Beklemek

Gece Gündüz
A A

Beklemek

Kelime anlamıyla başlamaya gerek yok “Beklemek ne ki?” demek için… Hepimizin hayatının yarısını işgal eden bir olgudan bahsediyorum malum. Bekliyoruz hep… Aslında bizi hiç de beklemeyen her şeyi biz bekliyoruz işte…

Bugünkü bekleyişim bir otobüstü mesela. Hem ne zaman bir otobüs bir insanı beklemiştir ki; elbette ben bir otobüsü bekliyordum. Ayrıca gün de değildi, geceydi ben beklerken. Zaten ben bu hayatta en çok geceleri bekledim bir şeyleri. Hem gündüzü kim ne yapsın ki; gündüzün karşıladığı beklentilerden kimseye bir hayır da gelmez zaten… Beklemek diyordum, bir otobüsten bahsetmiştim. Bu otobüs, beni uzaklara götürecek bir başka otobüse beni götürecek bir otobüstü; sarıydı biraz, hem bu cümle kadar karışık da değildi, kalabalık da… Boştu koltuklar, tam da hayattan beklentilerim kadar boştu… Sordum kendime; “Mademki koltuklar boştu, neden bekletti ki beni?” Cevabı hayatta gizliydi ya zaten, hep boştu ama bekletiyordu bizi; ölemiyorduk bile öyle kafamıza estiği gibi…

Vardım sonra, beni uzaklara götürecek o diğer otobüsün beni beklediği yere. Yoksa beklettiği yere mi demeliydim. Neyse, orası elbette bir terminaldi, sebze hali olacak değildi ya zaten… Aslında olsaydı çok da anlamsız olmazdı, zira başım bir çuval patates gibiydi, ağrıyordu; sırtım da bir çuval soğan gibiydi, o da ağrıyordu. Birkaç şey atıştırdım sonra otobüsümü beklerken, zira üzerine bir ağrı kesici içmek hiç de fena olmazdı ağrılarımın; aç karna içmek zararlıymış, öyle derlerdi hep… Vermidon yuttum bir tane atıştırdıklarımın üzerine; ağrılarım da bekliyordu ben gibi, nasıl da mutlu oldular o ilaç damarlarımda dağılırken. Pek ilaç içmem ben zaten, bundan olsa gerek oldukça çabuk etki etti ve bundan olsa gerek biraz da mayhoş etti beni. “Sebze hali olsa iyiydi,” demiştim beklediğim o terminal için, zira kafam artık bir kilo limon gibi tatlıydı. Ha bu arada, size bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker olduğundan bahsetmeme gerek yok sanırım; şeker gibiydi kafam işte…

Üzerine bir sigara yaktım sonra, tabii ki dışarıda; zira kanun da bekletilmeyi sevmezdi, dışarıda diyordu tabelalar. Beklemeye başladım yine. “Sahi neyi bekliyordum,” unuttuğum zamanlar bile oldu hem, işte bunlar hep Vermidon’dan; yoksa bir otobüsü bekliyordum, o kadar da sebze değildi kafam… Gelmedi otobüs, zamanında gelmedi yani. Hem ne zaman bir otobüs zamanında gelmiştir ki; kızmadım bu yüzden ona. Sanırım alışılmış problemler bir süre sonra çözümmüş gibi geliyordu ve kızmıyorduk onlara, öyle kabul ediyorduk. Hayat boyu beklemeyi kabul ettiğimiz gibi hani…

Biraz o bankta sıkıldım sonra, baktım olmuyor biraz da bu bankta… Yürüdüm de biraz, durdum da… Çok güzel bir dolunay vardı sonra; tamam, tastamam bir ay değildi kabul, güneş birazını ucundan kemirmiş gibiydi. Ama tam gibiydi işte, hayatımın ucundan ucundan kemirdiği ben gibiydi; zira baktığım aynalar, aslında eksilmiş beni hep tam gösteriyordu gözlerime. O da öyleydi işte, gözlerimin görmek istediği gibiydi.

Ben otobüs bekliyordum ama bir kamyon geldi; ağaçları, çimenleri suluyordu. Arkasında “Dikkat Sulama Var” yazan bir kamyondu; söylediğini yaptım kamyonun, dikkatle izledim, ne de güzel suluyordu bitkileri, keşke biraz da beni sulasaydı… Demiştim ya; kafam artık limon ağacı gibiydi. Hem yine söylemiştim; bir terminal değil de sebze hali olsa iyiydi sanki… Çünkü ot kafalı adamlar da gördüm, üç tane saydım; onlar da ağaçlıklara yürüyüp suladılar bitkileri. Karanlık olması iyiydi hem, yoksa gözlerim bu defa görmek istemediklerini görecek gibiydi. Onlar da suladılar bitkileri ve yavaşça yollarına gittiler; umarım fermuarlarını kapatmışlardır ottan o adamlar…

Birkaç sigara daha yaktım sonra beklerken, zira beklediğim otobüs gelecek gibi değildi. Bu arada aynı anda yakmadım tabii ki sigaraları, onlar da beklediler sıralarını. Otobüs diyordum, bekliyordum. Tamam, beklemek farzdı, olmazsa olmazdı ama bu kadar da bekletilmezdi ki… Bir adama yaklaştım usulca, bekleyen soruları sulayan bir başka kamyon gibiydi o da; biraz da domates gibiydi hem, kırmızıydı yüzü, kıyafetleri… Bekleyenlerin bekleyen suallerine “Bekle!” demekten sıkılmış gibiydi biraz da. Ne kadar bekleyeceğimi sormadım elbette, zira “Gelene kadar!” demesi pek de hoşuma gitmezdi. Evet, daha önce beklerken işittiğim bir şeydi çünkü bu…

Daha başka sordum soruyu; hani beklemekte profesör olmuş dağarcığımın bana öğrettiği farklı sorulardan birini. Ne kadar bekleyeceğimi öğrenmedim elbette, sadece daha bekleyeceğimi öğrendim. O da bir şeydi, çözümmüş gibi gelen bir başka problemdi yani, bundan bahsetmiştim…

Beklemekten vazgeçtiğimiz anlarda gelir ya bir şeyler, tam da öyle oldu. Ben beklemeyi aklımdan çıkardığım bir zamandı otobüsüm geldiğinde. Beklemeden bindim, hareket ettik, düşünmeye başladım camdan yansıyan yüzüme bakarken; “Sahi ben bu otobüsü niye bekliyordum ki?” Hep Vermidon’dan oluyordu bunlar, eminim…

Hatırladım, bir yere gidiyordum işte, uzak bir yerlere… Elbette… Birileri de beni orada bekliyordu tabii ki. Hep bekliyorduk… Kasalarda dizili meyveler, sebzeler gibi… Oysa dünya olmalıydı burası ama daha çok bir sebze hali gibiydi…

Mehmet Barış

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...