Eksiksiz Ölmek

Gece Gündüz
A A

Eksiksiz Ölmek

Attila İlhan’ın Pia şiirinde tasvir ettiği, tam karşılamasa da; şartlandırılmış, kabullenilmiş veya doyuma ulaşmışlık misali bir yok oluş biçimi gibi gelirdi bana eksiksiz ölmek…

‘Ölsem eksiksiz ölürdüm’ diyordu çünkü kaptan şiirinde… Oradan Eksiksiz Ölmek’i aldım zamanla kendime. Çok düşündüm bu cümle üzerine. Ve hayatımca da o salt manayı çıkaramadım, yüzlerce kez okusam da o şiiri veya bu cümleyi… Şimdilerde anlıyorum sanırım o dizelerdeki gizemi, eksiksiz ölmeyi…

Sadece bir doyuma varmakla olmuyormuş mesela. Her istediğine ulaşmak hani. Veya ukdelerini doldurmak birbiri ardına. Eksiklik gitmiyormuş mesela böyle olunca da. Bir şeyleri istemeye devam ediyoruz çünkü daima. Doyuma ulaşmak, bir sonraki öğünde acıkacak olmanın realitesini de değiştirmiyor hem. Doyuma ulaşmış bir bünyenin sadece gözü tokken bile ölmesi, eksiksiz ölmek gibi gelmiyor işte bana…

Kabullenmek diyorum sonra. Mecburi veya keyfi, lakin tamamen bir teslimiyet sonrası gelen o boş vermişlik mi acaba? Değil gibi geliyor o da. En büyük eksiklik de o olsa gerek ya. Alışmak hani, çok istediğin ama olmayan bir şeyin yokluğuna alışmak gibi. Alıştıkça kabullenmek, kabullendikçe unutmak… Hayır işte, bu da eksikliği gidermiyor mesela. Kapatıyor hatta üzerini adeta, manipüle ediyor belki de acımasızca…

Eksiksiz ölmek… Pişmanlığın kalmadığı bir ölmek mi diyorum ve de sonra… O da değil gibi geliyor hem. Yok öyle bir dünya. Yaşadıkça biriken o günahların pişmanlığı ki geceleri bile uyutmuyorken, kaldı ki o toprakta, o daracık mezarda… Pişmanlıklarını unutabilecek kadar gaddar olunca, ölmüş oluyor zaten beyin de, kalp de, gerek kalmıyor bedeni bir ölüme…

Ve eksiksiz ölmek; en sevdiğinin mutluluğunu ki gözlerinin önünde yaşarken veya yaşanılan o anlık bir mutluluğa vesile olurken ki bir ölmek gibi geliyor şu sıralar bana… Bir sevilen mesela, bir yasak meyve belki, bir sıla belki de. Veya yakınlardan bir fert, belki dizine başın yaslandığı bir anne… İşte o sevilene ki en mutlu anını yaşatırken ki o anda, tam o anda, yüzünün son defa dahi olsa güldürüldüğü bir zamanın düşünsel aralığında bir ölmek…

O an ölmek, eksiksiz ölmektir diyorum ve tam da o an ölmek, eksiksiz ölmek istiyorum işte… Sonrasında benimle veya bensiz olması fark etmeksizin, kendim kadar sevdiğimin o haklı tebessümünü görürken, duyarken, izlerken veya düşlerken ki bir ölmek işte…

Sonrasındaki her şey ki nasıl da eskiyor ve eksiliyor çünkü… Eksik ölmekten korkuyorum ben…

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...