Ekranın Arkasındaki Yalnızlık

Gece Gündüz
A A

Ekranın Arkasındaki Yalnızlık

Birkaç zamandır ekranlara, monitörlere karşı bakış açım bir miktar değişmiş durumda… Gerçi kendileriyle ilk tanışıklığımız doksan yedili yılların sonlarına kadar da dayanmakta. Hem belki de mesleki açıdan günde on üç saatten fazla kendileriyle diyalog içinde olmanın bıkkınlığı sebep olmuştur, değişen bu bakış açımı daha erken fark edemeyişime. Hızla gelişen teknolojinin bakışlarımızı, zihnimizi manipüle edişini de es geçmemek gerek hem…

Telefon ekranları, masaüstü bilgisayar ekranları, Laptop ekranları, tablet ekranları ve hatta CRT monitörler… Ekranların her çeşidiyle yaşadığım bu uzun metrajlı ilişkileri hiçbir kadınla yaşamadım diyebilirim, bu hiç de abartı olmazdı. Hiçbir partnerim Laptop’ım kadar kucağımda da oturmamıştır mesela… Neyse, konumuz elbette cinsellik değil, konumuz ekranlarımızın arkasındaki yalnızlık…

Bazen canımın sıkıldığı anlar olur mesela ekranlara bakarken, aynı masada birden fazla ekranla çalışırken bile sıkıldığım olur hatta. Biraz mola verir ekrandaki pikselleri saymaya çalışırım. Gözlerim belki de bu yüzden bozulmuştur. Hayatımdaki her şeyi içine sıkıştırdığım o ekranların pikselleri, artık yetmiyordur hayatımdakileri yansıtmaya. Her bir piksele birden fazla olguyu sıkıştırabilecek kadar da çoktur hem hayatımdaki, zihnimdeki ayrıntılar. Peki ya yanımdakiler? Elbette ışığı sönmüş bozuk bir piksel kadar yalnızdır hep sol yanım…

Ekranlar inceldikçe rahat edenlere nazaran rahatsız olanlardanım ben. Milimetrik ekranları kullanmak herkese nasip olmasa da bir santimetreden ince ekranlar; artık ceplerimizde, masalarımızda durmakta. Peki neden mi rahatsızım? CRT monitörler pek de göstermiyordu çünkü arkasındaki yalnızlıkları da ondan. Kocaman olurlardı, belki de biz küçüktük o sıralar, daha hapsolmamıştık yalnızlığa bu kadar, kim bilir? Mesela elimdeki telefonu masaya koyup, yanağımı da masaya yaslayarak arkasındaki yalnızlığı görmeye çalıştığım zamanlar olur bazen. Oysa yansıttığı görüntülerde bütün hayatım saklıdır. Latife falan da değil, bu anlamsız hareketi elbette yaparım, çünkü elime alıp da çevirdiğimde gördüğüm tek şey siyahlık olur genelde, aynı farkındalığı yakalayamıyorum o perspektifte. Sonra Laptop’ım mesela, bir santimetre bile değildir ekranının kalınlığı, oysa arkasındaki yalnızlığımı ölçecek metrik birimleri bulamıyorum matematik kitaplarında…

Hayatımızdaki her şeyi içine hapsettiğimiz o ekranlara, aslında sadece kendimizi hapsettiğimizi fark ettiğimdendir belki de bu zihnimi kurcalayan. Yoksa kaç piksel eder ki bir ekran? Dizimdeki Laptop’ın ağırlığı kaç okka çeker ki? Oysa omuzlarımdaki yalnızlık, ekranın arkasındaki o ağır karanlık, kaç sözlükle telaffuz edilebilir ki bu şaşkınlık…

Hepimizin ekranlarının arkasında kocaman bir yalnızlık var, karanlık bir ağırlık… Oysa kalabalığızdır, yüzlerce, binlerce, hatta milyonlarca insana ulaşacak kadar. Dokunamadığımız, tadamadığımız, koklayamadığımız, yani üç duyumuzu da yok eden her şey var o ekranlarda. Görebildiğimiz ve işitebildiklerimiz kadar varız hepimiz artık… Oysa doğarken beş duyumuz vardı. Artık ekranlarımız ve arkasındaki yalnızlarımız var. Hem pikselli görüntülerimizi ve baslı işittiklerimizi de adamdan saymamalı elbette, zira manipüle edilmiş iki yapay duyumuz var artık. Yani duyarsızlaşmış, beş duyu etmez bir insanlığımız ve de göz ardı ettiğimiz yalnızlıklarımızla kaldık.

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...