Baba, Annemin Bacağını Kim Isırdı?

Gece Gündüz
A A

Hayatımda duyduğum en tuhaf sorulardan biri değildi elbette, lakin hayatımda duyduğum en manidar sorulardan biriydi: “Baba, annemin bacağını kim ısırdı?”

Bir minibüsteydik; biraz uzaklara gideceğim bir feribota beni götüren bir minibüstü bu… Bahse konu bu baba, anne ve çocukla, bindiğimiz bu minibüsten önce de karşılaşmıştık ne hikmetse. Öncesinde de aynı metrodaydık ve muhtemelen, gideceğimiz o feribotta da yine ve maalesef karşılaşacaktık. Görünüşe göre, kısa bir tatile çıkıyorlardı…

Baba, yol boyunca sergilediği tavırlarıyla ele alınırsa gayet sorunlu bir tipti. Çocuk, bu sorunlu tipten olma, şanssız bir üretimdi. Anne ise böyle bir babadan biraz bezgin, böyle bir çocuktan biraz şaşkın, biraz da sessiz ve oldukça rahat giyimliydi. Annenin giyiminin konuya dâhil olmasını sağlayan şey, insanların kıyafetlerini yargılamak da değildi elbette. Annenin giyiminin konuya dâhil olmasını sağlayan şey; çocuğun, babasına kurduğu o efsane sorunun müsebbibi olmasıydı: “Baba, annemin bacağını kim ısırdı?” Zira bizler göremesek de o çocuğun görebileceği bir izi belli edebilecek kadar rahat bir giyinmeydi bu.

Minibüste, hemen yanımdaki iki kişilik koltukta oturuyorlardı. Çocuk, annesinin kucağında, kıpır kıpırdı. Anne, hem çocuğunu hem de sorunlu kocasını idare etmeye çalışan bir şaşkınlık içindeydi. Babaysa minibüse binmeden önce sömürdüğü sigaranın ağzındaki kokusunu bastırmaya çalışan arsız sakızı, elindeki maç özetini gürültülü bir şekilde yansıtan pek akıllı telefonu, bir saçlarına bir gözüne iliştirdiği markalı güneş gözlüğüyle, ailesinden tamamen ilgisiz ve kendi dünyasında bir yolculuk yapmaktaydı.

Yerinde duramayan zıpır çocuk, bir anda babasının gözlüğüne meyletti. Gözlük, biraz sert bir şekilde yere düştü. Baba, elindeki telefonu aniden dizlerine bırakıp hunharca bağırdı: “O gözlük kırıldıysa ben de senin kafanı kırarım!”

Minibüs, bir anda buz kesti. Zira bu feryada mazhar olan çocuk, en fazla beş yaşındaydı. Tüm yolcular olarak bu babaya elbette çok kızdık, tuhaf bakışlar attık, kıpırdadık, homurdandık… Tabii ki birçoğu içimizden… Zira bir “Sizi ilgilendirmez lan!” durumuydu bu.

Anne de durumdan pek bir rahatsız olmuştu ama o da kifayetsizdi. Zira bir “Dön önüne işine bak sen, adamın tepesinin tasını attırma!” durumuydu da bu aynı zamanda. Hep birlikte, o çocuk kadar pusmuş bir hâlde yolculuğumuzu tamamlamaya karar verdik.

Lakin kafamdaki öfke durmuyordu. Bedeli ne olursa olsun bir madde, nasıl oluyor da bir çocuktan daha kıymetli olabiliyordu? Bir madde kadar değer verilmeyen bir çocuk, nasıl oluyor da bir yazıcıdan çıktı alma rahatlığında üretilebiliyordu? Bu insanlık nereye gidiyordu, biz nereye gidiyorduk, bu minibüs nereye gidiyordu…

Felsefede, dinde, doğada “karma” diye bir şey her daim vardır elbette; en azından ben, buna sonsuz kudrette inananlardanım… Ve o boktan gözlüğe aniden meyleden çocuk, yine aynı anilikte bir soru ile tekrar babasına seslendi: “Baba, annemin bacağını kim ısırdı?”

Minibüs, tekrardan buz kesti. Karma, elbette bu sefer de misyonunu tamamlamıştı işte.

Anne, eminim ki biraz utanmıştı, zira yüzünü göremiyordum. Çocuk, hiçbir şeyden haberi yok bir şekilde, bizlerin göremediği o izin nedenini masumane bir hâlde, ısrarla sormaktaydı… Ama baba… Evet, o baba; bu defa cevap veremiyordu, bu defa bağıramıyordu ve bu defa tam olarak yerin dibindeydi. Bence de öyle olmalı ve hatta mümkünse sonsuza kadar orada kalmalıydı. Tüm arsızlığının ve o çocuğa hayvanca davranışının bedelini, yüzündeki domates tarlasıyla ödüyordu sadece.

Çocuğun, gayet doğal yollarla intikamını alması hepimizin içine su serpti tabii. Yolculuğumuz artık rahat geçecekti. Hem en çok da arka koltuktaki o üç ergen gence yaradı bu durum diyebilirim. Zira yol boyunca, bir adama bir birbirlerine bakıp gülüştüler arkadan arkadan…

Siz siz olun, değerini bilmediğiniz ilişkiler/evlilikler yaşayıp üstüne bir de kıymetini bilmediğiniz çocuklar yapmayın. Ha diyelim yaptınız; en azından karınızın bacağını, çocuğunuzun açık alanda dile getireceği raddede ısırmayın. İnsanlığınıza pek koymaz belki ama yüzünüz epey kızarabilir.

Bu arada, o markalı boktan gözlüğe hiçbir şey olmamıştı…

Mehmet Barış İmge

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...