İçimdeki Çalışkan Koala

Gece Gündüz
A A

İçimdeki Çalışkan Koala

Hemen hemen tüm insanlarda tembellik vardır. Tam ciddi olacakken gelen o gülmeler misali, işbu tembellikler de tam başaracakken gelen istemli bir tökezlemedir. Evet, istemlidir. Zira bu hayatta tembel olmak kadar kolay ne vardır ki…

Benim içimde çalışkan mı çalışkan bir koala var. İşine oldukça sadıktır. Miskin miskin uyumaktan hiç mi hiç ödün vermez. Gözlerini kapatması için, vücudunun yarısı ölçüsünde bir zemine sahip olması yeterlidir. Ve bu miskinliği yüzünden hayatta doğru düzgün hiçbir başarısı olmaz koalamın. Bin bir emeklerle yaklaşılan bir zirveye birkaç adım kalmışken, görülen en ufak bir rahatlamada kendini yere bırakır bu koalam. Tamam, itiraf da etmeliyim, tüm suç koalamda değildir elbette her zaman. Bazen hayat fazla dik yamaçlar çıkarır koalamın önüne. Bazen birden fazla yokuşu üst üste yığar da çıkarır hatta. İstese de istemese de pes etmek zorunda kaldığı zamanlar olur koalamın. Lakin, koala koaladır işte… İster iradesi dışı zorluklar olsun, ister gözünde büyüttüğü yokuşlar olsun, hep bir hareketsizliğe programlıdır işte içimdeki o koala. Zaten bir koala ne kadar çalışkan olabilir ki? Kime ne kazandırabilir ki bir koala?..

Benim içimde bana hep kötü örnek olan bir koala var, zararlı bir arkadaş, hani o ilkokuldaki tembel ve şişman çocuklar gibi olanlardan… Azmim ki tam zirvesindeyken, motivasyonum ki tam yerindeyken, tüm bedenim ki pür dikkat amacına odaklanmışken, araladığı o kapıdan başını uzatıp da “Melaba, biraz mola verelim mi?” diyen, azimli mi azimli bir koala var benim içimde… Anlamadığım, anlamlandıramadığım bir şekilde karşı koyamıyorum da kendisine, zira benim içimde ikna kabiliyeti muazzam bir koala var işte… Yine de bazen o yüzüstü gömüldüğü yatağından, bazen o gözlerini kapattığı koltuğundan, bazen o üzerine sevda sözcükleri kazılı ahşap bir banktan veya bir ağaç dalından aşağıya, bir kum torbası gibi sallamak isterim onu… Ama yapamam, içimdeki koalamın nesli tükenmek üzeredir zira… Beni başarısızlıklara esir etse de neslini devam ettirmek için tutunmak zorundadır bedenime… Bir pranga gibi taşırım işte ben içimdeki koalamı. Sanki demirden bir top yutmuşum da midem bağırsaklarıma çökmüş gibi hissederim bana asıldığı zamanlarda…

Ve dedim ya, anlamadığım ve anlamlandıramadığım bir şekilde kendisine ve miskinliğine karşı koyamadığım gibi, sanki ebeveynimmiş gibi o koalamın sırtına tutunup da gözlerimi kapatmak inanılmaz bir huzur da verir bana… Zira uyumak için vücudumun yarısı ölçüsünde bir alan bana yeterliyken bile, ben hiçbir yerde koalama sarılıp uyuduğum zamanlar gibi mutlu uyumadım hayatım boyunca… Ne tek başıma uyuduğum çift kişilik yataklarda, ne çift olarak uyuduğumuz tek kişilik yataklarda, ne ahşap banklarda, ne ağaç dallarında ve ne de hamaklarda, koalamın sırtından daha yumuşak hiçbir uyku tatmadım işte hayatımca…

Benim içimde çalışkan mı çalışkan bir koala var… Belki onun yüzünden ne maddi ne de manevi olarak iki yakam bir araya gelmez ve gelmemiştir. Lakin o zamanında devasa anlamlar yüklediğim ne maddi ne de manevi hiçbir olgu gibi beni yalnız başıma bırakıp da gitmez ve gitmemiştir işte içimdeki bu koala. Belki de sadece sadakati için sevmişimdir, sahiplenmişimdir ben onu. Belki de anlamlandıramadığım şey biraz da budur. Ona tutunup uyurken, her ne kadar farkındasız olsam da, her ne kadar kaybetsem de, her ne kadar bir şeyleri kaçırsam da; onunla hâlâ nefes alabiliyor, onunla hâlâ gözlerimi yeni bir güne daha açabiliyor ve onunlayken; realitede yaşayamayacağım her şeyi rüyalandırabiliyorum… Realite, istemsiz yaşananlardır, lakin rüyalar da istemli mutluluklardır. Hem mutlu olmak varken kim çalışmak ister ki?..

Benim içimde çalışkan bir koala, tembel bir ben var… Zaten bir koala ne kadar çalışkan olabilir ki ve realiteden bıkmış bir benlik ne kadar çalışmayı sever ki?..

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...