Bir Saniye

Gece Gündüz
A A

Ben de durdum; durmuş bir saati seyrettim uzun uzun… Saniye, Yelkovana ramak kala; Akrep, çoktan unutmuş kendini, sadece izliyor diğerlerini, tıpkı bizler gibi yani; biraz sessiz, biraz öfkeli, belki biraz da nefretli.

Oysa dakikada bir Yelkovanının dudaklarına naif bir öpücük konduran, aşk dolu bir hareketti muhtemelen, şimdilerde Araf’ta kalan o Saniye… Zaman, geçip gidiyor, duvar saatleri için bile… Ve zaman geçtikçe hayat, saatlerin de ömrünü tüketiyordu işte. O Saniye de tekleye tekleye, topallaya topallaya yol almıştı muhtemelen son saatlerini yaşarken; hani o elli dokuz saniyelik ayrılığını, sevdasına dâhil etmeye çalışırken… Ve o da biliyordu muhtemelen, o son bir adımı daha atabilse Yelkovanıyla sonsuzluğa ulaşacağını ve o da biliyordu ve değiştiremiyordu bir saniyeyi bile. O da bizler gibiydi yani, değiştiremiyorduk bazen bir şeyleri, bir adım kadar yakınken dahi. Öylece kalakalıyorduk; paslı bir mıh misali, zamanımızın bizlere ayırdığı o savunmasız ana çakılıyorduk… Ateşi görmüş, incecik plastikten bir Saniye misali eriyen ruhumuzla, ayrılığımızdan artakalan sevdalarımıza yapışıyorduk damla damla; ardımızda siyah, polyester isler bırakıyorduk ve bir de o yanık koku…

Ve de o Saniye… Tükenmişlikle kendi yerinde sayadururken o son anlarında; umutsuz gözleri, bir başka boyutta; bir başka zamanın, o Yelkovansız kalmış saniyelerini anımsıyordu muhtemelen… Oysa binlerce dakika geçmişti ömründen ve binlerce dakika buluşmuştu ve hep bir boş bulunmuşluk misali hoyratça devam etmişti yoluna saniye saniye; “Ne de olsa elli dokuz saniye sonra yine benimdir.” diye… Demiştim, bizler gibiydi o Saniye de. Kaybedince nasıl da anlamıştı işte; bir saniyenin o tarifsiz kıymetini, kifayetsiz çaresizliğini, takvim kütüklerine dönüşen tozlu ağırlığını…

Ve de o Yelkovan… Bir dakikacık da olsa geriye gitmek istemişti muhtemelen; “Bir şeyleri düzeltirim belki…” diye, o da bizler gibiydi işte… Zamanı geriye alarak bir şeyleri çözebileceğini zanneden, yeniden başlayacağını düşleyen bizler gibi… Belki bunu her şeyden çok istemiş de olabilirdi ve sadece bir dakikayı düzeltmek, eminim ona da bir ömür kadar uzun gelmişti… Hatta elini dahi uzatmıştı belki de haykırırcasına; oysa bir saniye kadar uzaktı işte parmakları aşkına…

Ve de Akrep… Ayrılıklar sonrasındaki o yarım kalan saatler, çeyrek geçen saatler… O da bizler gibiydi… Hani bir Saniyeyle Yelkovanın, birbirlerine sonsuz boşluklardan attıkları o bakışlarını, öylece seyreden Akrep gibiydik bizler de… Uyku tutmayan gecelerde, tavandan yansıyan maziyi seyreden bizler… Anımsıyorduk ayrılıklarımızdan geriye kalan o imgeleri, seyrediyorduk öylece; imreniyor, hüzünleniyor, değiştirmek istiyorduk bir şeyleri ve değiştiremiyorduk tek bir saniyeyi…

Zaman, geçip gidiyor, duvar saatleri için bile… Ve zaman, bizler gibi değil işte. Zaman, unutuyor çünkü her şeyi; geride bırakıyor, ardına bile bakmıyor… Bizler; kimi Saniye, kimi Yelkovan ve kimi de artakalan o Akrepler gibiydik… Ne bir saniye eksiliyordu özlemlerimizden ne de bir yelkovan…

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...