İçimdeki Çaresiz Tanrı

Gece Gündüz
A A

İçimdeki Çaresiz Tanrı

Hemen hemen tüm insanlarda bir parça da olsa tanrıcılık vardır. Aslında çaresiz bir hiç olduğunu unutup da nefsini, egosunu ilah edinmek, bazen bir yudum nefes almak kadar olağandır. Bu, birçok zaman ve birçok insan için oldukça kolaydır da hem. Zira bu hayatta kraldan çok kralcı olmak kadar ucuz ne var ki…

Benim içimde çaresiz, zavallı bir tanrı var… Yine de sanki yerleri ve gökleri beş dakikada yaratmışçasına o edaları yok mu, çekilir gibi değil… Bunun için onu pek de suçlayamıyorum lakin. Zira bir insana ruhundan üflemek bir tanrının yaptığı tek hata olsa gerek… Hem suçlanacak birini ararken kim aynaya bakar ki?

Çaresiz kalmak, yardıma muhtaç olmak, ani veya süregelişler akabindeki bir çöküşe uğramak, fiziki veya manevi yaralar almak, gücünün yetemediğinin amansızca altında kalmak… Yani kısaca hayatta kalmak; herkesin nasıl da altında ezildiği bir ağırlık olsa gerek.

Ve bazen başkalarının hayatlarındaki figüranları oynarken, yine başkalarının hayatındaki tanrıyı da oynar insan… Çok garip bir histir bu kendini tanrı gibi hissetme hafifliği. Hem tedirginlik ve hem de umursamazlıktır biraz, hem müdahale etme dürtüsü hem de seyretme özgürlüğüdür biraz da… Biraz her şeydir bu his ve biraz da bir hiçlik gibidir. Kimi var olmaktır ve kimi de yokmuşçasına durmaktır bu hissiyat biraz…

Mesela bir insan veya bir hayvan, yani bir canlı, yani bir hayatta kalmaya çalışan… Başucunda duran veya birkaç karış uzakta olan veya gerçekten uzakta olan o insanlar, hayvanlar, bazen ne de çaresiz, ne de aciz ve ne de yardıma muhtaç duruma düşerler bu hayatta… Kimi koşarak ailesinden uzaklaşırken yüzüstü düşen bir çocuktur mesela bu canlı, kimi düşürdüğünü eğilip de almaya çalışan lakin beceremeyen bir ihtiyar… Kimi karnı aç bir evsizdir doymak için aranan veya kimi de köpeklerin kıstırdığı bir sokak kedisidir… Kimi yükünü düşürmeye ramak kalmış bir işçidir sonra ve kimi de elindeki doluluktan dokunacağı düğmeye ulaşamayan bir asansör misafiridir mesela bazen. Yani hepsi ki hayatın irili ufaklı parçalarıdır işte bu canlılar…

İçine düştükleri, o ufak bir dokunuşla toparlanılabilecek, ama o dokunuş olmayınca da çaresizlikle geçecek olan halleriyle baş başa kalmış olurlar bazen…

Ve senin için o ufacık, lakin onlar için nasıl da muhtaç kalınan o minik dokunuşu öylece tahayyül edersin işte… Önünde kıvranırlarken o çaresizlikle, o yardım isteğiyle ve sen ki minik bir hamleyle düzeltebilecekken bir şeyleri, durursun olduğun yerde sadece… O nedensizce secde edilen tanrının kafasını yaşamak istersindir belki de kim bilir. Veya gerçekten tam da onun gibisindir…

Hani o minik bir dokunuşla düzelebilecek bütün zorlukları -sadece onun anlayabileceği bir nedenle- öylece seyreden o tanrı gibi…

Ve o canlılar… Kimi düşer, kimi kalkamaz, kimi beceremez, kimi yara alır, kimi dağılır, kimi parçalanır… Ve sen, yoluna devam edersin.

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...