Beklentisizlik

Gece Gündüz
A A

Hayatta salt mutluluğun tek anahtarı beklentisizliktir. Lakin pek kıymetli Oğuz Atay’ın dediği gibi; “Çıkarlarıyokmuşdabirşeybeklemiyormuşçasınagiller” familyasından da bahsetmiyorum, ondan uzak durmak gerek, zira o bir eziklik… Bahse konu kavram, salt bir beklentisizlik…

İnsanoğlu yaşadıkça arzuları elbette bitmez, lakin bunları törpülediği oranda olgunlaşır ve olgunlaşacaktır. Beklentiler bir bakıma “Tatminsizlik”ten de gelir, buna zamanında değinmiştim. Göz açlığı, maymun iştahlılık, şıpsevdi bir zihniyet; her daim bireyleri kör eden bir saplantıdır. Tüketim hırsı ve arzusu arttıkça beklentiler de elbette ona doğru orantılanacaktır.

Peki, beklentileri sıfırlamak mümkün mü? Elbette değil, lakin minimize etmek tamamen reseptörlerimizin elinde… Ayrıca, çok fazla şeyi yaşadıktan sonra gelen o bıkkınlıkla da karıştırılabilir bu beklentisizlikler. Veya o tükenmişliklerle… Lakin beklentisizlik başka bir şey. Önce kendini tanımak, akabinde kendini anlamak ve son olarak kendiyle barışmakla başlar bu yol. Bunun için aynaya karşı muhasebe departmanında işe başlamanızı naçizane tavsiye ederim. Elbette kaşım, saçım, sakalım, makyajım, dudaklarım falan düzgün mü diye değil; aklım, kalbim, fikrim, yaptıklarım ve yapacaklarım düzgün mü diye…

Peki, bir şey beklemeyecek miyiz birilerinden, hayattan, Tanrıdan? Elbette bekleyeceğiz, isteyeceğiz lakin verdiğimiz kadar, ederimiz kadar, olan kadar; çabamız, cebimizdeki hacim, ruhumuzdaki ağırlık, o insandaki yansımamız, Tanrıdaki kulluğumuz kadar… Buna yetimiz noksansa da orada durmayı bilmekle devam edecek ve aynı zamanda bunu tamamen kabul etmeyi de öğrenmekle ilerleyeceğiz… Kabullenmek pes etmek değil, farkındalıktır ve kabullenmek; beklentisizliğe açılan kapının anahtarıdır. İşbu kabullenmenin üzerine bir de aynaya karşı muhasebe departmanında edindiğimiz; “Bekliyorum ama beklediklerime ben ne veriyorum?” sorusunun nakit cevabını da dahil ettik mi, başımızı usulca o kapıdan içeri sokabiliriz. Beklentisizliğe biletimiz olan o kabullenmeler bizi depresyona falan da sokmaz hem. Zira ununu elemeden eleğini asıp inzivaya çekilmek; çevreden, insanlıktan, Tanrıdan soyutlanmak da elbette kabullenmek değildir.

Biraz da bakkal usulü bir örnek verirsek; cebimizdeki para bir çiklet almaya yetiyorsa, çikolata reyonuna kadar yürümemek de diyebiliriz. Buna ek olarak bakkala, “Bir çiklet parasına çikolata verir misin?” saçmalığını yapamayacağımız gibi; Tanrıya da “Neden bir çiklet parası verdin de çikolatanınkini noksan eyledin?” diye bir serzenişte bulunmamak…

Beklentisizlik bir başarıdır; götürmez, eksiltmez, ekler ve kazandırır. Arzularınızı minimize ettiğiniz bir hayatta elde edemeyeceğiniz hiçbir şey yoktur. Zira minimal olan her şeyi başarabiliriz bu hayatta ve zaten onu da yapamıyorsak tek bir kelime ile aptalızdır.

Beklentisizlik; matematik, fizik, kimya ve edebiyatın aynı anda kullanıldığı bir hesaplamadan oluşan bir değerdir. Sadece hak ettiklerini veya sadece güç yetirdiklerini hesaplamak; onu karşıdakilerden istemeden lakin hak edilenden fazlasına da tecavüz etmeden güzelce almaktır. Ancak bu şekilde kendinizi ve karşınızdakini aynı anda mutlu edersiniz ve de ancak bu şekilde bir mutluluk için salt mutluluk diyebilirsiniz.

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...