Beyinlerarası Otobüs Terminali

Gece Gündüz
A A

Düşüncelerim çantamda, çantam aklımda, öylece duruyordum… Otobüsümü kaçırmıştım. Belki de o kaçmıştı ya da ben, geç gelmiştim ya da o, zaten hiç beklememişti… Filtresini zorlayan izmaritimi, hoyratça olası ardındaki boşluğa doğru savurdum. Bir şeyler elimizden kayıp gidince olası hıncımızı, her daim çevremizden çıkarırdık ya zaten… Ciğerlerimdeki dumanı, son monoksitine kadar üfledim, karbonlarını ise göğüs kafesime sakladım. Yüzyıllar sonra kemik yaşıma eklenirdi belki. Belki de eklenmezdi; belki de sadece kansere dönüşecekti, kim bilir…

Üfleyecek karbonun kalmadığına kanaat getirince durdum, biraz başım dönüyordu. Belki de dönen, Dünya’ydı ya da dönen, bendim ya da ikimiz de olduğumuz yerde duruyorduk; dönen sadece karbonlardı… O sıra ruhumu, Azrail’e zorla teslim ediyor gibiydim. Belki de Azrail, almak istemiyordu ama ben zorla veriyordum ya da o, zorlayarak almak istiyordu ama ben, sıkı sıkı tutuyordum, kim bilir; velâkin o karbonmonoksit kokusu, beni bile rahatsız etmişti… Duruldum, derin bir nefes aldım; biraz azot, biraz oksijen ve biraz da diğerleri, güzeldiler…

Evvelce de birtakım otobüs terminallerinde bulunmuştum. Bazılarında gecelemişliğim de olmuştu. Sonra yine bir aralar, fazlaca lirik idi yapıtaşlarım. Şiirlerarası otobüs terminallerinde diz dize kalmışlıklarım vardı… Lakin belirli bir yaştan sonra, ne şehirlerin ne de şiirlerin arasındaki o terminallerin bir önemi kalıyordu. Beyinlerarası yaşanıyordu her şey. Mantık, her şeyden önce gelirdi; şehirlerden, şiirlerden, dizelerden, dizlerden… Mademki Beyinlerarası yaşanıyordu artık kelimeler, sözler, sözcükler; benim bu terminalde işim neydi? Hatırladım; otobüsümü kaçırmıştım. Belki de o kaçmıştı ya da ben, geç gelmiştim ya da o, zaten hiç beklememişti…

Bir bankta oturan yaşlı bir adam dikkatimi çekti. Sanki o da otobüsünü kaçırmış da o zamandan beri o bankta oturuyormuş gibiydi; kendisine doğru yürüdüm. Bir şeyleri elimizden kaçırınca dermanımızı, her daim kendimiz gibilerinde arardık ya zaten… Üstüne sinmiş kesif sigara kokusunu alınca onun da otobüsünü bir hayli kaçırmış olduğuna kanaat getirdim. Belki de otobüsü, ondan kaçmıştı ya da o, geç gelmişti ya da otobüsü, onu da hiç beklememişti… Yanına oturdum; oysa oturmak için izin bile istemedim. Belki de istesem izin vermezdi; belki umurunda bile değildi ya da bir insanın yanındaki bir boşluğa otururken sorulacak o soru neydi?

Kansere dönmüş karbonlarının hırıltısıyla soluyordu ihtiyar. Birkaç dakika önce Azrail’e verdiğim nefeslerimi anımsattı bana, tebessüm ettim… Aslında çok şey sormak istedim ihtiyara ama hiçbir şey sormak da istemedim. Belki de sorsam cevap bile vermezdi; belki de vereceği cevaplar, işime gelmezdi ya da boş bir banka oturan bir insana verilecek o cevap neydi; kim bilir… Bir adam, bir ihtiyar; Beyinlerarası Otobüs Terminali’nde öylece oturuyorduk…

Paketimden bir sigara daha almak için elimi, cebime uzatıyordum ki ihtiyarın sorusuyla sendeledim:

“A beyninden B beynine doğru kaçarak hareket eden bir otobüsün, yıllarca süregittiği o boşa geçen zaman, hiç kilometre bölü ziyan ise; A beyninden B beynine doğru hareket eden o otobüsü kaçırdığı hâlde bir bankta öylece bekleyen bireyin beyni, kaç gram eder?”

Çocukken de matematiği sevmezdim. Benden, sürekli benim yaratmadığım problemleri çözmemi beklerdi… Sonra biraz düşündüm; aslında ihtiyarın sorusu, bir matematik problemi değil gibiydi. Sonra biraz daha düşündüm; aslında ihtiyarın sorusu, bir soru da değildi. Belli ki ihtiyar, boş bir terminalin boş bir bankında boş boş yaşlanacak bir adamın, bir hayli işine yarayacak dolu dolu bir cevap vermişti. İşime geldiği gibi yaptım. Kalktım; yürümeye, o terminalden uzaklaşmaya başladım…

Evvelce de birtakım otobüs terminallerinden, öylece kalkıp uzaklaşmışlıklarım olmuştu. Geceleri gündüzlere teslim ettiğim, öylece yürümüşlüklerim… Mademki gitgide uzaklaşıyordu kelimeler, sözler, sözcükler; benim bunca yakınlaşmaktaki amacım neydi? Bir cevap bulamadım; belki de henüz o kadar yürümüş değildim, belki de henüz yeterince uzaklaşmış da değildim; döndüm, arkama baktım; evet, yeterince uzağa gitmiş olamazdım…

Mehmet Barış İmge

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...