de etkilemiyor, kumar oynamak gibi geliyor… Bak! Duygusal yanım yine iş başında. Bir dakika, onu susturmalıyım bu satırları tamamlamak için…

Sanırım sustu… Evet, ben bugün duygusal yanımı susturarak bir seçim yaptım düştüğüm bu ikilemin içinde. Bugünkü seçimimde “Güçlü olan kazandı.”, “En çok parayı veren düdüğü çaldı.”, “Eski sahibim kaybetti.”, “İyi olabiliriteler rahatsız edici bilinmezliğini korumakta.”, “Kötü olabiliriteler kendini umursamazlığa hazırlamakta.”, “Duygusal yanım kaybetti.”, “Cüzdanım kazandı.”, “Benliğim, uykusuz düşüncelerini zorlamakta.”…

Bilinmezlikler ve kaybedenleri bir kenara bırakırsak, bu cümlelerde iki tane kazanan buldum. Güçlü ve Cüzdan… Sanırım insanlık kaybetti. Sistem kazandı… Bu hayatta her şey seçilim. Teşekkürler Darwin.

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...