İçimdeki Kırlangıç

Gece Gündüz
A A

İçimdeki Kırlangıç

Birçok insanın içinde hep bir çocuk vardır muhtemelen. Kimi büyüyen, kimi yerinde sayan, kimi şımaran, kimi sindirilen, kimi yaşayan, kimi ölen, kimi öldü zannedilen… Herkesin içinde hep bir çocuk olmak vardır zaten… Zira yetişkinlerin dünyasında, çocuk olmak kadar kolay ne vardır ki hem…

Benim içimde de bir kırlangıç var… Hep vardı zaten, bedenim çocukken de vardı, cildim yaşlanırken de. Çocukken de en sevdiğim kuş kırlangıçtı hem, yetişkinken de… Göz alıcı renklerinin kapatamadığı o çoğunluktaki siyahlıkları, çatallı kuyrukları, sürü halindeki yalnızlıkları, ani ve duygusal o iniş çıkışları, günbatımını çok sevmeleri, gece çökünce de sessizleşmeleri… Ben hiç uçmaya özenmedim, sevemedim de. Lakin içimde hep bir kırlangıç vardı benim…

İçimdeki kırlangıç şu sıralar acı çekiyor, bağırmak, haykırmak istiyor… İçime sığmadığı için değil, dışıma sığmadığı için canı acıyor, hissediyorum bunu. O kanat çırpışından hissediyorum ve biraz da çatallı kuyruğundan… Çocukken kırlangıç sürülerini izlerdim uzun uzun, neredeyse her akşam… Ve bazen yaralı bir kırlangıç görürdüm yerde, bazen bir duvar dibinde, bazen bir bahçede, bazen bir kedi pençesinde… Oysa gökyüzünde yüzlercesi varken, o her bir senkronize dalgalanmada bir başka hikaye anlatıyorlarken, ben o yerdeki kırlangıçlara daha çok dalıyordum nedense… Hem çok kırlangıçlar içerisindeki o tek yaralı kırlangıçlar gelmezdi muhtemelen kimselerin gözüne. Hani o çoğunluktaki varlıkların normal gösterdiği, o azınlıktaki yokluklar, eminim ki gelmezdi kimselerin gözüne. Hem bir kırlangıç kimin umurunda olur ki, kaç gramdır ki bir kırlangıç, sürüsüyle dolaşırlar zaten, her gün ağarırken, batarken…

Ve içimdeki o tek bir kırlangıç işte… Oysa kaç gramken, bedenimin tüm ağırlığına eşdeğer bir baskı yapıyor göğüs kafesime… Sabahları gün doğumunu seyrediyorum çünkü şu sıralar. Oturduğum eski koltuktan uzak, birkaç kırlangıç geçiyor sürüsünden uzak… Sürüsünü görmeyeli çok oluyor hem. Yılları da sayamıyorum artık zaten… İçimdeki kırlangıcın dökülen tüylerini sayamadığım gibi ve de saçlarımın o dökülen tellerini saymayı bıraktığım gibi… Çatallaşmış saçlarım, çatallaşmış sesim, içimdeki çatal kuyruklu kırlangıcım ve ben, kırlangıçları seyrediyoruz gün doğarken şu sıralar… Ve içimdeki kırlangıcın canı acıyor, hissediyorum. Uzanıp almak istiyorum bazen, yapamıyorum, dokunsam dağılacak gibi duruyor çünkü o kırlangıç… Birkaç bin parçanın bir araya getirdiği, tozlu bir yapboz gibi bakıyor bana sancılı sancılı… Ve ben yine o çocukluğum gibi, yaralı bir kırlangıca dalıp gitmişken, sürüsünden uzak birkaç kırlangıç uçuyor oturduğum yerden uzak…

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...