Hayatı Edip Cansever Misali Yaşamak

Gece Gündüz
A A

Hayatı Edip Cansever Misali Yaşamak

Edip Cansever; hayatımdaki ‘en’ şairdir benim… Şiirin sadece kafiye üretmek olmadığını, yaşanılan hayatı ki en salt haliyle anlamak ve de anlatmak için, o anlamsızlıklarından arınmış kelimelerin ne denli önemli olduğunu bana öğretendir… Doğru kullanılan her kelime bir sihirdir ve Edip Cansever’in kelimeleri de birer büyü gibidir benim için…

Edip Cansever’i anladıktan sonra hayatı daha bir farklı yaşamaya başladım… “Hiçbir şeyin hiçbir şeyliği gibi bir şey” makamına eriştikten sonra da; hayatı Edip Cansever misali yaşamaya da başladım sonra ben…

Peki Edip Cansever tadında bir yaşamak nedir ki?.. Zira hayat ve şiir birbirine fena halde benzerler. Lakin şiir şahsi beceri de gerektirir, bu yüzden yazılan her dize şiir de değildir. Zira bir şiirin şiir olabilmesi için yaşanmışlıklar barındırması gereklidir. Bu tıpkı bir şairin şair olabilmesi için Umutsuzlar Parkı’nda yaşaması gerekliliği gibidir..

Ve hayatı Edip Cansever misali yaşamak;
Hiçbir şeyin hiçbir şeyliğine hapsolup gitmek, aşkın radyoaktivitesinden bitap ciğerleriyle mendiline kanlar tükürmek ve o mendilleri daima dörde katlayıp ceplerine koymak, güpegündüz zamanlarda ayaksız iskemlelere oturup rakı kadehlerinde karanfil renkli sevdalar büyütmek, o kadehler ki bir küfür gibi elinde dururken oltayı balıklara doğru savurup mavi denizler tutmak, misinasına biraz kendine benzeyen o yarısı yenmiş elmalardan da takmayı ihmal etmemektir…

Edip Cansever misali yaşamak; ikram olarak sevgisini ortaya koyanlardan yalnızca bak’lar, duy’lar, okşa’lar, evet’ler tatmak, sonra bu bencilliklere bakıp bakıp ağlamaktır… Keman kadar uzun kadınları çok sevmek, onlarla çocuk olarak uyandığı sabahlara varmak, sonunda hepsine bir şiir misali sonlar koymakla kalmaktır… Son kullanma tarihi gelmiş zeminler ki ayaklarının altından kayıp giderken, çatıların, damların üstünde deliler gibi koşmak, hayatı çözmüş kadınlar tadındaki o yorgunluğunu, banklarına sığındığı umutsuz parklara bırakmaktır… O parklarda bakmalar görmektir, pencere bakması gibi olanlardan ve biraz da yeşil otlardan… Ve biraz da o sevimsiz lunaparklardaki kimsesiz atlıkarıncalarda kendini görmektir…

Edip Cansever misali yaşamak; kendini kaybettiği o kımıldamadan duran kalabalık çarşılarda dolaşmak, sessiz ama ağzına kadar yolcu dolu sisli gemilerde yol almak, oysa denizler görmeyi beklerken kurbağalara dalıp gittiği o yapışkan derelere öylece bakakalmaktır. Onca açgözlülüğüne rağmen aralarına hiç çağrılmamış olmak, her türlü çağrılmayışın olağanlığıyla öylece kalmak, o yapışkan taş basamaklarda yol aldıkça, çürüyen ama o çok çürüyen yerlerine de ulaşmayı başarmaktır…

Edip Cansever misali yaşamak; alüminyum dükkanlardan birkaç şişe bira almak, onları yaşanmışlıklarıyla beraber bir masaya koymak, bantla tutturulmuş camlı saatlere günlerce, aylarca, yıllarca bakmak ve o masadaki plastik çiçekleri sulamaktır… O masaya yasladığı dirseklerinin arasından baktığı çirkin terliklerine sürtünen kedileri mütemadiyen sevmek, sonra o masada bir şiir yazarken ayağına dolanan kedileri de sevmek, o kedileri nasıl da çok sevmektir…

Edip Cansever misali yaşamak; aslında herkesi sevmiş, anlamış, lakin yalnızca bir kişi tarafınca anlaşılmış olmak, ona gönül vadisinden beylikler vermek, ona ruhunu teslim etmektir… O ruh ile uzun sohbetlere dalmak, onun nice sözleriyle bir limon gibi ekşimek, o ekşiliklerde eksildikçe, bulanık çıkmış fotoğraflar gibi görünümsüzleşmek, her türlü çağrılmayışlardan sonra her türlü gürünmeyişlerin de apayrısı olmak, yalnızlaşmak, karma karışmaktır…

Ve Edip Cansever misali yaşamak; karanlık bir akşam ki gözlerini ona geri teslim edince, kendinden uzak binlerce tepe üzerinden koca bir ömür görmek, yanına yetişsinler diye kendini bekler gibi o seneleri beklemek, oysa o seneleri bekliyorum zannederken kısacık bir gün, belki iki dakikalık bir zaman geçirmek, lakin o yelkovanlar ki tam neresinde takılı kaldıysa hayatın, tam oradan kırılmaktır…

Ve Edip Cansever misali yaşamak; hiçbir şeyin hiçbir şeyliği gibi bir şey, lakin bir kuşa sorulsa da maviliktir… Oysa Cenaze Kaldırıcısı Adem’e sorsalar, bir ölüyle yan yana uyumak gibi bir yaşamaktır belki de…

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...